Çocuklu Hayat

Çocuklu Hayat

21 Eylül 2017 Perşembe

Unutma Beni Apartmanı - Nermin Yıldırım

''Hayatını hayalet yazar olarak sürdüren kırk üç yaşındaki Süreyya'nın o güne dek hiç görmediği annesinin birgün ansızın telefonda duymasıyla başlıyor "Unutma Beni Apartmanı". Bu beklenmedik telefonla birlikte, ömrü boyunca kendisinden vazgeçenleri, kendi vazgeçtiklerini, kaçırdığı fırsatları, kuramadığı yakınlıkları, kısacası yeryüzünde bir yer arayarak ama bulduğu her yerden de hızla kaçarak yaşadığı hayatı gözden geçiriyor Süreyya."

Böyle diyordu arka kapakta... Her anne sözcüğü gördüğü yere yapışan bendeniz, acaba kaybettiğim annemden bir koku, bir hatıra, bir gülümseme belirir mi yüzümde beklentisiyle almıştım bu kitabı. Hatta özellikle de tatilde okumak istediğim için de bir süre beklettim. Daha önce Nermin Yıldırım'ın "Unutma Dersleri"ni okuyup, diline anlatımına hayran kaldığım için bu kitabını da okumak istedim. Yazarın çok farklı bir dili ve olayları anlatış sırası var. Aslında bir roman okumak için niyetleniyorsunuz ama olayların örgüsünü öyle büyük bir ustalıkla işlemiş ki roman içinde roman okumuş gibi hissetmeniz doğal. Bir de şunu eklemek istiyorum bu kadının kitabını öyle birkaç kelimeyle yorumlamak pek mümkün değil. Uzun uzun cümlelerden ve laf ebeliğinden hoşlanmıyorsanız bu kitap size göre değil. Yok ben severim evrilmiş çevrilmiş cümleleri diyorsanız anlamak için beyninizi biraz çalıştırmanız gerekecek ve bu kitabın tam da size göre olduğunu düşüneceksiniz ;)

Romanımızın baş kahramanı Süreyya'yı henüz bebekken bırakıp giden annesinin ardından babaannesi büyütür. Babannesinin ölümüyle de yapayalnız kalan Süreyya, gerekmedikçe kimseyle samimi olmadan, sınırları içerisindeki dünyasına kimseyi sokmadan yaşayan birisine dönüşür. Süreyya'nın en başarılı olduğu alan yazı yazmak ve kendisini en iyi ifade ettiği yol bu, fakat amacı ünlü bir yazar olmak falan değil. Niyeti yalnızca içindekileri kağıda dökmek olduğu için hatta yazdıklarını çöpe atmayı bile düşünen birisi olan çılgın kişilik Süreyya, N.Y. isimli zengin, şımarık bir kıza satıyor yazdığı kitaplarını.. Yaşadığı evi, ülkeyi, hayatındaki insanları, dostlukları acımasızca değişen Süreyya'nın bir seyahat sırasında deliler gibi aşık olduğu adam Marcel için Barcelona'ya taşınıp evlenmesi, ardında bıraktıkları ve daha pek çok süpriz içeriyor. Aslında bu kitap hiçbir yere, hiç kimseye ait olamayan özgür ruhlu kadın Süreyya'nın öyküsü. 

Nermin Yıldırım, aile içi kopuklukları, çocuk istismarını ve çoğu zaman kalabalıklar içinde yaşadığımız yalnızlığı Süreyya'nın dilinden çok başarılı şekilde anlatılırken, diğer taraftan da 12 Eylül dönemini kendi bakış açısıyla yansıtıyor. Kısacası bu kitabın tek bir olayı yok. Olaylar ağı var adeta...

Dili, anlatımı, olayları herşeyi etkleyici ama sonu hiç bekletiğim gibi olmadı. Aslında bir beklentim de yoktu da bu kadar olaylar arasında bağ kurup, incelikle onları anlatıp, çözümleyen bir yazara yakışmayan yani en azından beni tatmin etmeyen bir son olmuş. O nedenle sükutu hayale uğradım. Kısacası okuduğum ilk kitabındaki lezzeti bulamadım. Bu sebepten ötürü üzülerek "Unutma Beni Apartmanı" benden geçer not alamadı :((

Bol kitaplı günleriniz olsun dostlar!
Sağlıcakla Kalın...
Devamını Oku »

15 Eylül 2017 Cuma

Sünnetle İlgili Dikkat Edilmesi Gerekenler

Bizim sünnet işi biraz gecikti yok ya da bana öyle geliyor. Çoğu anne - baba bebek doğar doğmaz hallediyor bu sünnet işini. Görkem doğduğunda zaten sarılık problemi, acemi ebeveynlik, pimpiriklenme gibi faktörleri de ekleyince bir de üstüne sünnetle uğraşamadık. Çünkü o zamanlar sarılık olan tek bebek benimkiymiş gibi davranıp üstüne lohusalık duygusallığını da ekleyip fototerapiye girdiği için ağlayan bir ben vardı :))

Aslında 7 yada 8 yaş düşünüyorduk. Arkasından da sünnet düğününü yapacaktık. Benim için çok kıymetli olan yiğenim düğünde olamayacağı için bir daha ki seneye düğünü erteledik. Bari fiili sünnet olayını halledelim dedik artık. Bayram öncesi tatil programımız vardı onu da bitirip bayramdan hemen önceki pazartesi yaptırayım dedim. Peki bunu neye dayanarak dedim. Eşim de dahil tanıdığım herkes yok canım abartma iki gün sonra geçer bişeyi kalmaz deyince bayram öncesi cesaret ettim. Cahil cesareti de diyebiliriz biz buna :)) Siz siz olun abartın sevgili anneler çünkü hemencecik iyileşmiyor. Tamam belki rahat hareket edebiliyor ama dilediği kıyafeti giyemiyor. 

Zor mu oldu? Evet... Ama bizim kolaylaştıran çok sebebimiz vardı. Abim, yiğenim, eşim ve ben gittik. Hem de öyle hastane ortamında değil. Eskiden beri tanıdığımız aile doktorumuzun muayenehanesinde yaptırdık. Zaten herşey uyuşturucu iğneleri vurana kadar ondan sonra bişey hissetmediği için gerisi gırgır şamatayla devam edip, gayet rahat bir şekilde tamamlandı, yürüyerek çıktı doktordan. Tek ihtiyacınız ve vazgeçilmeziniz sünnet kilodu olacak :) Sünnet yaptırmayı düşünenler için inanın yazdıklarım çok kıymetli keşke ben de bu konuda bu kadar samimiyetle yazılmış bana yol gösterici bir yazı okusaymışım (evet burada yazar bildiğin kendini övüyor hatta "canım kendim" diyor burada kendine :))) neyse konumuza dönecek olursak. Sünnet kilodunu tam çocuğunuzun yaşına göre değil de biraz büyük alın. Eğer ki tam yaşına göre alırsanız önünde bulunan plastik baldırlarının iç tarafına değdiği için kabartıyor orayı, ayrıca yatarken plastik biraz küçük olduğundan pipiye dokunuyor o zaman da uyuyamıyor. İki sünnet kilotu almanızı şiddetle öneririm. Haliyle pipiye krem sürülüyor falan o da iç çamaşırını kirletiyor. Özellikle bu dönemde enfeksiyon olmaması için hijyen daha önemli olduğundan mütevellit yedekli olmak sizin için rahat oluyor. Tabi bizimkinin biri tam yaşına göre olduğu için çok rahat kullanamadı. Büyük olanı yıkadım, ütüyle kuruttum, nemli kalınca da saç kurutma makinesiyle iyice kurutup giydirdim. Annelerde çareler tükenmez!

2-3 gün boyunca şişliği geçmedi. Ufak tefek ters hareket etmesinden kaynaklı kanaması oldu. Tam 3 gece hiç rahat uyuyamadı hatta ilk gün 3 saat uyudu. 4-5 saatte bir ağrı kesiciyle biraz ağrısını dindirdik. Anlayacağınız yattık kalktık pipinin derdine düştük :))) 2-3 gün sonra banyo yapabilir dedi doktorumuz. 1 hafta sonra yaptı bizim beyefendi öyle tercih etti. Benim en çok korktuğum çişini zor yapmasıydı. Neyse ki öyle olmadı. her çişten sonra steril suyla pamukla yıkadık. Sabah akşam kremini sürdük. 13 günde falan tam anlamıyla iyileşti diyebilirim.

İşte böyle hayırlısıyla kafama takılan bu işi de okullar açılmadan sonuca kavuşturduk. Allah izin verirse canımın içi yiğenim de aramıza katılınca şöyle gönlümüze göre çalgılı çengili bir düğün yapalım inşallah. Şimdilik oldu da bitti maşallah dedik. Allah damatlığını da göstersin evlat ♥
Sağlıcakla kalın...
Devamını Oku »

6 Eylül 2017 Çarşamba

Yaz Tatili de Uçtu Gitti Ellerimizden...

Herkese merhabalar,
Efendim yazıma kısa bir serzenişle başlamazsan valla hatrım kalır yok hatrım değil bildiğin içimde kalır ee benim içimde dert olacağına varsın onlara olumsuz reklam yapayım :D Tatil bitti, bayram bitti ben de bittim dermişim yok şaka şaka henüz işe dönemedim diyecektim ;-) sağolsun kreş yöneticileri kafalarına göre okulu kapatıp tatil yaptıkları için biz çalışan anneleri pek düşünmemişler. Pat bi mesaj bayram sonu kapalıyız oldu canım herkes size göre ayarlasın kendini. Mecburen onlara göre ayarladık tabi kendimizi anlayacağınız zaten minnacık kalan yıllık iznimin birazını da bu hafta kullanıyorum. Ne yapalım iki afacanla evde olmak da güzelmiş ;-)
Sonunda biz de denizli havuzlu tatilimizi yaptık muradımıza erdik. Bu yıl diğer yıllara göre bir tık daha rahattık. Onur'un krizleri biraz daha azaldığından daha laftan sözden anlar hale geldiğinden bize pek zararı olmadı. Havuzdan hiç çıkmadı, balık gibi sürekli yüzdü. Zaman zaman da mini clupte vakit geçirdi. Görkem de kaydıraklı havuzda yüzdü hep çok çabuk kaynaşıp arkadaş buldu. Onlarla oynamaktan gündüzleri bizim yanımıza çok az geldi. Ben de bol bol kitap okudum. Allah'ım ne büyük saadet!!! :D (maşallah diyelim nazar değmesin)
Ben çok gözlem yaparım özellikle anne-baba-çocuk ilişkilerini şunu bir kez daha teyit ettim. ''Bir çocuğa kardeş şart!'' tatil boyunca gerek yüzerken gerekse yemeklerde annelerin çocuklarına davranışlarından bile belli oluyor tek çocuk oldukları. Aman çocuğum dur sütünü getireyim bekle çocuğum tostunu yapıyım yahu bıraksana kadın çocuk ben kadar var fiziki olarak yani. Bırak kendi kahvaltısını kendisi alsın ki kolaylıkla alabilir buna müsait yani ortam. Bu kadar korumacı olmak üzerine titremek esasında çocuklara zarar veriyor. Onlara hayatı yanlış tanıtıyor. Hayat her zaman armut piş ağzıma düş tarzında olmayacak ve bunu daha küçükken öğrenmeye başlarlar yani kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için yüreklendirirsek esas işte o zaman onlara yardımcı olmuş oluruz. Her yiğidin yoğurt yemesi farklı olur derler ya işte annelik de öyle herkes karakterine göre çocuk yetiştiriyor. Lakin genel geçer kurallar var. Hiç kimse bu kadar korumacı olma bu kadar yapma demiyor bu tür annelere zihnim almıyor açıkçası. 

Hayat o kadar acımasız ki prens/prensesler gibi yaşarken bir bakmışsınız anne-babanızı kaybetmişsiniz ve hayatınız tepe taklak olmuş. Duam şudur ki Allah kimsenin evladını hiç kimseye bırakmasın. Her ana - baba evladını kendisi büyütsün... Çok zor çok :-( Çevremizden sürekli duyuyoruz acı haberler alıyoruz. Trafik kazaları oluyor geri de minicik evlatlar kalıyor. Yüreğim dayanmıyor. Bahse konu evlatsa, annelikse dayanmıyor yürek... Allah acılarını göstermesin. Neyse konudan konuya atladık işte böyle eylül ayını getirdik ve koskoca bir yazı bitirdik... 
Madem kızıldereli olduk. Yazıma bir kızıldereli atasözüyle son vereyim ;-)
''Yeryüzü bize atalarımızdan miras kalmadı, onu çocuklarımızdan ödünç aldık...''
Devamını Oku »

22 Ağustos 2017 Salı

Bülbül - Kristin Hannah

Hannah hep merak ettiğim bir yazardı. Geçtiğimiz aylarda ilk kez bir kitabını okuma fırsatım olmuştu. Ateşböceği yolu'yla ilgili de fikir edinmek isterseniz ona da bağlantıdan ulaşabilirsiniz. Yazarın ikinci kitabını da okuyunca dili hakkında düşüncelerim daha da belirginleşti. Ateşböceği yolunda olduğu gibi olaylar başlarda biraz yavaş ilerliyor. Aynı hisleri ilkinde de bunda da yaşadım. Neredeyse böyle elimden bırakmak isteyecek kıvama geliyorum. Mesela bu kitapta ilk 180 sayfa çok durağan daha çok karakterlerin yaşamlarından falan bahsediyor. Elbette bahsedilmesi gerekiyor. Ama anlatırken fazla ayrıntı, çokça betimlemeler biraz sıkıyor. Lakin o 180 sayfadan sonra tabiri caizse kitap gümbür gümbür geliyor ve ilerliyor. Öyle ki işi gücü bıraktım hafta sonu kitabın sonunu görmek için sabırsızlandım. Konusundan spoiler vermeden birazcık bahsedecek olursam, umarım bu kadar güzel bir kurgunun ışığını basit cümlelerle gölgelemem. 

II. Dünya Savaşı sırasında Fransa'da yaşayan iki kız kardeş, anneleri öldükten sonra babaları tarafından da terk ediliyor. İtaatkar abla Viann ve asi kız kardeş İsabelle'nın savaşın içinde iki farklı yerde verdikleri mücadeleyi en ince ayrıntılarıyla anlatılıyor. İsabelle direnişe katılmak isteyince ablası Viann'ı küçük kızıyla birlikte tek başlarına bırakıyor.  Eşi de savaşa giden Viann'ın evi önemli geçiş yerlerinin kilit noktasında bulunduğu için evine bir Alman yüzbaşı yerleşiyor. Gittikçe zorlaşan yaşam koşulları içinde yiyecek almak bile karnelerle sağlanırken, çocukların, kadınların özellikle yahudi halkına zulmü bütün ayrıntılarıyla işleniyor. Yahudilerin sınır dışı edileceğini öğrenen Viann, en yakın arkadaşı Rachell'i saklamak, korumak için elinden geleni yapsa da onları bekleyen sürprizler yüreklerini dağlıyor. Diğer tarafta İsabelle savaşın karanlık sokaklarında tehlikeden tehlikeye koşarken aşksız olmaz tabi ve kendisi gibi direnişçi bir gence aşık oluyor. Bir araya gelmelerinin imkansız olduğunu düşünseler de aşklarından vazgeçmiyorlar. Minnacık bir spoiler ;) kitabın bölümleri savaşın olduğu zaman ve 1995 yılı olarak anlatılıyor. 

Yukarıda da belirttiğim gibi ilk başta yavaş ilerleyen olaylar sonrasında öyle bir sarmalıyor ki adeta bir film izliyormuş gibi hissettiriyor. Savaşın en mağdurları kimdir? Çocuklar... İşte işin içine çocuklarla ilgili olaylar giriyorsa ucunda da annelik varsa varın gerisini siz düşünün. Kitabın yazar yorumlarında da yazdığı gibi özellikle bazı yerlerinde artık ne kadar kendimi kaptırdıysam hüngür hüngür salya sümük ağladım ☺ Bu kadar yüreği sızlatan kitapları okumayı çok tercih etmiyorum. Son yıllarda ben acıklı film ve dizi bile izlemiyorum. Yüreğim dayanmıyor :(

Ve olmazsa olmazım kitaptan alıntı cümleler : 

''Sevgi nefretten güçlü olmalı yoksa bir geleceğimiz olmaz.''

''Aşkta kim olmak istediğimizi, savaştaysa kim olduğumuzu keşfederiz.''

''Önemli olan kaybettiklerim değil, hatıralarım...Yaralar iyileşir. Sevgi yaşar.''

Savaştaki zulüm, acı, nefret, güç kadar sevmenin sevilmenin  de yoğun olarak işlendiği keyifle okuduğum bu kitabı sizlere de gönül rahatlığıyla tavsiye edebilirim. 

Size keyifli okumalar bana iyi tatiller... 
Devamını Oku »

18 Ağustos 2017 Cuma

Korkulu Rüya Gören Çocuklar

Kötü rüya gören çocuklar ile ilgili görsel sonucu
Bebeklikten başlayıp ergenliğe kadar süren uyku her zaman büyük problem. Daha doğar doğmaz uyku problemi yaşayan bebekler anne ve babalarını uykusuz bırakır. Çocuklar büyüdükçe uykuları da düzene giriyor. Evet bu doğru eskisi kadar sıkıntılı olmuyor en azından ama bu seferde uyurken yanında birisinin olmasını istiyor, ya da kendi yatağında yatma ile ilgili sorunlar yaşanıyor. 

Yurt dışında doğup büyüyen çocuklarda böyle bişey yok. Daha minnacık bir bebekken odalarını ayırıyorlar ve çocuk kendi odasını benimsiyor. En rahat uykusunu da en korkunç rüyaları da odasında görüyor. Böylece anne-babanın yatağına gelme isteği daha en baştan ortadan kaldırılıyor. 

Her iki çocuğumu da 3,5 yaşına kadar yanımda yatırdım. Aaaa evet çok ayıp hiç olur mu? falan demeyin bal gibi de oldu. Çocuk yetiştirmede herkes kendi doğrusunu yaşar. Eşim de bende çalıştığımız için sabaha kadar iki oda arasında mekik dokumaktansa yanımızda yatırıp o eşsiz evlat kokusuyla uyuduk yıllarca. Hiç de şikayet etmedik şunu hemen belirteyim bunun doğru olduğunu savunmuyorum asla. 

Yaklaşık 1 yılı aşkın bir zamandır süren Onur'u yatağına alıştırma çabaları şükürler olsun ki 2 aydır  sonuç verdi. Artık ben büyüdüm diyor kendi yatağında uyandıkça :) Bir de 5 yaşını bitirme hevesleri var. Kendi yatağında uyumazsan 5'i bitiremezsin dediğimden bu yana daha az geliyor bizim yanımıza :) İkinci çocuk olmasından mütevellit biraz daha tecrübe sahibi oluyor insan. Aynı şeyleri Görkem'de de yaşamıştık. Sonra sonra gelmez olmuştu yanımıza. Bu aralar Onur çok sık korkulu rüyalar görüyor. Evin içinde kırmızı gözlü kediler dolaştığından, tepesinde bıçak fırlatan bir palyoçadan bahsediyor :) Televizyonda izledikleriyle ilgilidir diyeceksiniz. Yaz başından bu yana adam akıllı televizyon izlemeye bile çok vakitleri olmuyor. Onur'un bu durumuyla ilgili bugün biraz araştırma yapınca anladım ki korkulu rüyalar görmek de çocukların gelişimsel sürecinin bir parçası... 

Araştırmalara göre 5-7 yaş korkulu rüyaların en yoğun olduğu döneme denk geliyor. Bu dönemin gelişimsel özelliklerine bakıldığında; çocukların evden ayrılarak, okula başladıkları evin dışında birçok sosyal aktiviteye katılarak, bireyselleşmesiyle başladıkları bir dönem olduğu görülmektedir. Çocuğun yaşı büyüdükçe çevresi üzerinde daha fazla kontrolü olduğunu fark eder. Böylelikle korkulu rüya görme sıklığı azalır. Bu araştırma sonuçlarına tek kelimeyle AMİN diyorum. Çok çok amin :)) Çünkü bebekken yaşattığı uykusuzluktan sonra biraz rahat uyumak istiyorum artık ;)

Ne zaman benim bıdıklar gece korkup yanıma gelseler, kendi çocukluğum aklıma gelir. Şöyle bir sahne canlanıyor zihnimde "inanılmaz kötü bir rüya görmüşüm artık ne gördüysem. Çocuk kalbim güp güp atıyor korkudan zannedersiniz yerinden çıkacak. Ve annemin yatağında alıyorum soluğu. Anne şefkatiyle sımsıkı sarardı. Annemin kollarından kimse alamaz beni rahatlığıyla anne kokusu eşliğinde uyuduğum uykuların tadı bir başkaydı. İşte tam da bu sebepten benim evlatlarım da annemin bende bıraktığı bu güven, şefkat ve sevilme duygusunu alsınlar. Korkulu rüyalarından sonra hafızalarında hep böyle güzel anılar kalsın. Aslında uzmanlar çocuklar korkunca almayın yanınıza sadece onlara kendi yataklarının başında uykuya dalıncaya kadar eşlik edin diyor. Yanımıza alırsak "evet çocuğum gerçektende korkacak bişey var o sebepten seni yanıma alıyorum" mesajı veriyormuşuz. Üniversitede çokça çocuk psikoloji okumama rağmen kitaplarda yazanlarla gerçek hayatın birbirine uymadığına fazlaca şahit olmuşluğum var. Bence siz bu konuda uzmanların dediğine çok da kulak asmayın. 

Rüyasında korkup sizin kollarınıza sığınmak isteyen çocuğunuza şunalrı yapın yeter ;)
* Bunun sadece bir rüya olduğu, gerekirse ışıkları yakarak evimizde güvenli bir yerde olduğumuzu göstermek,
* Korkusunu anladığınızı hissettirin, neyden ve neden korktuğunu anlamaya çalışın,
* Güvende olduğunu çocuğunuza bunun üstesinden gelebileceğini hissettirin,
* Çocuğunuzun korkusunu besleyen durum, olay ya da imgeleri azaltmaya çalışın, (Sizin kollarınızda olsa da bunları ortadan kaldırmadığınız durumda bile uykuya dalmasına engel olabiliyor.)

Herşeyin ilacı sevgi olduğu gibi, işte çocukların korkulu rüyalarına son vermek de sevgi, şefkat, güven ve anlayıştan geçiyor. O zaman onlara sımsıkı sarılıp, bütün anlarınızın tadını çıkarmaya bakın derim ben ♥

Sevgilerimle Ülkü...
Devamını Oku »

3 Ağustos 2017 Perşembe

Mutluluk Hormonlarına Kulak Verelim Mi?

ruh sağlığı ile ilgili görsel sonucu
Kadınları hormonları yönetiyor evet. Bunda hem fikiriz sanırım. Değişkenlik göstermesinin başında mensturasyon öncesi ve sonrası etkili. Bir gün sebepsiz yere mutluyken diğer gün sebepsiz yere çok agresif bir kişi haline dönüşebilmemiz mümkün. Erkekler de böyle bir durum yok, yani durumları daha stabil bizimki gibi anlık ve günlük değişme özelliğine sahip değil. Hormonlarımız bizi ne kadar da zincirlemiş durumda yahu... Hormon konusunu araştırırken çok güzel bilgilere rastladım. İşinize yarayacağını düşündüğüm için sizlerle de paylaşmak istedim.

Bilim insanları, mutluluğun ve öz değeri bilmenin, sağlıklı ve uzun ömürlü olmanın temeli olduğunu kanıtlamış. Mutluluğun sırrının aslında sağlıklı bir bedene sahip olmaktan geçtiğini kanısına varmışlar. Mutluluk hormonlarını belki daha önce duymuşsunuzdur. Evet işte onların eksikliğinde neler oluyor ve arttırmak için neler yapabiliriz?

Serotonin Hormonu, bizi neşeli, canlı ve zinde hissettirir. Hormon seviyesini yükseltmek için, güneş ışığından faydalanmak, Allah'tan güneşli bir ülkede yaşıyoruz. Kanada'da yaşayan bir tanığımız oradaki insanların çoğunun güneş ışığıyla psikolojik destek aldığını söylemişti. Ne demek istediğini şimdi daha iyi anlıyorum. Şükürler olsun ki bol güneşli bir ülkede yaşıyoruz. Madem ki bu hormonun çaresi güneş, kış aylarında D vitamini takviyesi almak şart gibi görünüyor. Bunun için de en iyisi hastanede D vitamini değerinizi ölçtürüp ona göre destek almak, ezbere iş yapmaktan daha iyidir. 

Bunun yanında yükseltmenin başka bir yolu düzenli spor yapmak, gözümüzün korkacağı bişey yok spordan kasıt 1 saat düzenli yürüyüş :) Hormonu yükseltmenin başka bir şekli de düzenli uykudan geçiyor. Araştırmalara göre bir yetişkin için en sağlıklısının günde 8 saatlik uyku düzeninin olması gerektiği. Ancak bununla da kalmıyor. Uyuduğumuz zaman dilimi melatonin hormonunun yani büyüme ve vücut sağlığının koruyucusu olan bir diğer hormonun en yüksek olduğu 21:00 ile 03:00 saatleri arasında uyuyor olmamız çünkü o saatler arasında uykumuz %200 verimlidir. Evet işte benim bu verime ihtiyacım var :D Triptofan içeren gıdalar da serotonin hormonunu arttırır. Bu gıdaların başında fındık, balık, yumurta, peynir, meyveler ve çikolata geliyor. 

Dopamin Hormonu, keyifli, hayata bağlı ve kendine güvenli hissettirir. Eksikliğinde ise üşengeç, unutkan ve canı sıkkın bir ruh haline bürünürüz. Dopamin seviyesini yükseltmek için, bizi mutlu eden hobilerle uğraşmak, müzik dinlemek, kahve, kabuklu kuruyemiş, yeşil çay, yulaf ezmesi gibi tirozin içeren gıdalar ve bol bol C vitamini tüketmemiz gerekir. 

Oksitosin Hormonu, sayesinde sevgi dolu, şefkatli, cömert ve paylaşımcı bir ruh haline sahip oluruz. Eksikliğinde ise yalnız, sevgisiz, huzursuz hissederiz. Bu hormonun seviyesini yükseltmek için, işe hayal kurmakla başlayabiliriz. Sevdiklerimize sıkıca sarılıp, onları ne kadar sevdiğimizi söyleyerek arttırmak mümkün ;) Evcil hayvan besleyerek ya da kendimize küçük hediyeler vererek (bu bir masaj da olabilir) oksitosin seviyesini arttırabiliriz. 

Endorfin Hormonu, bizi rahat, neşeli ve pozitif hissettirir. Eksikliğinde ise stresli, gergin ve isteksiz oluruz. Seviyesini yükseltmek  için; aşık olmak tavan yaptırıyormuş :)) ama olmayanlar için de çareler var tabi ;) Düzenli egzersiz yapmak, gülmek ve acı biber tüketmek de aynı etkiyi yaratıyormuş. Bir diğer açıdan bakacak olursak aşkı acı biber yemeye benzetmişler yalnız aman dikkat :))

Efenim sonuç olarak doğru bir yaşam tarzı, sağlıklı beslenme ve düzenli bir egzersiz programı ile bu hormonların dengesini sağlayabilir, sağlıklı bir ruh ve bedene sahip olabilirmişiz. İnsan kendi kendisinin doktoru derler ya bu bilimsel açıklamalar da bunu doğrulamış oluyor. 

"Hastalık hissedilir ama sağlık hissedilmez"  
                                                                                             Thomas Fuller

Devamını Oku »