Çocuklu Hayat

Çocuklu Hayat

8 Şubat 2018 Perşembe

Olasılıksız - Adam Fawer

Şu olaydan ben hiçbir zaman vazgeçmeyeceğim illa bir kitap kafama takıldı mı onu mutlaka okuyacağım nereden takılıyor anlamıyorum arka kapak yorumlarından mı? Kitap sitelerindeki yorumlarını okuyorum ondan mı? Kapak tasarımından mı etkileniyorum yoksa çevremdeki insanların okumalarından mı etkileniyorum bilmiyorum ama her seferinde bunu yapıyorum o kitabın aslında bana göre bir kitap olmadığını hissediyorum yani içeriğinden benim tarzımda bir kitap olmadığını bildiğim halde hala okumak için ısrar ediyorum. Yapma kadın şunu diye çok kızıyorum kendime :/ ya mesela bunda bolca bilimsel veriler, psikolojiyle ilgili konular, olasılık hesabı biliyorsunuz ki zaten istatistikle ilgili istatistiksel bilgiler benim hiç sevmediğim şeyler aslında alanımın tamamen dışında olan konularla ilgili kitapları neden tercih ettim ben de anlamıyorum ve ben bunu sürekli yapıyorum gerçekten insan kendinden sıkılır mı ben kendimden sıkılıyorum gerçekten... Hayır şunu da yapamıyorum beni bilen bilir daha önce defalarca kez diğer kitap yorumlarımda yazdım yarım da bırakamıyorum kitabı yani canım çıkıncaya kadar bu kitapları bitirmeye uğraşıyorum. Normalde bu kitabı bir haftada bitirecekken, üç haftada bitiyor bir ayda bitiyor yazık günah değil mi benim kaybolan boşa giden vaktime...

Yukarıdaki paragraftan anladığınız üzere hiiiiççç beğenmedim çünkü arkadaş yani yarısına kadar sabret sabret dediler instagrama koyduğum fotoğraftan da başladım okumaya...Okuyanlar yorum yaptı ama yarısına kadar sabret yarısından sonra heyecanlı ve çok güzel aman aman dedi arkadaşlar sağ olsunlar 540 sayfalık bir kitabın yani yarısı ne eder 250 sayfaya kadar ben bu kitabı okuduktan sonra selam söyle kaynana diye bir laf var biliyorsunuz değil mi yani 250 sayfayı ben boşu boşuna mı okuyorum heyecan yok işte bildiğin sıkıcı sıkıcı bilgiler ya bu benim görüşüm herkese göre tabii ki de görüş değişir ve içim çıktı darlandım okuyana kadar eğer sizde bu şekilde tarzı olan konusu olan kitaplardan hoşlanmıyorsanız hiç benim gibi zorlamayın kendinizi derim. Benden size dost tavsiyesi...

Yine de şöyle az çok fikir sahibi olmanız adına azıcık konusundan bahsedeyim. Baş karakterimiz tüm olasılıkları anında hesaplayıp olacak olayları matematiksel ya da öznel olarak sunabiliyor. Birileri de bu adamın peşinde ama neden? Laplace Şeytanı olarak adlandırılan bu adamı herkes büyük birşey  olarak görüyor ve doğal olarak peşinde birçok insan var. Çünkü adam doğa dışı yani herşeyi biliyor, tahmin edebiliyor. Detaylarına çok girmek istemiyorum. Zaten çok uzun ve ağır bir dili var, olayları siz birbirine bağlayarak, anlamaya çalışıyorsunuz o sizi zaten yoruyor.

Ben her kitabın okunması için doğru bir zamanının olduğuna inanırım. Kafa olarak çok yoğun ve yorgun bir zamanda başlamıştım. Sizin anlayacağınız kitabı okuyarak iyice yordum kendimi... Bütün yorumları olumlu ve sevildiği yönünde ama benim sevemediğim bu kitaba siz yine de bir şans vermek istiyorsanız  zihninizin en boş olduğu zamanı seçin...
Sevgilerimle...
Devamını Oku »

3 Ocak 2018 Çarşamba

Başlangıç - Dan Brown

2017'in Aralık ayında okuduğum kitapla ilgili düşüncelerimi nihayet yazma fırsatı bulabildim. Dan Brown gibi başarılı bir yazarı ilk kez  okumanın utancını şöyle bir kenarda dursun. Diyeceksiniz ki be hey Ülkü Da Vinci'nin Şifresi yayınlandığında sen nerdeydin? Şöyle kötü bir huyum var çok reklamı yapılan hele bir de filmi varsa be o kitapları okuyamıyorum nedense soğuyorum. Mesela nerdeyse tüm dünyanın okuduğu Harry Potter'da benim için öyle hiç okumadım filmini de izlemedim. Her ikisinin üzerinden de yıllar geçti artık ikisini de okuyabilirim.

Neyse bahse konu kitabımıza dönecek olursak, konusu hepimizin aslında merak etmekten kendini alamadığı "Nereden geldik?" ve "Nereye gidiyoruz?" sorularının cevapları ve bu cevapların dini açıdan yıkıcı etkileri... Herşey İspanya'da Guggenheim Müzesi'nde başlıyor. Robert Langdon'un eski öğrencilerinden biri olan Edmond Kirsh'in insanlığın yaşayışını ve tüm bildiklerini değiştireceği tahmini imkansız buluşunu açıklamak üzere yaptığı davet ile başlayan macera; Kirsh'in ani ve sürpriz ölümü ile bulduğu yanıtın ortaya çıkarılma serüvenine dönüşür ve bu yanıtı ortaya çıkaracak kişi Robert'tan başkası değildir elbette. Çünkü Robert Kirsh'in düşüncelerine yabancı değildir.

Sanat tarihi ve modern sanatla ilgili bilgilere de yer veren kitapta hem bilgi sahibi oluyor, hem de bir kaç düşünce etrafında dolaşırken, şifrelerin saklı olduğu bölümleri ayrıntılı ve dikkatli okumaya çalışıyorken, aynı zamanda konular arasındaki bütünlüğü sağlamaya çalışmak beni çok heyecanlandırdı. Kirsh'in teknolojiye dayalı buluşlarına hayran kaldım. Günümüzde de olsa ne rahat olurdu hayat diye düşündüğüm çok yer oldu. Gelecekte Kirsh'in bahsettiği teknolojiye ulaşıp, sürekli kullanacağımızdan hiç endişem yok tabi.

Altını çizdiğim bir kaç cümleyi şöyleydi:
"Bilim ile din rakip değildir. Onlar aynı hikayeyi anlatmaya çalışan farklı dillerdir. Bu dünyada ikisine de yer var." 

"Vicdanın kılavuzun olsun. Önünü göremediğinde sana yolu kalbin göstersin."

"Cansız kimyasallar nasıl karmaşık yaşam biçimleri oluşturacak şekilde kendilerini örgütlüyor? Dindar biri değilim ama itiraf edeyim, yaşamın varlığı bir yaratıcı olduğu fikrine beni ikna eden tek bilimsel gizem."

"Gelecekte bizi bekleyen hayata kavuşmak için önce kendi tasarladığımız hayattan kurtulmayı istemeliyiz.(Joseph Campbell)"

"Geçmişini hatırlayamayanlar onu tekrar yaşamaya mahkümdur."

540 sayfa olan kitabı 6 günde bitirmek benim için neredeyse rekor iş, ev, çocuklardan fırsat bulup okumak büyük yetenek. Kitabın ilk başında da merak ve heyecan vardı ama ortalarından sonra nasıl sayfaları çevirdiğimi hatırlamıyorum.Aylardır böylesi soluksuz okuyacağım bir kitapla karşılaşmamıştım. Durağan kitaplardan sonra "Başlangıç" çok iyi geldi bana. Bundan sonra Dan Brown okumaya devam edeceğim tabi bendeki ilk izlenimi bi harikaydı. Benim gibi hala okumamış olan kitap dostlarıma kesinlikle öneriyorum. Başlangıç'ı okumasanız bile Dan Brown' u kesinlikle okuyun derim ;)

2018'de de keyifli kitaplarla tanışıp, birbirimize tanıtıp tavsiye etmek dileğiyle, şimdilik hoşçakalın...


Devamını Oku »

25 Aralık 2017 Pazartesi

Ben Çocukken... (Seyyar Satıcılar)

Bazen ufacık bir şey beni çocukluğuma götürmeye yetiyor. Geçen hafta sonu Görkem gıda belgeselinde elma şekerini yapılışını izlemiş. Anne ben hiç elma şekeri yemedim deyince bi düşündüm aslında küçükken yedi de hatırlamıyor. Neyse evde yapalım çocum dedim sıvadık kolları. Maksat hem yapmak, yemek hem de kaliteli zaman geçirmek ;) 

Çocukluğuma uzun bir yolculuğa çıktım sanki... Elma şekeri ve pamuk şeker diğer yiyeceklere göre daha özel yiyeceklerdi. Yani onları satanlar her zaman bizim mahalleye gelmezdi. Çarşıda ilçenin göbeğindeki parkın önünde satılırdı onlar. Bir de mahallemizden geçsin diye yolunu gözlediklerimiz vardı. Çekirdekçi amcanın evi bizim mahalledeydi sabah zaten çok erken gittiği için görmezdik pek. Akşam üzerileri üç tekerlekli bisikleti göze çarpardı ilk önce, ardından beyaz kirli sakalları ve ponponlu şapkasıyla ağır aksak bisikletiyle birlikte yürürdü, sanki yılların yorgunluğu omuzlarına çökmüşçesine... Gazete kağıdından kıvırarak yaptığı külahlara bardağı 10 kuruş olan çekirdeği yorgun elleriyle doldururdu. Külaha doldurulan çekirdeği ortamızdaki arkadaşımıza verip, yan yana otururduk. İtfaiyenin suladığı yolun toprak kokusu burnumuza çalarken ılık bir akşam üstü masum çocuk sohbetleriyle çıtırdatırdık çekirdeklerimizi...

Hele o sıcak yaz günlerinin öğleden sonralarında "dondurmacııııııı" diye bağıran dondurmacı amcayı dört gözle bekleyen, sade dondurmadan başka çeşiti olmayan dondurmayı 25 kuruş kadar külahlara doldurtan, mutluluğu da külahın üstüne koyan masum çocuklardık bizler. Dondurmasını alan çocuk yavaş yavaş yalardı hiç bitmesin bu mutluluk diye kimisi çarçabuk bitirirdi sanki mutluluğu elinden alınacak gibi, sona kalan çocuğun dondurmasına bakardı herkes sanki kendileri hiç yememiş gibi :))) Ahh çocukluk ne güzel şeysin, ne kadar masumsun.... 

Çok nadirde olsa halka tatlıcı geçerdi. Minik beyaz kağıtlara sarar, şerbetini akıta akıta yerdik bütün mahallenin çocukları. Ağzımızı silecek peçete aramazdık. Hangimizin evine yakınsak onların bahçesindeki çeşmeden hem suyumuzu içer, hem elimizi yüzümüzü yıkardık. 

Aslında derste öğretmenimiz sıkı sıkı tembih ederdi. Açıkta satılan yiyecekleri almayın diye ama onlar açık değildi ki camekanlı arabada satılıyordu. Bir yandan suçluluk hisseder, diğer yandan da almadan ve tüketmeden kendimizi ala koyamazdık. 

Çok masum çocuklardık bizler çünkü bizim zamanımızdaki büyüklerde iyi yürekli ve güvenilirdi. Oysa şimdi insan ne komşusuna ne akrabasına güvenebiliyor. Bırakın açıkta satılan yiyeceği almayı, marketlerden kapalısını alıp yedirirken hatta komşunun verdiğini çocuğumuza yedirirken düşünür olduk... 



Devamını Oku »

19 Aralık 2017 Salı

Talihsiz Kitap Seçimlerim


Hu huuu kimse var mı?
Ayda bir, iki ayda bir gelip de huu dersem olmaz ama dimi? Hayatlar, hayaller, işler, güçler, telaşeler, diyorum kısaca veee malesef ki son aylarda hüsrana uğradığım kitapların şöyle bir gözden geçirelim istedim. 

Nermin Yıldırım okumaya ilk "Unutma Dersleri" ile başladım. Waauvv demiştim ilk kitabında tarzı çok farklı gelmişti. Seveninin çok olduğu gibi sevmeyeni de çok tabi bu yazarın ve kitabınında. İlk kitabını bitirir bitirmez tadı damağımda kaldı diyerek, arka kapağından etkilenip "Unutma Beni Apartmanı"nı okumuştum. Bununla yetinmeyip üzerine bir de "Saklı Bahçeleri" alınca öğğğ geldi tabi :))) Kim dedi kızım sana bir yazarın kitabını manyak gibi arka arkaya oku diye kendime epeyce kızdım tabi. Aslında aynı yazarın kitabını okumakta da çok sıkıntı yok lakin yazar şöyle bişey yapmış ilk kitabının kahramanlarıyla ikinci kitabı ve saklı bahçelerle inanılmaz bir bağ kurmuş. Yani şöyle bişey oluşuyor bu kitabı okurken, hımm neydi o kadın diğer kitapta ne yapmıştı? diye kafaya yoruluyor okuduğum kitaba mı yoğunlaşayım diğer okuduklarımı mı hatırlamaya çalışayım böyle arada kalmış bir durum oluştu işte. 

Son olarak yazarın diline diyecek yok yine aynı şekilde akıcı ve tasvirleri kıvamında, kitap iki kardeşin yıllar önce birbirine yazdığı mektuplar şeklinde ilerliyor ve ben bu tarzdan hiç hoşlanmıyorum. Haaa tabi bir de şu var hadi ben diğer kitaplarını okudum aralarında zor da olsa bi bağ kurabildim peki diğerlerini okumayanlar ne yapacak? :/ Onlara keyifli okumalar ve kolaylıklar diliyorum... 

Hasan Ali Toptaş okumaya ilk "Ben Bir Gürgen Dalıyım" çocuk kitabıyla tanışıp, diline, anlatımına ve üslubuna hayran kalmış, bu kitabını da büyük bir heyecanla okumaya başlamıştım. Sen ne yaptın Hasan Ali hocam diye diye sonlandırdım kitabı :)

Okumaya başlıyorsunuz ve kitap alıp götürüyor. Soyut ile somut iç içe geçmiş, gerçek ve hayal dünyasında seyre çıkıyorsunuz. Yazar adeta doğayı ve geceyi konuşturuyor, kasabayı, kasaba halkını, akrabaları ve çocukları konuşturuyor, yaşayan her canlıyı ya da var olduğunu düşündüğümüz herşeyi... Toplumu anlatıyor, yitirilmişliği, hayalleri ama aslında var olan gerçekleri... 

Kitap bittiğinde sizi alıp, başladığınız noktaya geri bırakıyor, öylece kalakalıyorsunuz! Fazlasıyla durgun ve sembolik bir kitap olduğundan zaman zaman kimden bahsedildiği, kimin ağzından olayların aktarıldığının zor anlaşıldığı karmaşık bir kitap oldu benim için. Kısacık bir tavsiye olarak şunu söyleyebilirim siz siz olun Hasan Ali Toptaş ile tanışmamışsanız bu kitabıyla başlamayın lütfen... Zira böyle bir yazardan yoksun kalmanızı istemem... 

Amazon'un derinliklerinde El Idilio koyünde yaşayan Antonio Jose Bolivar Proano, orman hakkında bütün bildiklerini Shuarların yerlilerine borçludur. Ormanın gerçek sahipleri olan yerlilerin yasalarına uyar ve hayvanlara saygı gösterir. Günü avlanarak, geceleri aşk romanları okuyarak geçer. Ancak bir gün bu düzen bozulacak, kızgın bir jaguarın peşine düşmek zorunda kalan ihtiyar, doğanın bozulan dengesini, "medeni" insanların yıkıcılığını ve aşkın gizemini sorgulamaya başlayacaktır. 

Yazarın dili güzel, akıcı ve anlaşılır; tasvirleri gayet yerinde ama herşey bununla bitmiyor ki konusunun da bize hitap etmesi gerekir değil mi? Bu kitabı sevgili Esra (lokum çocuk kütüphanesi) hediye etmişti. Büyük bir hevesle hemen başladım okumaya ince bir kitap olmasına rağmen gitmedi çekmedi. Sevmeyerek okumak da çok zor ama huyum kurusun ille bitecek o kitap, yarım bırakamıyorum. Sanırım arkamdan köpekler kovalayacak diye kokuyorum ;) bitmeyen lokma hesabı :))

Bu kadar sevemediğim kitap arka arkaya gelince ilk ikisinin arasına birer çocuk kitabı serpiştirdim :) İyi ki serpiştirdim yoksa darallar basacaktı beni. Yaa işte dostlar işten güçten, çokça stresten sıyrılıp okuduğum benim için talihsiz seçimler olan kitaplar böyleydi. Haaa tabi bu arada severek okuduklarım da oldu tabi...  Bu hafta içinde onu da paylaşmak istiyorum. İnşallah diyelim...

Ee hadi şimdilik kalın sağlıcakla... 
Devamını Oku »

26 Ekim 2017 Perşembe

Ben Çocukken... (Sonbahar)


Ben çocukken sonbaharın hüzünlü bir mevsim olduğunu bilmezdim. Çocukken mevsimlerin çok bir önemi yoktu ki zaten. Güneş açar oynardık, yağmur yağar kaçardık :) Zaten çocukların en büyük zevki nedir ki amacımız sınırsız hayal dünyamızla oyun oynamak, mevsimin değişmesi oyun kıyafetlerimizin inceliğini kalınlığını değiştirirdi sadece. 80'lerde çocuk olmak güzeldi yaa... Mahalle çocuklarıydık bizler o zamanlar apartmanda yaşayan çocuklara çok özenirdik. Belki de onlar da bize özeniyordu.  

Yaz bitip sonbahar geldiğinde hem havalar daha erken kararırdı, hem de hava yağışlı veya soğuk olduğu için sokakta daha az oyun oynayabilirdik. Haliyle kışın habercisi olan bu mevsim bizim tarafımızdan çok da sevilmezdi. Annemin "ceketini giiiiyyyy üşüteceksin!!! Yeleğini giiiyyyy bak hasta olursun, kusarsıınnnn sonra midem bulanıyor deme bana" diye seslenişleri kulağımda çınlıyor. Niye önemsemez niye duymazlıktan gelip giymezmişim ki, çocuk aklı işte... Şu yaşımda çocuk aklının nasıl çalıştığını anlamak isterdim doğrusu. O zamanlar da keşke şunu anlayabilseydim; annem neden yazın ortasında ceketini giy demezdi de sonbaharın sinsi rüzgarlarına karşı şapkanı giy kulakların ağrır gece uyuyamazsın diye uyarırdı beni. Çünkü anneler bilir onlar evlatları için en doğru olan herşeyi bilir. Kutsal anne gücü diye bişey var yahu :)

Sonbaharda akşam üzerileri serttir. Bir yandan güneş batmak için veda eder, diğer taraftan poyraz esmeye başlar. Çocukluk işte "hayır üşümüyorum ben" derdik ama annemin direte direte giydirdiği o ceketlerin beni sıcacık sarıvermesi, hem vücudumuzu ısıtırdı hem de iyi ki annem var, iyi ki vermiş ceketimi diye düşünür yüreğimizi de ısıtırdı anne sevgisi, şefkati...

O ayazda oyun oynamak daha mı keyifliydi ne? Kızaran burnumuz ve buz tutan ellerimizle, odaların soğuğu kırılsın diye yakılan sobaların yanında alırdık soluğu. O ayaz çocuk bedenimizi o kadar hırpalamış olurdu ki sobanın yanına büzüşen kedi misali yorgunluktan uyur kalırdık. Uğraş ki kaldırasın sonra bizi :)) Ruhumuzu oyunla doyurduğumuz koca bir günün akşamında yemek yemeden uyuyakalmak hiç dokunmazdı bize...

İşte biz o zamanların ruhunu sokak oyunlarıyla doyuran, koca yürekli asi çocuklarıydık...
Devamını Oku »

23 Ekim 2017 Pazartesi

Bu Aralar Biz...

Canım Blog, gel şöyle sana bi sarılayım modundayım :D Yazmanın benim için bu kadar büyük bir ihtiyaç olduğunu bloğumdan uzak kaldığım 1 ay içerisinde daha iyi anladım. Bloğa yazmak iyi geliyor bana içimi dökmek gibi ya da tecrübe ettiğim bazı bilgileri paylaşmak ve daha fazla insana ulaşmasını sağlamak belki de beni mutlu eden. Blogdan uzak kalmak; eski bir dostunla uzun süredir dertleşememek gibi bişey. Aman aman Allah muhabbetimizi bozmasıın canım blog :)

Peki ayrı kaldığımız bu sürede neler yaptım? Ekim ayı benim için sağlık problemlerimle dolu geçti. Göz kapağımın üstünde çıkan minicik bir arpacık başıma ne işler açtı bir bilseniz. Arpacık dediğim hani şu halk arasında it dirseği denilen bir nevi iltihabi bir sivilce. Çoğunuzun gözünde çıkmıştır belki de hani ufak ufak batar gözünün alt veya üstünde çıkar ve bir kaç gün içinde kendiliğinden iyileşir. İşte ben de öyle hafife alıp, batması da geçince bana rahatsızlık da vermeyince salıverdim onu kendi haline. Meğerse bizim arpacık sinsi sinsi planlar yapıp içten içe büyüyüp serpilmeye başlamış :) Aaa sonra bi baktım göz kapağımın üstünde mercimek kadar bi şişlik... Gittiğim üç doktor da ameliyat deyince el mecbur yattım sedyeye. Ben çevremdekilere ameliyat olucam deyince eşim benimle az dalga geçmedi tabi. Sanki göz nakli olacaksın diye :)) O dalgasını geçe dursun ciddi ciddi ameliyathaneye girip lokal olarak gözümü uyuşturdular, bildiğin kesip iltihabı aldılar. Belki 10 dakika sürdü ama ameliyat ameliyattır canım. Sonuçta sezeryan olduğun zamanda 10 dakika içinde çocuğu almış oluyorlar o da mı basit yani ;) Tabi operasyondan sonra da kremiydi damlasıydı derken iş yerindeki işlerimi bile zor yaptım gözümün yaşarmasından öyle olunca da bloğuma girip uzaktan bakıp bakıp çıktım hep... Ama bu da hem benim kulağıma küpe olsun, hem de sizin aklınızda bulunsun, arpacık çıkarsa geçse bile bi doktora kontrol ettirin  ya da baktınız iyileşme süresi uzuyor yine bir doktora gidin ilk aşamada gidilince damlayla tedavisi mümkünmüş çünkü ;)

Tam iyileştim derken ağır bi gribe yakalandım. Aldı aldı yere çarptı aman aman a dostlar dikkat edin. Bu salgın yakalayınca kolay kolay bırakmıyor da... Sinüzitti, baş ağrısıydı derken bu ay ne kitap okuyabildim adamakıllı ne blog yazabildim... Tabi bütün bunlar benim boş vaktimde yaptığım işler olunca yazmadım, okumadım oldu bitti. Annelik, öyle bir makam ki ne hastalık dinliyor ne bahane... Yatıp dinlenmeyince de geçmiyor işte. Şükür ki migren ağrımı saymazsak ki onunla yaşamaya alıştım artık bugün daha iyiyim. Allah dermansız dert vermesin. Dert verip de derman aratmasın...(Çok çok aminnnn)

İş yerinde ardı ardına kaç denetleme geçirdik hatırlayamıyorum. Hastalığın içinde bir de sürekli rapor hazırlamak da yordu beni. Okulların açılması da bu yoğunluğu ikiye katladı tabi. İşten eve git yemekti, toplamaktı derken Görkem'in ödev kontrolü var, günlük ders çalışır gibi ona bakmak zorunda kalıyorum. 4. sınıf olunca dersler arttı, sağolsun devlet büyüklerimiz yine müfredatı ve ölçme-değerlendirme yöntemlerini de değiştirince deneme tahtasına dönen çocuklarımıza bunun izahı biraz zor oluyor. En basitinden el yazısı mevzusu iyi mi şimdi de düz yazıya döndüler. Çocuk gelmiş 4. sınıfa sanki yeniden yazmayı öğreniyor gibi bir de düz yazıya alışmaya çalışıyor... Hey Allah'ım gel de kızma!!! 

  
En son üniversitede bu kadar ciddi ciddi resim yapıp, özenle boyuyordum. İnstagramdan beni takip eden arkadaşlar bilir, her gün yapamasam da çizdiğim sürece oradan paylaşıyorum. Bazen ingilizce bir kelime yazıp onun resmini yazıyorum bazen de günaydın mesajlı kağıtlarla ders kitabının arasına koyduğum bu küçük notlar Görkem'in mutluluk sebebi oluyor. Çocuklarıma olumlu ya da olumsuz bir davranışta bulunacağımda sık sık empati kuruyorum. Çok da faydasını görüyorum. Ben çocukken annem bana böyle notlar yapsaydı inanılmaz mutlu olurdum. O gün ilk ders kitabını ne büyük heyecanla açardım kim bilir... Bi düşünsenize güzel olmazmıydı? Anneniz evde ama onun elinden çizilmiş bir resim ve yüreğinden dökülen sıcacık anne sözleri...
Malum sonbahardayız, turşu kurmanın tam da zamanı. Evde ki turşu yapma maceramızı işten güçten fotoğraflayamamışım. Onur'un okulda kurduğu turşu fotosuyla yetinelim bari. Ayyy o kornişonlar yok mu? Ne kirliymiş yıka yıka arınmadı. Amaaan aman dostlar bir de çok gübre ve ilaç varmış onlarda hoooşşş ne de yok ki ama iyice yıkamak önem arz ediyor. Sirkeli sularla yıka yıka kafa yaptı sirke bana :))) Yıkamaktan derbeder düşen ben turşularım oluşumunu tamamlayınca hepsinin önünde saygıyla eğilerek yiyeceğim :))) O kadar yani...

Bir de son olarak şunu da duyurup kaçayım. İnstagram hesabımda bir çekiliş düzenledim. Bunu ara ara yapacağım. Aslında fikrin bir çıkış noktası var tabi. Yaklaşık 1 aydır kuzenimin kitapkurdu oğlu benim kitaplığımdan düzenli olarak üçer kitap götürüp, okuyor. Kütüphane gibi oluyor yani sonra getiriyor yenilerini veriyorum. götürüp okudukları üzerine sohbet ediyoruz falan. Şimdiye kadar önerdiğim kitapların hepsini çok beğenmiş ve onun iştahla okuması inanılmaz mutlu ediyor beni. Okumayı seven çocuk candır can ♥ İşte bu çekilişteki amacım da çok sevdiğim çocuk kitabı yazarı rahmetli Roald Dahl'ın birbirinden eğlenceli kitaplarıyla daha fazla çocuğu tanıştırmak ve diğer çocuk kitaplarından da en beğendiğim kitapları yine aynı şekilde kitap okumayı sevmeyen çocuklara tanıtarak kitap sevgisini aşılamak. İnstagram üzerinden de takip etmek isteyen arkadaşlar bana 2cocukluhayat adıyla ulaşabilir. 

Ah canım blog seni ve buradaki komşu bloggerları ne çok özlemişim. E ben gidip biraz komşu ziyareti yapayım. Şimdilik kal sağlıcakla... 
Devamını Oku »