Çocuklu Hayat

Çocuklu Hayat
çocuk kitapları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocuk kitapları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Eylül 2018 Cuma

Mucize - R.J PALACIO

Mucize kitabını tatilimin ikinci yarısında başlayıp bitirmiştim. Belki bir yıl falan oldu hediye gelmişti. Kitaplığımda öyle sırasını bekliyordu. İşte dedim tam bir tatil kitabı... Kitabı okurken dalga ve martı sesleriyle güzel bir bütünlük yakaladık azizim :)

August yüzünde fiziksel bir bozuklukla doğan, sıra dışı görüntüsüne rağmen son derece duygusal, ve zeki bir çocuk. On yaşına gelene kadar yirminin üzerinde ameliyat geçirmiş. Ancak yüzünün düzelme ihtimali yok ve August böyle yaşamak zorunda. Annesinin yardımı ile 5. sınıfa kadar eğitimini evde tamamladıktan sonra anne ve babası artık okula gitmesine karar verince ortaokula gidişiyle asıl hikaye başlıyor. 

Olayların her bölümde farklı karakterlerin ağzından ve onların kişiliğine, psikolojisine bürünerek anlatmasını başarılı buldum. Bu sayede hem empati kurabiliyorsunuz, hem de olayların göründüğü gibi olmadığını görüyorsunuz. Madalyonun diğer yüzünde olayların farklı olduğunun, insanları eleştirirken aslında bilmediğimiz başka durumların ve sebeplerin de olabileceğinin idrakına varabiliyorsunuz. 

Ben de yürüme engelli olduğum için August'u çok iyi anladım. Çocukluk günlerime döndüm ve benim çocukluğumdaki çocukların çok acımasız olduğunu hatırladım. Çokça içselleştirdim. August'un neler hissettiğini, hırçınlığı, esprili oluşunun altında yatan sebeplerini çok çok iyi anladım. İnsanların dönüp dönüp bakmasını, çocukların boyunları kopuncaya kadar arkalarına dönüp bana bakarak yürümelerini hepsini yaşadım. Çok zor yıllardı...

August'un yaşadıklarıyla kendi yaşadıklarımı çok benzettim. Tıpkı benim gibi onun da hayattaki en büyük şansı sevimli, neşeli, diğer insanların bile gıpta ile baktığı bir aileye sahip olmasıydı. Bence bir çocuğun hem gelişmesini hem de mutluluğunu belirleyecek ilk koşul, kaderini etkileyecek olan iyi bir coğrafyaya; ikinci koşul, geleceğini etkileyecek olan iyi bir aileye düşmesidir. Ardından gelecek olan ancak çocuğun kendi çabasıdır. Tıpkı August'un kendisi için bir çok çaba göstermesi gibi... 

Yazarın ilk kitabı olmasına rağmen bu kadar sürükleyici, keyifli ve farklı anlatım tarzıyla yazması gerçekten hoşuma gitti. Okuyucuyu en etkileyebilecek yerleri, özellikle basit ve kısa cümleler kullanarak anlatmış. Mucize'nin filmi de varmış. Henüz izlemedim. İlk fırsatta izlemeyi planlıyorum. Henüz kitabı okumayanlara gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum. Çocuk kitabı gibi dursa da yetişkinlere de çokça dersler var aslında... 

Altını çizdiğim yerleri paylaşmadan olmaz :) 

"Haklı olmak ile nazik olmak arasında seçim yapmanız gerektiğinde nazik olmayı seçin."

"Denginiz olamayan arkadaşlar edinmeyin."

Talih cesurdan yanadır."

"Dostça davranmanız yeterli değildir. Dost olmanız gerekir."

Herkese iyi hafta sonları...
Devamını Oku »

22 Haziran 2017 Perşembe

Çocuklar İçin Kitap Önerileri



Rosie, annesiyle birlikte şehrin diğer yakasındaki yüksek bir apartmana taşınır. Yeni odası komşusunun aynı yaştaki oğlu Musa'nın tam üstündedir. Rosie ve Musa çok geçmeden arkadaş olurlar ve gizlice apartmanın çatısına çıkmak için anlaşma yaparlar. Fakat işler planladıkları gibi gitmez. Ailelerinden gizli yaptıkları bu olayın yanlış olduğu öyle güzel aktarılıyor ki direkt olarak değil ama tatlı mesaj ve olaylarla içinizi ısıtarak açıklıyor. İki çocuğun zekice kurgulanmış diyaloglarını ve gözlemlerini okurken gülümseyip düşünecek, resimlere bakarken apartmanın içinde dolaşacak, yükseklere çıkıp ayaklarınızın altında uzanan kenti seyre dalacaksınız. Ben bir solukta okudum, illüstrasyon resimli, renksiz, 90 sayfalık çok yoğun yazılı olmayan 8 yaş ve üzeri için eğlenerek okuyacakları türden bu kitabı gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum. 
Gerçek bir pekin ördeği, şanssız tesadüfler sonucu, fırtınalı bir havada Çin'in doğu kıyısındaki bir gemiden denize düşen 30.000 oyuncak plastik banyo ördeğiyle okyanusa sürüklenir. Üstelik bu sürükleniş sadece yıllar boyunca sürmekle kalmaz. Endonezya'dan Basra Körfezi'ne, güney kutbundan İngiltere'ye uzanan bir yolculuğa dönüşür. Bu yolculuk pek çok tehlike, olağanüstü duygular, korkular, sevgi ve umutla yaşanır...

Sevginin ve umudun kitabı olmasının yanı sıra, çevre bilinci ve hayvanların koşulsuz sevgisiyle ilgili çok güzel mesajlar da veriyor. Kitaptaki ördekler, aslında içlerinde patlayıcı barındırıyor. Bir silah tüccarının hırsı uğruna neleri göze alabileceğine tanık oluyoruz. İnsanların dünyayı ne hale getirdiğini, birbirlerine, hayvanlara ve doğaya nasıl duyarsız davrandıklarını şaşkınlıkla izleyen bizim pekin ördeği hiçbir insana güvenilmeyeceği acı gerçeğini öğreniyor. Bu kitap en az insanlar kadar hayvanların da sevilmeye ihtiyaç duyduğu gerçeğini bir kez daha hatırlatmış oldu. 112 sayfalık, renkli resimli, 10 yaş ve üzeri için uygun bir macera kitabı...

"Bir insan eli tarafından okşanmayalı, tüylerinin üzerinde bir el gezinmeyeli yıllar olmuştu. Ve aslında bu bir ördek için ihtiyaçtı.Çünkü...Ona ailesini hatırlatıyordu."
Şair Kısakulak son derece içine kapanık ve bir kulağı diğerinden biraz kısa olan, dış görünümü diğer tavşanlara göre biraz farklı olan bir tavşan. Kimseyle konuşmayı sevmeyen şairimiz, biraz aksi ve fazlasıyla alıngan, eserlerinin eleştirilmesinden hiç hoşlanmıyor. Postacı tavşan ona sık sık kucak dolusu hayran mektubu getiriyor ama o hiç birini açıp okumadan bir kutunun içine fırlatıveriyordu. Taki bir gün ipek kurdelası olan mor bir zarf dikkatini çeker. Fakat bu mektup Şair Kısakulak'ın hiç hoşuna gitmez, çünkü Şirin Koşaradım, onun şiirlerini, hikayelerini kasvetli bazı hikayelerini sonunun korkunç olduğunu yazacak kadar ileri gider. Bizim şair bu mektuba cevap yazar. Böylece aralarında bir mektuplaşma başlar. Şirin bizim şairi tanışmak üzere evine davet eder. Fakat bizim çekingen kısakulak buna cesaret edemez. Şirin'den gelen yağmur damlalarıyla bazı yerleri silinmiş bir mektup alana kadar herşey normaldir. İşte esas eğlence o yağmurlu gecede gelen mektuptan sonra başlar. 

Okurken resimlerine, köşeleri iliştirilmiş notlara hayran kalacak, kitabın sonundaki Şirin ve Kısakulak'ın aile üyelerinin tanıtımlarına bayılacaksınız. Fiziksel farklıların kabul edilmesi üzerine çok güzel, eğlenceli, bol bol mizah içeren, kıkır kıkır gülme garantili, 56 sayfa, renkli illüstrasyon resimli, 8 yaş ve üzeri çocuklar için tadı damaklarında kalacak cinsten sevimli bir kitaba bayılacaklar.

Görkem Şair Kısakulak'ı inanılmaz eğlenerek okumuştu. Yine aynı yazarın kitabı olduğunu görünce hiç vakit kaybetmeden yine yüzünde tatlı bir tebessümle okudu. 

Aslında herşey çok alışıldık ve sade başlıyor. Kapısız bir mağarada başlayan Bay Mucittaş ve ailesinin yaşamı, aralarına oğulları Finfo'nun da katılmasıyla ardı arkası kesilmeyen ihtiyaçları icat etmeye başlamasıyla bambaşka bir hal almış. Belki de herşey başta gerçekten bir ihtiyaçken, sonra biraz lükse, zaruri olmayan "şeylere" yani ihtiyaç değil de istek olanlara çevrilmeye başlamış. Giderek modernleşen Mucittaş ailesi gitgide de daha da mutsuz hale gelmeye başlamış.

Çağımızın hastalığı teknolojik aletler ve doyumsuzluk çok hoş esprili bir dille anlatılmış. Eee tabi bunun yanında da çıkarılması gereken dersleri de içine saklamış. 40 sayfadan oluşan renkli illüstrasyon resimli, 7 yaş ve üzeri çocuklar için eğlenerek okuyacaklarına eminim. 

Yaz tatilinde olan tüm çocuklara iyi tatiller, annelerine çokça sabır diliyorum. Kitaplar hayatınızdan hiç eksik olmasın... 
Kitapla ve sevgiyle kalın ♥
Devamını Oku »

2 Mayıs 2017 Salı

Ben Bir Gürgen Dalıyım - Hasan Ali Toptaş

Hikaye ege topraklarında yaşayan bir gürgen ağacının ağzından anlatılıyor. Çeşit çeşit ağaçların olduğu bir ormandaki ağaçların yaşamını ve diğer canlılarla olan ilişkilerini çok güzel betimlenmiş. Kambur köknarın yanından geçerken duyduğum kuş seslerini, yaşlı gürgenin dallarına hayran hayran baktığımı, kozalaklarının çıtırtısını duyduğum, kızılçamın altındaki mis çam kokusunu, sonrasında ladinler, ardıçlar ve kestanelerin selam durduğuna bir bir şahitlik ediyor insan.

Zaman zaman ak sakallı meşe ağacı diğer genç ağaçlara gerçek masallar anlatırmış. Cellat yüzlü, bulanık bakışlı adamların, güzelim dağ çiçekleriyle birlikte böcekleri çiğneyerek yürüdükleri an bütün dal uçları korkudan tir tir titrermiş. Ağaçlar insanlardan çok korkuyormuş. Onları kestikleri zaman ne olacağını çok merak eden genç gürgen meşeye sormuş. ''Eğri büğrü olanlarımızı odun yapıp, ısınmak için sobalarında yakarlar. Bizim ölümümüzle ısıtırlar ellerini, aşlarını, evlerini... Birazcık düzgün olanlarımızı da kapı, pencere, masa, sandalye, vestiyer yapıp kullanırlar. Yani bu şekilde de yaşamaya devam ederiz demiş tecrübeli koca meşe. Ağaçlar ya iyice çürüyüp un ufak olduklarında ya da yanıp büsbütün küle dönüştürdüklerinde ölürler.'' 

O günden sonra genç gürgen dümdüz büyümek için rüzgara bile direnerek yaşamını sürdürmüş. Orman koruyucularından kaçan oduncuların gelip, arkadaşlarını katlettiğine şahit olmuş zaman zaman. İnsanlar gibi ağaçların da acı çektiği çok güzel ifade edilmiş. Aslında bir çocuk kitabında bile böylesi derin konulara yer verilmesini hayretler içerisinde okudum. Yazarın yeteneğine hayran kalmamak elde değil. Hapishanede kapı olan köknarın hikayesi yine en çok etkilendiğim bölümlerdendi.

Kesilen ağaçların kendi aralarında yaptığı kapı olmak mı daha iyi pencere olmak mı tartışmasından şu bölüm altını çizdiğim yerler arasında. ''Kapı olmak hiç de sevimli değil! Bir kere kapı olunca kilit takarlar. İnsanoğlunun böyle acayip huyları vardır. Kilit ne demektir bilir misiniz? Kilit, insanın utancı demektir herşeyden önce. İnsanoğlunun nereye ulaştığının göstergesi demektir. İnsanların birbirlerine duydukları güvensizliğin elle tutulur halidir kilit. Birbirlerine duyduğu saygının derecesidir. Bu yüzden, bir çeşit utanç belgesidir her kapıda. Hatta, her dolapta, her çekmecede, her çantada, her kasada, her kutuda... Gene de, insanların yüzü kızarmaz onu görünce... Kilidi açıp kapamaya yarayan adına anahtar denen şeyi ceplerinde taşırlar. Bazen de neşelenince şıkır şıkır sallarlar.Utanç belgesinin farkına bile varmadan neşesinin bir göstergesi olarak kullanır. En iyisi pencere olmak, bir yanıyla içeriye bakıyorsa, bir yanıyla dışarıya bakar. Hiçbir şey göremese bile en azından gökyüzünü görür. Kuşları, bulutları, ufukları, yıldızları, yağmurları ya da kar taneciklerini görür.Kısacası dünyanın her yerinde, pencerelerin gönlü kapılarınkinden daha zengindir.''
Kitabın sonlarına doğru kesilen her bir ağacın hikayesi tahmin edemeyeceğiniz yerlere uzanıyor. Ne yalan söylüyüm başlarda herhangi bir çocuk kitabı gibi algılamıştım. Hikayenin sonunun hiç tahmin edemeyeceğim şekilde bitmesi yüreğimi acıttı. Ama artık ahşap eşyalarıma daha iyi davranacağım kesin. Kimbilir belki de gerçekten yaşıyorlardır...

Her konunun içinde yukarıda görüldüğü gibi 2-3 sayfa resimler mevcut. Resimleri illüstrasyon şeklinde tasarlanmış. Ben kendim sevince Görkem de çok sevecek zannediyorum. O henüz bunu okumadı. Okumak için 8-9 yaş algılama açısından 9 ve üstü yaş için uygun. İçselleştirilmesi gereken bir kitap. Şöyle ki kitabın sonunu gözlerim dolu dolu getirdiysem, varın gerisini siz düşünün. 

Çocuklara, içindeki çocuğu canlı tutanlara, doğayı ve her tür sevgiyi içinde barındıranlara, empati kurmayı sevenlere canı gönülden tavsiye ediyorum. Okuyunuz, okutunuz...
Sevgiyle kalın...
Devamını Oku »

28 Şubat 2017 Salı

Çocukların Hayal Dünyasını Geliştirmek

Çocukların hayalleri aslında onların iç dünyalarına açılan kapılardır. Hayal dünyalarına yaklaşmak bize onların düşüncelerini, isteklerini, duygularını daha yakından anlama fırsatı veriyor. Belki de pek çoğumuz çocuklar oynarken keyifle onları izleriz. Onlara bunu hissettirmemiz onların hayal dünyalarının gelişimi için daha iyi olur. Çünkü oyun zamanları onların en özel anlarını oluşturuyor. Hele de hayal kuruyorlarsa asla bir yetişkin tarafından gözlenmek istemiyorlar. 

Kitaplar zaten vazgeçilmezlerimiz arasında. Çok küçük yaşlarından beri sürekli kitaplarla büyüttüm. Hem düzgün cümle kurmalarına, hem akıcı konuşmalarına hem de hayal dünyalarına inanılmaz katkısı olan kitaplar zaten çok sıkı dostlarımız :) 

Düzgün cümle kurmaya başladıkları andan itibaren hayal dünyalarına geliştirmeye yardımcı oyunları oynamaya başlamıştık. Hayal dünyalarını desteklemek maksatlı benim bir kaç uyguladığım oyun vardı. Birincisi; Geniş betimlemelere baş vurarak, çocuğu masalın içine alacak şekilde hareketli ve canlı bir masal uyduruyorum. Ve bazı kavramları onun tamamlamasını sağlıyordum. Örneğin, "güzel bir bahar günüymüş. Küçük kaplumbağacık çevresini keşfetmeyi çok severmiş. Günlerden bir gün yine gezmeye çıkmış. Çöp bidonunun yanından geçerken bir de ne görmüş? (Burayı çocuk tamamlıyor) diyelim ki kedi dedi. Kedi ne renkmiş?Yine çocuk cevaplıyor. Kedicik çok acıkmış çöp bidonundan yiyecek bişeyler arıyormuş. Bidonun rengi ne renkmiş? (yine çocuk tamamlıyor) kırmızı dediğini var sayarak, kedicik kırmızı  çöpten yiyecek bişeyler ararken, küçük kamplumbağa yoluna devam etmiş. Masalın sonuna doğru kaplumbağa annesine rastlamış. Anneciğim nerdeydin demiş? Annesi ona ne cevap vermiş diye çocuğa sorarak masalı gidişata göre uzatıp bitirebiliriz. Çocuklar bayılıyor bu yönteme her iki oğlum da çok keyif alırdı. 

Bir diğeri de şu şekilde; oyunun kurucusu çocuk, oyuncaklar olmadan hayali bi şekilde oyuna başlıyoruz. Yine de çeşitli materyallerden faydalanmak serbest. Oyunun nerede geçtiği, benim rolümün ne olduğuna, ne iş yaptığıma, amacımızın ne olduğuna, nereye gittiğimize o karar veriyor ve ben ona göre davranıyorum. İşte çocukların arayıp da bulamadığı bir fırsat :) ebeveyn yönetimi :)) Aslında daha vardı. Şu an sadece bu ikisi geldi aklıma. Umarım siz de keyifle oynarsınız bu oyunları.

Benimkilerin her ikisi de erkek olunca evcilik kavramı bize çok uzak. Ama bu demek değil ki hayal kurmadan oynuyorlar. Erkeklerin hayalleri genelde izledikleri çizgi filmlerin kahramanlarıyla özdeşleşiyor. Onlar da o kadar güzel oynuyorlar ki. Bakıyorum ben mutfakta yemek pişirirken uzay aracı olmuş bunlar uçuyorlar mutfağın içinde. Bi bakıyorum ben hulk oldum diye geziyor Onur bende Hulk'un annesiyim o zaman diye aşlık ediyorum :) Bi bakıyorum legolardan silah yapmışlar gizlenip düşmanlara karşı ateş ediyorlar. Aslında silahla oyun oynamalarına karşıyım o yüzden hiç oyuncak silahları yok. Yaradılışında var erkeklerin silahla oynamak neyi bulsalar silah yapıyorlar :))) Hareketli oyunlar zaten hep var. Evimiz çoğu zaman savaş alanını aratmıyor. Aman sağlıkları yerinde olsun da o savaşlar bir gün bitecek nasıl olsa ;)
Onur, Görkem gibi bir abisi olduğu için çok şanslı bir çocuk. Görkem'in hayal dünyası çok geniştir. Olmadık materyallerden farklı oyunlar kurar, şaşırır kalırsın. Çocukların psikolojisi de günden güne farklılık gösterebiliyor. Bazen o kadar sıkılıyorlar ki bazen de çılgınca oyun oynuyorlar. Kimi zaman odalarında kamp kuruyorlar. İki yastık arasına bir örtü oldu sana bir çadır, bir de anneden içine yiyecek bişeyler alınca değme keyiflerine. Işığı söndürüp gece bile yapıyorlar. Kurtlar iniyor dağdan o kadar yani :)) En çok sevdiğim şey onlar beni farketmeden doyasıya onları izlemek. Zaman geçiyor, onlar büyüyor ve ben onları keyifle izlerken bu süreyi sindire sindire geçiriyorum. 

Çocuklarınızla kocamaaaan hayaller kurduğunuz mutlu günleriniz bol olsun...
Sevgilerimle Ülkü... 
Devamını Oku »

2 Şubat 2017 Perşembe

Kofi Veya Bağışlama Sanatı - Oliver Bantle

Kofi'ye cuma öğle arası başlayıp hafta sonu evde bitirdim. En son Momo'ya bu kadar büyük bir heyecanla başlayıp tatmin olmuş bir şekilde vedalaşmıştım. İşte Kofi'yle tanışmamız da bu şekilde oldu. Arkadaş çevremden aldığım olumlu yorumlar neticesinde tabiri caiz ise ağzımın suyu aktı okumak için 😂

Kofi çok öfkeli bir gergedandır. Öyle ki yüzüne ışık saçan aya, rüzgara, bulutlara ve çevresindeki bütün hayvanlara öfke duyar. Ta ki, bir gün büyük babası gelip, birlikte denize gitmelerini önerinceye kadar hayatını öfke içinde sürdürmeye devam eder. 

Kitabın büyük bir bölümü Kofi ve büyük babasının denize ulaşmak için yaptıkları yolculuk boyunca geçen diyaloglarından oluşuyor. Yol boyunca büyük babası Kofi'ye hayat tecrübelerinden, kayıplarından ve kazandıklarından bahsediyor. Bunu da öyle bir incelikle yapıyor ki etkilenmemek mümkün değil. Kofi çocuk kitabı görünümünde bir kişisel gelişim kitabı bence. İçinde öyle cümleler var ki içinde kocaman hayat dersleri barındırıyor. Değme kişisel gelişim kitaplarında bulunamayacak bilgilerle dolu olan bu kitaptan tekrar tekrar okumaya değer bulduğum bazı yerleri paylaşmak istiyorum. 

Kofi büyük babasına doğru yola nasıl ulaşacaklarını soruyor. Büyük babası  da şu şekilde cevap veriyor. "Deniz harika birşeydir. Bütün yollar ona çıkar. Doğru yoldan söz ediyoruz. En hızlı gidilebilecek olandan değil. En doğru yol kendi yolundur." 
Bu sohbete bağlı diyolog daha çok hoşuma gitti.
Kofi : İlk akla gelen her zaman doğru mudur?
Büyük babası : Çoğunlukla.
Kofi : Neden?
Büyük babası: Yürekten geldiği için. Yüreğin senin için neyin doğru olduğunu hemen bilir. Beyinden çok daha çabuk.  
Sonrasında diyolog uzayıp gidiyor. Lakin sözün özü diyor ki büyük babası "yüreğinin kararlarını beyninin bozmasına izin verme!" ve hemen ekliyor. 
* "Düşünceler, yüreğin yolunu açmak için vardır. Yönü tayin etmek için değil."

Bazı kararları alırken yüreğinin sesini dinlemede fayda var. Çünkü benim de hayat tecrübelerime dayanarak yaşadıklarımdan çıkardığım dersin sonucunda bu çıkıyor. Mantıklı kararlar almak için, evet enine boyuna düşünmemiz gerekiyor. Amma lakin işte bir de o düşünceleri yüreğimizin tasdik etmesi gerekiyor. İşte esas doğru yol o oluyor bence...

"Eğer akıllıysan değiştirebileceğin şeyler üzerinde yoğunlaşırsın. Üzerinde etkide bulunulamayacak şeylere karşı savaşmak zahmetli bir iştir." 

An oluyor da bazen debelenip duruyor insan elinden hiç bir şey gelmeyen konularda. Çok doğru söylemiş Kofi'nin büyük babası değil mi? Oysa öz kontrolümüzde bulunan bazı durumlar var onları değiştirmek dururken neden boşa kürek çekelim.

Gençlik yıllarımda oldukça asabi ve kaprisli bir kişilik olduğumdan kendime de koca koca paylar çıkardım çocuk kitabı görünümündeki büyükler için bu ders kitabından 😉 O zamanlar her ergen gibi bende nasihatlerden hoşlanmazdım. 😊 İşte Kofi de bundan çokça şikayetçi... Lakin büyük babası bu konularda oldukça usta olduğundan etkili bir cümle kuruyor ona. "Büyük öğretmen ben değilim, hayatın ta kendisi. Ben olsa olsa sana onu nasıl dinleyeceğini gösterebilirim." Kofi'nin davranışlarına dikkat etmesinin ve düzeltmeye çalışmasının altında büyük babasının seçtiği sakin ve olgun cümleler yatıyor. İşte biz de çocuklarımızı yetiştirirken bu hassas noktalara dikkat edersek daha ılımlı ve sakin bireyler yetiştirebiliriz.

Büyük babanın özlü sözleri :
* "Abartı, yalanın küçük kardeşidir."

Hiç bu şekilde düşünmemiştim. Sen çok yaşa büyük baba 😊 Görkem büyüdü artık karşımıza alıp, yetişkin gibi konuşuyoruz onunla çok da güzel anlıyor. İyiyi kötüyü, doruyu yanlışı anlatırken kullanılacak tam çocukların seviyesine uygun bir cümle tuttum bunu. Sizde tutarsanız buyurun buradan alın 😉

* "Öfke tükenmez ve senin içinde kalır. Senin bedenini ve yüreğini zehirler."

Bizim atalarımız da ne demiş keskin sirke küpüne zarar. Öfkelendiğiniz zaman sizde de olmaz mı? Ben bazen köpürüp yok olup gideceğim zannediyorum sinirimden. O yüzden psikologlar öfkelendiğimizde bulunduğumuz yeri değiştirmemizi, bizi sinirlendiren şeyden uzaklaşmamızı öneriyor. Öfke kontrolüne dair öyle güzel anlatıyor ki büyük baba Meru, kitap adeta akıp gidiyor.

*" Bağışlamak, kendi yüreğini incitmekten vazgeçmek demektir."

Öyle ya insan birilerini affetmediği sürece, hep hafızasında taze kalıyor yaşadıkları. Kini daha da büyüyor ne zaman bu konular açılsa kin bürüyor zihnini acılar, çevreliyor etrafını. Ve her seferinde yüreği yine yeniden inciniyor. 

Çokça kendimle yüzleşmemi sağlayan bu kitabı bana tavsiye eden canım Esra'ya (2balık) çok çok teşekkür ederim. Okumak için geç kaldığım bir çocuk kitabıymış gerçekten. Kesinlikle okumalısınız. Hiç pişman olmayacaksınız derim ben...

Bizim evin öfkeli Kofi'si 😃
Şu resimde görülen küçük afacana kaç kere dedim. Onur bak kitabıma dökeceksin diye dinlemedi beni, öfkeli küçük Kofi 😊 Kitap okurken beni izliyordu. Ağzına doldurduğu limonlu sodanın elini yanağına bastırınca kitabıma boşalacağını düşünemedi 😃Kendisi de anlamadı ne olduğunu gerçekten de yanlışlıkla olmuştu. Suçluluk psikolojisiyle hemen arızaya bağladı ama Allah'tan çabuk atlattık da keyifle okumaya devam ettim. Varol evlat! Sen çok yaşa emi! ❤ 


İşte böyle dostlar, ben Kofi'yi okurken hem eğlendim, hem düşündüm, hem de ebeveynlik adına önemli notlar aldım... 
Herkese keyifli okumalar... 
Devamını Oku »

12 Ağustos 2016 Cuma

Dev Şeftali - Roald Dahl


Dev Şeftali o kadar uzun süredir aklımdaydı ki sürekli zihnimi meşgul edip, her seferinde kitaplıktan bana göz kırpıyordu. Sevgili Esra bana tavsiye edeli nerdeyse bir yıl oluyor. Aslında bir kitabın kafada takılı kalması da iyi değil zavallı uzun süreli belleğimi meşgul ediyor :)) Özellikle son zamanlarda belleğimin hafızası hata veriyor. Sık sık unutup, çokça sesli konuşuyorum. Her ne kadar çevremdekiler bunun yaşlılık belirtileri olduğunu söyleseler de o kadar da olmadığımı beyan eder, meraklısı için yolun yarısını minicik geçtiğimi söyleyeyim yeter ;)
Roald Dahl'ın kitaplarının en sevdiğim özelliğinden bir tanesi de kahramanları yukarıdaki gibi tanıtıp, çocukların hafızasında daha kalıcı olması için somutlaştırması. Görkem'in de heyecanla açtığı ilk sayfa karakterlerin tanıtıldığı bu sayfa oluyor. Roald amcayla keşke çocukluğumda tanışma fırsatım olsaydı....

Gelelim baş kahramanımıza; 4 yaşına kadar musmutlu bir yaşam süren James'in hayatı hayvanat bahçesinden kaçan gergedanın onun anne babasını yutmasıyla start alıyor. Zavallı James'in teyzelerinden başka hiç bir akrabası olmayınca mecburen onlarla yaşamaya başlar. Buraya kadar nerdeyse bizim kül kedisi masalına benziyor :) Allah'tan James'in anne-babasının ölümü uzun uzadıya anlatılmıyor. Zira çocukları olumsuz etkileyebilecek cinsten bir son... 

Sünger teyze ve Diken teyze çitle çevrili döküntü bir evde yaşamaktadır. Kötü kalpli teyzeleri zavallı çocuğun ne bahçeden dışarı çıkmasını ne de yaşıtlarıyla görüşmesine izin veriyor. Üstüne bir de teyzelerinin verdiği işleri yapmazsa bodruma kapatılıp, dayak yiyor. 

James bu şekilde 3 yıl teyzeleriyle birlikte yaşar. Günlerden bir gün deniz kenarına inmek için izin isteyen James tuhaf görünümlü bir adama rastlar. Adam, çocuğa taşa benzeyen büyülü yeşil şeyleri elinden kaçırmadan verdiği tarifi uygulamasını söyler. James, heyecandan elindeki büyülü şeyleri şeftali ağacının dibine düşürür. 
Dev gibi büyüyen şeftaliyi bilet karşılığı sergileyen teyzeleri çok para kazanmaya başlar. Şeftalinin etrafını temizlerken girebileceği büyüklükteki kapıyı farkeder. İçeride çekirge, kırkayak, örümcek, ipek böceği, solucan, ateş böceği ve gelin böceğinin onu beklediğini görür. Kısa süren bir şaşkınlık yaşadık sonra dev şeftali ile yolculukları başlar.

İşte esas macera da bundan sonra başlar. İpek böceği ve örümceğin ip üreterek martıların tutunmasını akıl eden James, bütün böcek karakterlerin kendi özelliklerini kullanarak ona yardım etmesini sağlar. Belki de bir çok çocuğun korktuğu ya da önemsiz gördüğü böceklerin doğadaki görevleri eğlenceli bir şekilde anlatılırken aynı zamanda öğretici oluyor. En sevdiğim bölümlerden bir tanesi karakterlerin görevlerinin anlatıldığı bu bölüm...

Bi ara dev şeftalinin içinde olduğumu düşündüm. Kocaman bir şeftali mis gibi bir koku ve bitmeyen bir lezzet, üstelik masrafsızca dünyanın diğer  ucuna gidiş, harika olmaz mıydı? :))

163 sayfadan oluşan Dev Şeftali 8-9 yaş çocuğu için uygun. Yazıların yanındaki resimlendirmeler küçük yaş grubu için kitabı daha anlaşılır hale getiriyor. Soyut işlemler dönemine geçmemiş çocukların okuması için de yardımcı nitelikte....

Kısacası Roald amcanın her kitabını beğendiğim gibi buna da bayıldım. Hem çocuklarınız için hem de içinizdeki çocuk için okuyun derim ; )

Herkese mutlu hafta sonları diler, ben kaçarım...
Devamını Oku »

8 Haziran 2016 Çarşamba

Momo - Michael Ende

Kitaba adını veren kahramanız Momo, kimsesiz bir kız çocuğu, kalacak yeri olmadığı için şehrin ortasındaki yıkık-dökük anfitiyatroda  kalıyor. İnsanları tüm kalbiyle dinleyebildiği için düğümleri de çözebiliyor. Küçük büyük demeden herkes gidip onunla bişeyler paylaşıyor. Belki de insanları eleştirmeden dinlediği için olacak ki herkes onunla sohbet etmekten çok büyük keyif alıyor. Onun kocaman gözlerine bakanlar etkilenip, içlerinden geçenleri olduğu gibi anlatıyor. Momo'yu o kadar çok sevip sahipleniyorlar ki ziyaretçileri evlerindeki fazla eşyalarla Momo'nun kaldığı yeri daha yaşanabilir bir hale getiriyor. Zaman içerisinde bölge halkıyla sıkı bir dostluk ilişkisi kuran Momo ve arkadaşları çok mutludur. 

Bir müddet sonra Momo'nun yanına gelen kişilerde azalma oluyor, en yakın arkadaşları bile onun yanına uğramıyorlar. Momo arkadaşlarının başına gelenleri merak edip, insanlarla görüşmeye gidiyor. Yetişkinlerin zamanlarını tasarruf ettirerek onlardan çalan duman adamlarla karşılaşıyor. Duman adamların en nefret ettiği kişiler çocuklar ve yetişkinlere ne olduğunu sorgulayan Momo'dur. Yetişkinler zamandan tasarruf etmek için sürekli çalışmakta, onlara mutluluk veren şeylere zaman ayırmamakta, çocuklarıyla bile vakit geçirememektedir. Ve artık herkes çok mutsuzdur... 

Momo arkadaşlarına ne olduğunu düşündüğü bir gün Kassiopeia adındaki kaplumbağa ile karşılaşır. Kaplumbağa Momo'yu Hora Usta'ya götürür. Ama bu kaplumbağa bizim bildiklerimizden biraz farklı... Olacakları yarım saat öncesinden bilebiliyor. Konuşamasa da sırtında beliren yazıyla gelecekten haber veriyor. Kitaptaki en sevdiğim karakterlerden birisi kaplumbağa... Gerçek hayatta öyle bir dosta sahip olmak oldukça keyifli olurdu değil mi? :))

Bin bir çeşit saate sahip olan Hora usta, Momo'ya zamanın sırlarını ve duman adamların planlarını anlatır. Momo yorgunluktan uyuyakalır. Bir gündür uyuduğunu zanneden Momo, aslında tam bir yıldır ortalarda yoktur. Döndüğünde hiç birşey bıraktığı gibi değildir. İşte Momo'nun macerası esas bundan sonra başlar. Arkadaşlarına ne oldu? Duman adamlar nerede? Bu şirketin merkezi nerede? 
momo michael ende ile ilgili görsel sonucu
Kitabın içindeki bütün resimler konuyla ilişkili ve güzel. Bir tek Momo'nun şu resmini hiç beğenmedim. Daha şiirin  çizilebilirdi. Bu resimden onu sanki yaşlı bir adam gibi algılıyorum. Bir kaç sayfada olan Momo'nun bu resmi rahatsız etti beni sadece...

Bende öyle güzel duygular bıraktı ki Momo hangisini anlatacağımı bilemediğim için ve bu güzel kitabın olumsuz algılanacağı bir yorum yazmamak için uzun süredir bekliyorum. Neyi beklediğimi de bilmiyorum. İlham perimi... Momo ile zamanın ne kadar kıymetli olduğunu ve akıp gittiğini bir kez daha hatırladım. Çocuk olmanın ve arkadaşlarla birlikte oynamanın önemini anımsadım. Çocuklarımla düzenli vakit geçirmeye daha özen gösterdim. Momo ile zaman makinasına girdim. Maceradan maceraya koştum. İçim içime sığmadı Görkem bu kitabı hemen şimdi okumalı diye düşünüp nerdeyse çocuğun tepesine çökecektim:)) Ama bu ona biraz ağır gelebilir. 303 sayfa onun gözünü korkutabilir. Zaten okumaya pek gönüllü değil okumaktan soğutmayayım çocuğumu... İlk okul 4  veya orta bir çocuklarının okuması daha uygun sanki..
kassiopeia kaplumbağa ile ilgili görsel sonucu
Son sayfası tıpkı kaplumbağanın sırtında yazdığı gibi "SON" yazarak bitirilmiş. Çok manidar... Yüzünüzde hoş bir tebessümle başladığınız kitaba yine aynı tebessümle veda ediyorsunuz.  Eğer hala Momo'yu okumadıysanız işte sadece bunun için bile en kısa zamanda muhakkak okumalısınız.

Zamanın kıymetini bilerek, gönlünüzce yaşamanız dileğimle....
Devamını Oku »

4 Şubat 2016 Perşembe

Martıya Uçmayı Öğreten Kedi - Luis Sepulveda

Yaklaşık iki hafta kadar önce okuduğum, sadece kitaplığıma koyarsam haksızlık edeceğim bir çocuk kitabından bahsetmek istiyorum. Zaten çok az zaman oldu çocuk kitabı okumaya başlayalı ama son zamanlarda okuduğum en eğlenceli, en dost canlısı, en empati kurduran, en kedileri sevdiren, en sorumlukluk duygusu yüksek, en cesaret verici çocuk kitabı oldu. 

Oldukça duyarlı ve hassas bir kedimiz var, adı Zorba... Daha küçücük bir kediyken bile çok hassas. Şu sözleriyle kardeşlerine seslenişi beni duygulandıran cümlelerden oldu: Yeter artık zavallı annemizin sütünü emdiğimiz. Ne kadar zayıfladığını görmüyor musunuz? Alın balık yiyin, liman kedileri balık yer zaten diyordu. Aynı zamanda anneciğine de düşkün bir kedi bizim bu Zorba... 

Denize dökülen petrole bulanan Kengah, son gücüyle Zorba'nın yaşadığı evin balkonuna kadar uçmayı başarabiliyor. Yaşamla ölüm arasındaki o ince çizgide 3 şey için söz istiyor, Zorba'dan.
* Yumurtayı yemeyeceğine,
* Civciv yumurtadan çıkana kadar onu koruyup kollayacağına,
* Ve son olarak da ona uçmayı öğreteceğine söz ver diyor.

Tabiki de bir kedi olarak bunlar Zorba için hayli zor sözlerdi. Ama ne yapsın Zorba söz vermişti bi kere. Artık yapacağı tek şey verdiği bu sözleri en iyi şekilde yerine getirmekti. 

Zaten kitabın en can alıcı bölümleri de buradan sonra başlıyor. Yumurtayı sıcak tutmak ve başkalarından saklamak için verdiği çabalarla başlayıp, ardından savunmasız martı yavrusunu tehlikelerden korumak için yaptığı fedakarlıkların anlatıldığı, kedi camiyasındaki yardımseverliği en ince ayrıntısına kadar işleyen, en önemli ve son görevi yerine getirmek için yaptıklarıyla hem bir insanlık dersi komik olacak biliyorum ama hem de kedilik dersi veriyor bize Zorba :))

Okurken eğlenme garantili, bol tebessüm ettiren, sıcacık bir çocuk kitabı Martıya Uçmayı Öğreten Kedi. Kitaptan güzel bir notla bitirmek istiyorum yazımı.

" Sadece cesareti olanlar uçabilir "  

Devamını Oku »

19 Ocak 2016 Salı

NERELERDEYİM?

2016'ya nasıl bir giriş yaptım anlayamadım. Yeni yıl her alanda bereketli geldi,  İşler öyle çok arttı ki bırakın bloğu internet bile açacak vakit bulamadım. Yok ama bu kadar çalışmak insan bünyesine zararlı kanımca :) İşverenlere önemle duyurulur... Aslında işlerin yoğunluğu aralık ayının son haftasında başlamıştı ocağa devretti. Aynı zamanda üstüne bir de Onur'un hastalığı eklenince tadından yenmez hale geldi. Onur'u doktora götür, evi sürekli ara ateşi kontrol et, işlerden kafanı kaşıyacak vakit bulama, eve git yemek yap, Görkem'in ödevleri kontrol et, veee arada telef olan bir anne. Ne zaman ahaa işte kitap okumak için mükemmel bir zaman desem 2 sayfadan sonra göz kapaklarıma karşı koyamadım. Bu süreci her gün başka bir kitapla karşıma çıkan arkadaşlarıma içten içten gıcık olarak geçirdim :) 

Onur'un durumu antibiyotik tedavisinin ardından iyileşmeden devam etti 5 gün boyunca sürekli ateşliydi. Uykusuz geceler ve ertesi gün iş, sonraki gece Görkem'in kulak ağrısıyla ve devam eden uykusuz bitkin günlerin ardından hasta pili bitmiş bir ben. Daha yılın ilk yazısını yazıyorum ne ayıp değil mi? Peki hangi halde bir yandan burnumu siliyorum ve akan gözüm cabası, diğer yandan yazmaya çabalıyorum. Uzun süredir bu şekilde hasta olduğumu hatırlamıyorum. Nazar oldu nazar...
Ateşe, hastalığa iyi gelen birşey keşfettik. Kinetik kum, sürekli görüyordum ama evde bir de kum temizlemek istemediğim için almayı sürekli erteliyordum. Hediye gelince kum temizlemek farz oldu bana :) Eskiden hiç üşenmezdim. Aman yeter ki çocuklar oynasın, kirlensin derdim. Ne parmak boyası çıkarıyorum ne sulu boya tembel anne oldum ben :))

Hazır 2016'ya girişten bahsetmişken yıla farklı bir giriş yaptım. Yıllar sonra ilk defa yeni yıl kartı aldım hem de hepsi el emeği göz nuru. Buradan tekrar teşekkür etmiş olayım. Teşekkürler Sevgili Özlem, Serra ve Esra, iyi ki varsınız ve iyi ki tanımışım sizleri...
Ve yine yıllar sonra 2balık Esra sayesinde çoookk uzaklarda bulunan arkadaşlarımızla hediyeleşme fırsatı bulduk. Güzel, keyifli ve heyecanlı bir etkinlikti. Çok cici hediyelerim geldi. Paketi bile özenli ve mis gibi lavanta kokuluydu. Bambaşka duyguları yıllar sonra yeniden tattım. Bana kattıkların için çok çok teşekkür ederim Esracım. Seviliyorsun bilesin :)
Bu cici çocuk kitaplarını gönderen sevgili Banu'ya kucak dolusu sevgiler...

Okuma hallerimde dağıldı aslında 1-2 ay öncesine kadar okuduğum her kitabın bende bıraktıklarını yazıp, geri döndüğüm zaman o kitapları hatırlayabiliyordum. Balık hafızalı olduğum için hatırlamıyorum bu şekilde yapmazsam ne yapıyım böyle bir çare bulmuştum. 3-4 tane bitirdiğim kitap var hepsini bir araya toparlar yazarım belki kendimi toparlayamadım ki kitapları toplasam.. Aralık ayından kalma 2 tane yarım kitabım var aa ne ayıp :o Bunlardan bir tanesi büyük bir merakla başladığım "Kün" beni hayal kırıklığına uğratınca devam edemedim. Ama inadım inat bitireceğim. Belki  de sonunda beni utandıracak. Diğeri "Yavaş Ebeveynlik" aslında akıcı ama yazar kendi tecrübelerini anlatmış bu nedenle biraz sıkıcı geldi. Bizde de var anacım 2 çocuk bizde mi kitap yazalım. Psikolog olup hem de anne olunca tecrübeleri toplayıp kitap yazılıyor demek ki.. Onu da bitireceğim yorumum değişir mi bilmiyorum bitince... 

Kendim gibi yazıda bir hayli dağınık oldu farkındayım. Bu da nazar boncuğu olsun...
Herkese sağlıklı günler...

Sevgilerimle Ülkü... 
Devamını Oku »

7 Aralık 2015 Pazartesi

Kütüphaneden İzlenimler...


Efenim daha önce bir kaç yazımda bahsettiğim kütüphaneye gitme işini nihayet oğlumla birlikte gerçekleştirebildik. Kütüphanenin girişindeki çiçeğin tasarımına bayıldım. Üstüne şeffaf bir tavan yapmışlar güneş ışığı çiçeğe geliyor. Keşke tavanı da çekseydim diye düşündüm bak şimdi öyle yazınca. Neyse belki diğer ziyaretlerimizden birinde çekerim ;) 
Şu güzelim ağaçlarla dolu bahçeyi görünce koskoca yazda neden buraya gelmedim diye bir yandan hayıflandım bir yandan da çok üzüldüm. Alırdım kütüphaneden kitabımı, çayımı koyardım termosa ağaçlarda kuşlar cıvıldarken bir yandan açık havada çayımı yudumlamanın, diğer yandan da kitap okumanın keyfine varırdım. Böhüüü böhhüü başka bahara artık bu hayaller...
Sağlık olsun kütüphane kaçmıyor ya... 





















Lisedeyken çok giderdim kütüphaneye... Benim gençliğimdeki (yaşlandım mı şimdi) çok eski ve ışıksızdı. Bu kütüphane yeni yapılmış. Mis gibi bina bir sürü odası var. O odaların ne işe yaradığını henüz çözemedim. Ama bilgisayarların ve kitapların aynı oda da olması gibi bir saçmalık da var. Bizim zamanımızda kütüphanelerde bilgisayar yoktu. Hooşş zaten öyle her yerde bulunan bişey de değildi bilgisayar. (Ne bu ya sanki çok eski zamanlardan bahsediyormuşum gibi geldi. Yaşlandım mı ne? Bu kadar erken olmamalıydı :)) Kütüphaneye gelen kurallarına uyar, ya kitabını alır giderdi ya da araştırma yapanlar ansiklopedilerinin içine gömülür sessiz sedasız ödevlerini yapardı. Fısır fısır konuşurduk. Fısırtı azıcık yükselse sert kütüphane memuru amca pos bıyığının altından dudak büküp, kalın kaşlarını çatardı. Hele bi konuş da görüyüm bakalım. Korkardık valla ne yalan söylüyüm. Keşke o bilgisayarların olduğu bölümdeki kalabalık ergen kitlesini de çekseymişim :) Hatta durumu abartıp akıllı telefonunu alan gelmiş internete takılmak için... Gençliğimin kütüphaneleri gibi hayal etmiştim oysa :( Zaten evde okuduğum kitabım vardı onu almıştım yanıma okuyup bitirmek için ama ortam çok sesliydi. Görkem'in şevki kırılmasın diye hiç çaktırmadım rahatsız olduğumu ;-) 
Görkem bol bol kitap kokusu aldı. Rafları karıştırdı. Sessiz sessiz inceledi. Birini aldı birini bıraktı. Roald Dahl kitabı araştırdım arşivden. 5-6 tane bulundu. Benim de bilmediğim kitapları çıktı. Ama Allah bilir nerede çocuk kitaplarının arasından bulmak oldukça güç.  Yetişkin kitaplarını incelerken keşke başka bişey dileseymişim Roald amcanın kitabı geldi elime. O an nasıl mutlu olduğumu anlatamam. Çünkü onun kitaplarındaki çizimlere ve anlatıma bayılıyorum. Kitap sevmiyorum diyen çocuğa sevdirecek cinsten. Annene güven bu kitaba bayılacaksın dedim. Yaradı kütüphane havası maşallah diyeyim. itirazsız peki tamam dedi. Üyeliğimizi yaptırdık. 15 gün sonra kitabımızı teslim edeceğiz. Elimde iki tane ayrı okuduğum kitap olmasına rağmen bir kitap daha aldım anne sen niye almadın demesin diye. Hepsini nasıl okuyacağım konusunda hiç bir fikrim yok. Görkem'in aldığı kitap ilgili ayrıntılı yazıyı bi ara yazarım. Şimdilik bu kadar olsun....
Kocaman kucak dolusu sevgiler bizden sizlere olsun. İyi haftalar... 
Devamını Oku »

24 Kasım 2015 Salı

Uçan Sınıf - Erich Kastner

Uçan Sınıf çocuk kitapları kategorisinde sürekli önüme gelen ve bir kaç aydır listemde içeriğindeki coşkuya rağmen sakin sakin sırasını bekliyordu :) Geçen hafta sürekli mecburi bölünmelerle okuduğum ilk 50 sayfasında (hababam sınıfındaki o eşek şakalarından hoşlanmadığım ve milletin katıla katıla güldüğü o sahneler bana hiç komik gelmediğinden) eyvah bu kitabı okuyamam böyle devam ederse diye düşündüğüm fakat ön yargılarımdan sıyrılarak okumaya çabaladım. 

Yine ilk sayfalarda çocuklar arasında yaşanan kavgalar, çatışmalar haylazca planlar aman Görkem bu kitaptan uzak dursun hatta saklayayım okumaya kalkmasın okulda o da bu şekilde davranışlar sergilemesin diye düşünmeme sebep olduysa da sayfalar ilerledikçe beni bu düşünceden uzaklaştırarak Uçan Sınıf beni mahçup etti :)
Önsözde anlatılan küçücük savunmasız Johnny'in babasının onu bir eşya gibi gemiye bindirmesi ve limanda karşılayacak kimsenin olmadığını bile bile bunu yapması ne büyük vicdansızlık... İçim nefretle doldu böyle anne babaların olduğunu düşündükçe ki gerçek hayatta da bunlardan çokça mevcut...

Sigara içmezin kitap okuduğu huzur verici ortamı çok kıskandım bana da lazım öyle kimsenin rahatsız etmediği kitap okuyabileceğim bir yer :-) Hatta bundan sonra cumartesileri kütüphanede kendime kitap okuma saatleri düzenlemeyi planlıyorum. Evde okumak gittikçe zorlaşıyorsa evden kaçmak gibi bir çözüm de bulurum hemen ;-) Tabi bundan ev halkının henüz haberi yok ;-)

Doktor Bökh'ün çocuklara anlattığı duygusal hikaye çok etkileyiciydi. Arkadaşlığa dostluğa vefaya yönelik verdiği mesaj, çocuklara dürüstlüğü aşılaması, olaylar karşısında susmak yerine gerçekleri anlatmanın her zaman daha doğru olduğunu vurgulaması altını çizdiğim yerler arasındaydı. 

Yıllar sonra Justus ve sigara içmezin süpriz buluşması, bay Justus'un Martin'e verdiği noel hediyesi duygusallığın tavan yaptığı ve benim en keyif alarak okuduğum bölümlerden oldu. 
"Posta kutusundaki mektupları boşaltan postacı, kocaman çantasına ne kadar çok acı düştüğünü bilmiyordu" hoşuma giden hüzün dolu cümlerden birisini de paylaşmak istedim. Nerede dram orada ben :) 

Uçan sınıfla tanışmak çok keyifliydi. Güzel bir tat bıraktı bende teşekkürler 2balık Esracım...

Sevgilerimle...
Devamını Oku »

10 Kasım 2015 Salı

Çizgili Pijamalı Çocuk - John Boyne

Tesadüf eseri bloglarda gezerken karşılaştım Çizgili Pijamalı Çocukla...Çok başka duygular uyandırdı bende. Her bölümünde başka şeyler düşündürdü. Çocuk olmak demekki böyle bişey dedim hep. Onların dünyasında oyun vardı, arkadaşlık, dostluk vardı. Kin yoktu, düşmanlık gütmek yoktu adı çocuktu onların.
Bruno kitabın baş kahramanı. Asker bir baba ve evde sert bir otorite var her zaman. Çocukla babası arasında o kadar mesafe olmalı mı? Günümüz çocuklarıyla karşılaştırınca zavallı Bruno diye geçirdim hep içimden. Babasının işi nedeniyle Polonya'ya taşınıyorlar. Yeni evlerinin bulunduğu yer Bruno'yu hayal kırıklığına uğratıyor. Kendisine arkadaş bulmak için çevreyi keşfe çıktığı bir günde hiç beklemediği bir yerde Shmuel ile tanışıyor. İki çocuğun duygusal paylaşımının anlatıldığı buruk bir konusu var. 
Esaret ve özgürlüğün çocukların gözünden anlatıldığı duygu yüklü bir çocuk kitabı. Konusunu açtıkça kilitler çözüleceği için çok fazla da bişey yazmak istemiyorum. Dramı seviyorum ben çocuk kitaplarında bile aradım buldum dramı illa. 
Savaşlar hiç yaşanmasa, çocuklar hep cıvıldaşarak koşsa ve onların gözyaşları yalnızca mutluluktan aksa. Böyle bir dünya dileyeyim. Belki duam kabul olur. 
Bol kitaplı, mutlu ve sağlıklı günleriniz olsun...
Sevgilerimle...

Devamını Oku »

Çizgili Pijamalı Çocuk - John Boyne

Tesadüf eseri bloglarda gezerken karşılaştım Çizgili Pijamalı Çocukla...Çok başka duygular uyandırdı bende. Her bölümünde başka şeyler düşündürdü. Çocuk olmak demekki böyle bişey dedim hep. Onların dünyasında oyun vardı, arkadaşlık, dostluk vardı. Kin yoktu, düşmanlık gütmek yoktu adı çocuktu onların.
Bruno kitabın baş kahramanı. Asker bir baba ve evde sert bir otorite var her zaman. Çocukla babası arasında o kadar mesafe olmalı mı? Günümüz çocuklarıyla karşılaştırınca zavallı Bruno diye geçirdim hep içimden. Babasının işi nedeniyle Polonya'ya taşınıyorlar. Yeni evlerinin bulunduğu yer Bruno'yu hayal kırıklığına uğratıyor. Kendisine arkadaş bulmak için çevreyi keşfe çıktığı bir günde hiç beklemediği bir yerde Shmuel ile tanışıyor. İki çocuğun duygusal paylaşımının anlatıldığı buruk bir konusu var. 
Esaret ve özgürlüğün çocukların gözünden anlatıldığı duygu yüklü bir çocuk kitabı. Konusunu açtıkça kilitler çözüleceği için çok fazla da bişey yazmak istemiyorum. Dramı seviyorum ben çocuk kitaplarında bile aradım buldum dramı illa. 
Savaşlar hiç yaşanmasa, çocuklar hep cıvıldaşarak koşsa ve onların gözyaşları yalnızca mutluluktan aksa. Böyle bir dünya dileyeyim. Belki duam kabul olur. 
Bol kitaplı, mutlu ve sağlıklı günleriniz olsun...
Sevgilerimle...

Devamını Oku »