Çocuklu Hayat

Çocuklu Hayat

23 Eylül 2016 Cuma

Tutsak Güneş - Ayşe Kulin

Kapağının beni aylardır ittiği ama hep okumak istediğim "Tutsak Güneş" i tatil kitabı olarak seçmiştim. Süper bir seçim yapmışım, öyle zevk alarak okudum ki asansör beklerken, akşamları çocuklar mini kulüpteyken telefonun ışığında bile okudum. Varın akıcılığını heyecanını siz düşünün. İlk kez Ayşe Kulin okuyorum lakin kesinlikle son olmayacak. 

İlk etapta distopik gibi görünen ama sonrasında normal akıcılıkta devam eden kitap, Ramanis Cumhuriyetinde geçiyor. İnsanların özgürlüklerinin kısıtlandığı Ramanis'te, katı yasalara göre sınıflara ayrılan halk yoğun denetim ve gözetim altında yaşamaktadır. Ülke din ulemaları ve polisler ordusundan oluşan bir demir yumrukla yönetilmektedir. Aslında teknolojik açıdan sanki geleceğimizi yansıtıyor. İnsanların kollarına taktıkları saatler çok kullanışlı bütün bilgileri orada mevcut ve herkes aramalarını sadece kendi kimlik numarasıyla kendi saatlerinden yapabiliyor. 

Hafif spoiler içerir...
Merkezin izin vermediği bilgilere ulaşmak ve belirtilen kitaplar dışında kitap okumak kesinlikle yasak. 3 çocuk doğuramayan kadının değersiz sayıldığı hatta bunun boşanma sebebi sayıldığı, kılık kıyafette başlık takmanın ve kapalı giysiler giymenin  zorunlu olduğu, aile reisi olarak erkeğin kabul edildiği erkek egemen bir toplumda yaşayan Profesör Yuna uzun zamandır uyuma problemi yaşıyor ve uyuma seanslarına gidiyor. Hayatında hatırlayamadığı bazı kesitlerin zamanla su yüzüne çıktığı bu terapilerde Yuna'yı büyük sürprizler bekliyordu. 

Toplum, merkeze bağlı olanlar ve muhalifler olarak ikiye ayrılıyor. Kantonda yaşayanlar merkeze göre daha esnek yönetildiği için bazı bilgilere ulaşmak orada daha kolay olduğu için Yuna kantona bir arkadaşının yanına gider. Orada lise yıllarından beri ona aşık olan Tamur ile karşılaşır ve beklenmedik ama yoğun duygularla aşık olurlar. Yuna'nın merkezin istihbarat biriminde olan oğlu Regan, dinlenme olasılığına karşı (evdeki televizyonlardan kollarındaki saatlerden dinlenebilme) annesi ile ıssız bir parkta buluşarak Tamur'un muhaliflerden olduğunu ve kesinlikle görüşmemesini söyler. Daha sonra Yuna annesinin de muhalifler grubunda olduğunu ve aktif  görevde bulunduğunu öğrenir. Annesinin merkeze ait gizli bilgilere sahip olduğunu öğrenen Yuna da muhaliflere yardımcı olur. 

Özgür yaşama taraftarı olan muhaliflerin mücadelesini, planların ve icatların birbiriyle yarıştığı, Yuna'nın geçmişte hatırlayamadığı olayların birer birer gün yüzüne çıktığı son zamanlarda soluksuz okuduğum en iyi bir eserlerden bir tanesiydi.

Keyifli okumalar, iyi hafta sonları... 
Devamını Oku »

22 Eylül 2016 Perşembe

Hayat Telaşesi İçinde Küçük Bir İç Dökme

Kapalı bir günden herkese merhaba.....

Okulların açılmasıyla daha da hareketlenen sabah evden çıkma şenliklerine hoşgeldiniz efenim :) 
Yaz boyu zaten her ikisi de aynı yaz okulunda olduğu için giderken çok sorun yaşamamıştık. Ne olduysa bu hafta Görkem'in kendi okuluna gitmesiyle oldu. 3,5 yaşında olan bir çocuğu 3 yaş mı yoksa 4 yaş sendromuna mı dahil ederiz bilemedim. Huysuzlukta son noktadayız bir tek onu biliyorum!

Çok eskilere gitmeden dün sabahtan başlayacak olursak kapris+sendromlara önce çantasına evdeki hamuru koymak istedi okulda yok diye. Ardından boya kalemlerini koymak istedi. Okulda hamur da var boya da diyorum. Yok okuldaki boyalar bozuk diye evdekileri götürdü. Artık boya nasıl bozuk oluyorsa :)) Görkem şort giymiş bende giyeceğim diye tam kapıdan çıkmak üzereyken sorun çıkarmasa şaşıracaktım gerçekten kelimelerin kifayetsiz sabrın sınırsız olmak zorunda olduğu bu durumdan sıyrılmak için ben dahil tüm annelere güç ver Allah'ım.... 

Bu sabah herşey yolunda evden çıktık (evden çıkma safhasına gelebilmek bile sevindirici bi aşama tabi) asansördeyiz. Görkem'in tişörtünü gördü bende ondan giyecektim e sen onu dün giymiştin kirletmişsin okulda diyorum yok laftan anlamıyor. Karga tulumba tıktık bunu arabaya  çocuk kilidini icat edenden Allah razı olsun :)

Görkem'i okuluna bıraktık. Tam tişört olayını unutup susmuştu ki bu seferde bende onun okuluna gideceğim diye bağırarak ağlamaya başladı. Ağlaya ağlaya zaten kısa mesafede olan okula vardık. Sağolsun imdadımıza öğretmeni yetişti ama yine kucaklayarak bağıra çağıra bırakmak zorunda kaldık okula :(  E be çocuğum bu kaprisler bir an önce bitse de normal insanlar gibi biz de işimize gelsek olmaz mı? 

Aslında bir aşama katettik gibi görünüyor. Önceden yok yere kendi ile ilgili bi sorun çıkarıyordu. Şimdi Görkem ile kendini kıyaslıyor :)) aman ne aşamaa... Bir çocuğun kardeşinin olması güzel olduğu kadar zor da... Hele aynı cinsiyetten iki çocuk olunca birbirlerini rakip hissediyorlar bunu dezavantaj olarak değerlendirecek olursak, birlikte keyifle oyun kurup ortak şeylerden hoşlanmalarını da avantaj olarak değerlendirebiliriz.  Böyle böyle onlar büyüyecek hayat hepimiz için akıp gidecek, ve bizler de yaşlanacağız... 

Aynı duyguları paylaşan tüm anne-babalara çokça sabır dilerken, sağlıklı evlatlar verdiği için Allah'a da binlerce kez şükrediyorum. 

Çok şükür bin şükür.... 
Devamını Oku »

9 Eylül 2016 Cuma

Tatilden Dönüp Tekrar Tatile Gidenler El Kaldırsın :)

Yaz geldi havalar ısındı. Tatile ne zaman gitsek aman şimdi çok sıcak hele bi sıcaklar geçsin. Azıcık hava serinlesin derken, ağustos sonunda tatile gidersen tatil dönüşü de sen gelmeden eylül gelmiş olur. İşte koca bir yaz tatilini daha bitirdik. Geçen hafta çalışma hayatına kısa bir mola vererek akdeniz bölgesine indikten sonra, evden ve işten kısa süreliğine ayrılmak iyi geldi hepimize. 
Bol bol havuza giren denizin hırçın dalgalarından hoşlanmayanlar, yorulunca gölgede biraz tabletle sıkı fıkı oldular. Aman bu bünyelere herşeyin fazlası zarar aa dostlar tatilin bile fazlası sıkıyormuş. Ya da tek otelde bir hafta fazla diyelim. Seneye başka bir tatil anlayışı ile yaklaşacağım kesin. 
Tatil demek bazı yasakların kalkması, kafana göre yiyip içme, esneklik demek olduğundan kuralsız kaidesiz bir hafta iyi geldi tabi bizimkilere :)
Onur her zamanki gibi tatilde inadından vazgeçmediği için keçilerini de getirdi tabi yanında. Yer yer onun keçilerle benimkiler kavga etse de genel olarak onlarla geçirdiğimiz dolu dolu zaman serum etkisi yaptı bize :)
Eee Antalya'ya kadar gelmişken Expo 2016'ya da gitmesek olmazdı. Hava çok sıcak olduğu için gezmek için akşam saatlerini tercih ettik. Yerleştiği alan o kadar geniş ki sıcakta yürüyerek gezmek işgenceye dönüşeceğinden, elektrikli motorsikletle gezme işini daha da keyifli hale getirdik :) Bir saat içinde bütün alanı keşfettik ;)






























Bahçedeki çimlerden yapılmış hayvan ve insan figürlerine bayıldık. Çok hoş görünüyorlardı. Diğer taraftan farklı ülkelere ait olan evleri, onlara ait olan yöresel eşyaların sergilendiği alanlar çok ilgimizi çekmediğinden oraları pek fazla gezmedik. Çocuk bilim merkezi bizim gittiğimiz saatte kapanmıştı. Görkem çok meraklıdır bilime ama bu sefer kısmet olmadı.  Hızlı bir şekilde geniş çaplı gezi oldu bizimkisi. Ama Antalya'da yaşayan ve gitmeyenlere internet adresinden etkinlik takvimini incelemelerini, kısa bir bilgi edindikten sonra planlı bir şekilde gezmelerini ve en 4-5 saatinizi oraya ayırmalarını tavsiye edebilirim. Bizim gittiğimiz gün Öykü Gürman ve Davutgüloğlu'nun konserleri vardı. Ünlü sanatçıların her gün konser verdiği Expo'da konser günlerine de bir göz atın derim.
Keşke iş durumumuz izin verseydi de bayramı da tatile bağlasaydık harika olacaktı. Neyse buna da şükür deyip, izin dönüşü bir haftalık çalışmadan sonra ee 1 hafta babaanne ziyareti yapıp dönelim en iyisi. 

Şimdiden herkese sevdikleriyle mutlu bayramlar...
Devamını Oku »

19 Ağustos 2016 Cuma

Kedi/Köpek Isırmalarında Yapılması Gerekenler

Çocukken hangimiz yolda gördüğümüz şirin tatlı kedileri köpekleri sevmedik ki. Bunu yapmayan yok denecek kadar azdır belki de. Peki hiç düşündük mü? Ya köpek bizi ısırırsa ya da kedi bizi tırmalarsa diye. Şahsen benim hiç aklıma gelmemiştir. Aslında ne büyük cesaret sokakta gördüğümüz her hayvana dokunmak, onu sevmek... Sokak hayvanları aşısız oldukları için pek çok bakteri, parazit ve virüsü barındırabilirler. 

Hayvan ısırıklarında en önemli ve en tehlikeli olan durum kuduz bulaşma riskidir. Bildiğiniz gibi kuduz virüsü hayvanın tükürüğünde bulunmakta, ve ısırık ile başka bir kişiye geçmektedir. Özellikle hayvanların ansızın beklenmedik ısırmalarında bu risk çok daha fazladır. 

Ev hayvanlarında ise kuduz riski az gibi görünse de, yarasa ya da benzeri vahşi hayvanların bulaştırmış olma olasılığı da unutulmamalıdır. Hayvandan hayvana bulaşan virüs sonra da bizlere bulaşabilir ve biz bunun farkında bile olmayabiliriz. Bu yüzden ısıran hayvan muhakkak bir veteriner tarafından değerlendirilmeli, aşısı yoksa gözlem altında tutulmalıdır. 

Isırılmalara karşı yapılması gereken ilk müdahale şu şekilde olmalıdır: 
* Isırılan bölge bol sabunlu suyla 5 dakika süreyle yıkanarak, temizlenmeli,

* Salyanın yarayla temas etmemesine dikkat edilmeli,

* Kuru ve temiz bir bezle örtülerek, o bölgenin hareket etmemesi sağlanmalı,

* Yara kanamaya devam ediyorsa, temiz bir bez yardımıyla baskı uygulayarak kanın durması sağlanmalı,

* Tıbbi yardım için hemen bir hastaneye başvurulmalı,

* İmmunoglobulin serumu yapılmalı, bağışıklığı güçlendirmek için (Bunu yapmazlarsa mutlaka hatırlatın)

* Tetanoz ve kuduz aşısını yaptırmalı, 

Kuduz hastalığına karşı mutlaka aşı yaptırılmalı, bu durum ihmal edilmemelidir. 2 ile 10 gün arasında kuduz kendini belli ettiği için hastalığın ilerlemesi durumunda ölümle sonuçlanması kaçınılmazdır.

Ebeveynler olarak, çocuklarımıza hayvan sevgisini aşılamanın yanında hayvan ısırma ve tırmalanmarına karşı onları bilgilendirmeli, sokak hayvanlarından uzak durmaları konusunda uyarmalıyız. Çocuklar belki iğneden korktukları için hayvan tarafından ısırıldığını veya tırmalandığını bizden saklayabilir. Bu konuda da onlara ayrıntılı bir şekilde bilgi vermeli ve anne - babadan asla hiç bir konunun saklanmayacağını bir kez daha hatırlatarak, bizlerle her konuyu rahatlıkla paylaşmalarını sağlamalıyız. 

Sevgilerimle, herkese mutlu hafta sonları....





Kaynaklar: 
Veteriner fakültesi 5. sınıf öğrencisi sevgili yiğenim Hüseyin :)
http://www.nkfu.com
http://www.ipuclarim.com
http://www.genelsaglikbilgileri.com
Devamını Oku »

12 Ağustos 2016 Cuma

Dev Şeftali - Roald Dahl


Dev Şeftali o kadar uzun süredir aklımdaydı ki sürekli zihnimi meşgul edip, her seferinde kitaplıktan bana göz kırpıyordu. Sevgili Esra bana tavsiye edeli nerdeyse bir yıl oluyor. Aslında bir kitabın kafada takılı kalması da iyi değil zavallı uzun süreli belleğimi meşgul ediyor :)) Özellikle son zamanlarda belleğimin hafızası hata veriyor. Sık sık unutup, çokça sesli konuşuyorum. Her ne kadar çevremdekiler bunun yaşlılık belirtileri olduğunu söyleseler de o kadar da olmadığımı beyan eder, meraklısı için yolun yarısını minicik geçtiğimi söyleyeyim yeter ;)
Roald Dahl'ın kitaplarının en sevdiğim özelliğinden bir tanesi de kahramanları yukarıdaki gibi tanıtıp, çocukların hafızasında daha kalıcı olması için somutlaştırması. Görkem'in de heyecanla açtığı ilk sayfa karakterlerin tanıtıldığı bu sayfa oluyor. Roald amcayla keşke çocukluğumda tanışma fırsatım olsaydı....

Gelelim baş kahramanımıza; 4 yaşına kadar musmutlu bir yaşam süren James'in hayatı hayvanat bahçesinden kaçan gergedanın onun anne babasını yutmasıyla start alıyor. Zavallı James'in teyzelerinden başka hiç bir akrabası olmayınca mecburen onlarla yaşamaya başlar. Buraya kadar nerdeyse bizim kül kedisi masalına benziyor :) Allah'tan James'in anne-babasının ölümü uzun uzadıya anlatılmıyor. Zira çocukları olumsuz etkileyebilecek cinsten bir son... 

Sünger teyze ve Diken teyze çitle çevrili döküntü bir evde yaşamaktadır. Kötü kalpli teyzeleri zavallı çocuğun ne bahçeden dışarı çıkmasını ne de yaşıtlarıyla görüşmesine izin veriyor. Üstüne bir de teyzelerinin verdiği işleri yapmazsa bodruma kapatılıp, dayak yiyor. 

James bu şekilde 3 yıl teyzeleriyle birlikte yaşar. Günlerden bir gün deniz kenarına inmek için izin isteyen James tuhaf görünümlü bir adama rastlar. Adam, çocuğa taşa benzeyen büyülü yeşil şeyleri elinden kaçırmadan verdiği tarifi uygulamasını söyler. James, heyecandan elindeki büyülü şeyleri şeftali ağacının dibine düşürür. 
Dev gibi büyüyen şeftaliyi bilet karşılığı sergileyen teyzeleri çok para kazanmaya başlar. Şeftalinin etrafını temizlerken girebileceği büyüklükteki kapıyı farkeder. İçeride çekirge, kırkayak, örümcek, ipek böceği, solucan, ateş böceği ve gelin böceğinin onu beklediğini görür. Kısa süren bir şaşkınlık yaşadık sonra dev şeftali ile yolculukları başlar.

İşte esas macera da bundan sonra başlar. İpek böceği ve örümceğin ip üreterek martıların tutunmasını akıl eden James, bütün böcek karakterlerin kendi özelliklerini kullanarak ona yardım etmesini sağlar. Belki de bir çok çocuğun korktuğu ya da önemsiz gördüğü böceklerin doğadaki görevleri eğlenceli bir şekilde anlatılırken aynı zamanda öğretici oluyor. En sevdiğim bölümlerden bir tanesi karakterlerin görevlerinin anlatıldığı bu bölüm...

Bi ara dev şeftalinin içinde olduğumu düşündüm. Kocaman bir şeftali mis gibi bir koku ve bitmeyen bir lezzet, üstelik masrafsızca dünyanın diğer  ucuna gidiş, harika olmaz mıydı? :))

163 sayfadan oluşan Dev Şeftali 8-9 yaş çocuğu için uygun. Yazıların yanındaki resimlendirmeler küçük yaş grubu için kitabı daha anlaşılır hale getiriyor. Soyut işlemler dönemine geçmemiş çocukların okuması için de yardımcı nitelikte....

Kısacası Roald amcanın her kitabını beğendiğim gibi buna da bayıldım. Hem çocuklarınız için hem de içinizdeki çocuk için okuyun derim ; )

Herkese mutlu hafta sonları diler, ben kaçarım...
Devamını Oku »

8 Ağustos 2016 Pazartesi

Bebeklerde Göbek Fıtığı

çocuklarda göbek fıtığına ile ilgili görsel sonucu
Bebeklerdeki göbek fıtığı, bebek ağladığında, öksürdüğünde ve gerindiği zaman göbek deliği çevresinden dışarı doğru şişen yumuşak çıkıntı bir dokudur. Doğumdan önce tüm bebeklerin kan damarlarının göbek kordonuna ulaşmak için geçtiği bir delik vardır. Bazı durumlarda bu delik doğumdan sonra tamamen kapanmaz. Sorun göbek çevresindeki halkayı bir araya getirememekten doğmaktadır. Buradaki çıkıntıya sebep olan durum az bir miktar bağırsağın göbek deliğinden dışarı kaymasıdır. Aman telaş etmeyin öyle bağırsağın çıkması falan diye anlatınca çok ciddi bir rahatsızlıkmış gibi algılanmasın. Uzmanlar diğer fıtıklara göre tehlikesi en az fıtığın göbek fıtığı olduğunu belirtiyor. 
bebeklerde göbek fıtığı ile ilgili görsel sonucu
Ben de göbek fıtığı ile ilk kez Onur 2 aylıkken tanıştım. Göbeği normal bir şekilde düşmüştü. Göbek yarası kapanmıştı. Öyle çok ağlayan bir bebek de değildi. Ama ağlamayan bebek olur mu? Çok ağlayasının tuttuğu bir günün ardından bir de baktım göbeğinden pırt diye bişey pörtlemiş. Aynı yukarıda ilk resimdeki gibi... Telaşlandım tabi. İnternette çok mühim bişey olmadığı belirtiliyor, lakin pinpirikli ben bu bilgi ile yetinmek istemedim. Sağlık ocağına gidip, aile hekiminin madeni parayı göbeğine bağla geçer demesiyle biraz sakinleştim. Parayı yıkadım, kaynattım, bağladım göbüşüne...2-3 gün geçti paranın rengi göbüşünü morartmış. Yaptığım bu işlemin ona acı verip vermediğini de bilemeyince, doğruuu çocuk cerrahının yolunu tuttum. 

Cerrah, para koymaya falan gerek yok dedi. Bir yandan dışarı çıkan göbeği parmağıyla içeri doğru iterken diğer eliyle de göbek deliğini çaprazlayacak şekilde flaster bez bant yardımıyla bantladı. Çapraz şekilde bant yapıştırdı yani. Banyodan banyoya bu şekilde bantlayın geçer dedi. 1 yaşına kadar geçmezse 5 yaşında ameliyat etmemiz gerekir dedi. neden olduğunu sormasam olmazdı tabi. Çok ağlamanın yanında genetik faktörlerin de etkili olduğu soyağacında göbek kasları zayıf bir vaka varsa onun etkili olduğunu söyledi. Biz de ya nasip diyerek o günden sonra banyodan banyoya bandını değiştirdik. 2-3 hafta kadar bantladık. Baktık bant cildini tahriş ediyor komple çıkardık. Çünkü doktor bu şekilde yapılmasa da kendiliğinden geçebileceğini söylemişti. Biz sadece iyileşmesini hızlandırdık. Şükürler olsun ki 2-3 ay içerinde tamamen iyileşti. 
İçimiz rahat etsin ille biz o göbek fıtığını içeri sokalım tedaviye yardımcı olalım derseniz. Yine bir doktora danışarak, medikallerde satılan göbek bağlarından edinebilirsiniz. 

Ha tabi birde sizin bebeğinizde;
-Fıtık içeri itildiğinde içeri girmiyorsa,
-Fıtık aniden büyümeye başladıysa,
-O bölgesi hassaslaşırsa,
-Ağlayınca fırlıyorsa, 
-Bebekte kusmaya neden oluyorsa muhakkak bir uzman doktora başvurmakta fayda var.

Keşke çocuklar hiç hastalanmasa, ağlamasa, üzülmese, hep gülse, hayat daha güzel olmaz mı?
Devamını Oku »

4 Ağustos 2016 Perşembe

Onur'un da Bir Tuvalet Eğitimi Anısı Olmalı :)

Resim Emine öğretmenimizden
Çocuğu 2,5-3 yaşına gelmiş her annenin bir tuvalet eğitimi anısı var. Değil mi ama? Ne yani benim olmasın mı? Bir uzman yaklaşımıyla anlatıp şöyle yaptım böyle yaptım. Aman da çocuğum çok akıllı çok çabuk alıştık diye ben anlatmayayım mı? Sessiz sedasız bir köşede oturup, çocuğumun tuvalet eğitimini tamamlamasını bekledim anlayacağınız :)) 

Bu meseleden belki de 2-3 yazıda bahsettim. Aaa bir tanesi tam da şurada bir başkası da burada bulunuyor. Biraz mükemmelliyetçi bir yapım var. Bu durumdan bende şikayetçiyim ama yapıcak bişey yok huy işte. Onur'un tuvalet eğitimi yaşı geldikçe, bakıcıların işi bırakası tuttu. Tam bakıcıya alıştı hah şimdi tuvalet eğitimine başlayayım dediğim anda bakıcı işi bıraktı. Yazık çocuk bazen bezini bile değiştirtmedi yeni bakıcılarına... Kendi kendime vay efendim çocuğun vakti geldi. Eee kocaman çocuk oldu hala bez mi değiştiriyorsun diyenler vardı tabi... Hooşşş onları kim takar... Çevredekilere bakacak olursanız herşeyin en iyisini onlar bilir ve yaparlar. Herkes kendi doğrusuna göre çocuk yetiştiriyorsa ben de bu işi artık zamana bırakmaya karar vermiştim. 

Bundan iki ay önce bakıcı ani bir kararlar işi bırakınca, artık kapris çekmekten bezen bendeniz bildiğiniz üzere Onur'u kreşe vermiştim. Allah kimseyi aldığı kararından utandırmasın. İyiki de vermişim. Emine öğretmen, her çocuğun okulla ilk tanışmasında ihtiyaç duyacağı tarzdan bir eğitimci, oldukça sevecen, hoşgörülü, pozitif, enerjisi yüksek ve fazlasıyla sabırlı :)) Birbirlerine alışma sürecini tamamladıktan sonra ramazan bayramı dönüşü tuvalet eğitimine başlamaya karar vermişler öğretmeniyle, aralarında anlaşmışlar. Çocuklar öğretmenlerini dinlediği kadar annelerini de dinleseler ne iyi olurdu değil mi? 

Tuvalet eğitimi yaşı geçti diye üzülmemin ne kadar yersiz olduğunu o iki hafta içinde öğrendim. Rahat rahat konuşup, cümleler kuran çocukla bu iş daha kolaymış. Onur yapı itibariyle biraz dik/ters bir çocuk, iki hafta boyunca tek tük kaçırmalar oldu. Hatta kakayı da aynı şekilde 4-5 defa kaçırıp, iç çamaşırını çöpe atmışlığımız var. İstese altına kaçırmayacağından emin olduğum için ona tatile gideceğimiz otelin fotoğrafını gösterdim. Miniklerin havuzundaki kaydıraklar aklını başından alınca, Onur'un kafasında yanan ampülü görür gibi oldum :)) Çişini ve kakanı tuvalete yapmazsan seni buraya almazlar, havuzlarını kirletirsin çünkü deyince o günden sonra biz bu işi çözdük. Maşallah maşallah diyeyim. Geç oldu ama neyseki güç olmadı ;) Bir çırpıda çiş+kaka hem gündüz hem gece tuvalet eğitimini tamamladık. Ülkü yapım gururla sunar :)))

Hoşgörü, sabır ve sevgi,  yüreğinizden eksik olmasın... 
Devamını Oku »

29 Temmuz 2016 Cuma

Çocuklara Yaşam Becerilerini Öğretmek Gerekir

Çocuklarda en iyi öğrenme şekli yaşayarak öğrenmedir. En çok zamanı ailesi ile geçirdiği için ve model olarak ebeveynlerini örnek alan çocuklarımızın her zaman yanında olamayacağımız için çeşitli yaşam becerilerini öğretmek gerekir. Öğrendikleri yaşam becerileri onların hayatta karşılaşacakları pek çok zor durumla başa çıkabilmesini ve bu durumlara dayanmasını sağlayarak onlara yardımcı olacaktır. 
İşte onlara yardımcı olacak bazı basit ama önemli becerileri maddelendirecek olursak; 

1- Yemek Yapma : 
Küçük yaşlardan itibaren her iki cins de yemek, pasta, börek işlerine meraklıdır. Yardım etmek için can atarlar. İlk etapta zor gelen yemek yapma işine zaman içinde alışırlar. Bu iş artık onlara keyif verir ve pratiklik kazandırır. Özellikle erkek çocuklarının anne-baba yanından ayrılıp üniversiteye gittikleri dönemde sudan çıkmış balığa dönmemeleri için yemek yapmayı öğrenmeleri gerekir. Bu öğrenme zaman içerisinde beceri kazanarak gerçekleşecektir. 
2- Doğada Hayatta Kalma :
Aslında en güzeli doğada hayatta kalma kamplarına katılmak. Çünkü bu kamplarda barınak yapmak, kamp ateşinde yemek pişirmek ve zorlu arazide güvenli bir şekilde hareket etmek gibi beceriler edinirler. Bu becerileri geliştirmek çocuğumuzun kendine güven ve bağımsızlık duygusunu besler. Günümüz şehirleşmiş yaşamından ve çalışma hayatından uzaklaşmak zor geliyor olacak ki, çocuklarımızı doğadan koparıyoruz. Bu tür kamplara katılma fırsatımız yoksa çocuklarımızla birlikte orman gezileri, doğa yürüyüşleri yapabilir, bu yürüyüşler sırasında doğadaki yaşama dikkat çekerek, canlıları inceleyebiliriz. Örneğin kesilmiş bir ağacın yaşını üzerinde bulunan halkaları sayarak, her bir halkanın bir yıla denk geldiğini öğretebiliriz. Doğayla ilgili bu bilgi onları çok heyecanlandırıyor. Görkem, bunu ilk öğrendiği sıralar her gördüğü kütüğün çizgilerini sayıp, yaşını hesaplıyordu :)
3- Bahçe Bakımı : 
Bu beceri çocuklara doğayı sevmeyi ve ona saygı duymayı aynı zamanda kendilerine yetebilmeyi öğretir. Bahçemize ya da balkonumuzda saksıya diktiğimiz fidanın bakımını onlarla birlikte yapıp, hatta bir fidanın bakımını sadece onun sorumluluğuna verebiliriz. Bitkilerin hava durumundan nasıl etkilendiğini, tohumların çimlenmesini ya da bitkilerin böceklenmesi, çiçek açmaması, dalının kırılması gibi sorunlarla nasıl başa çıkabileceğini öğretebiliriz. 

4- Yüzme : 
Çocuklarımızın yüzmeyi öğrenmesi için illede deniz kenarında bir yerde yaşamamız şart değil. Artık neredeyse her ilde yüzme havuzları mevcut ve yüzme kursları da var. Her çocuğun kendisini özgür hissetmesi için yüzme bilmesi gerekir. Yüzme bilen birisi sadece kendisini değil, başkalarını da kurtarabilir. 
5- İlk Yardım :
Çocuklar oyun oynarken sık sık yaralandıkları için basit bir kaç ilk yardım becerisinin öğretilmesinde fayda var. Örneğin yaranın öncelikle temizlenmesi ardından temiz bir bezle kapatılması gerektğini, kanı durmayan bir bölgenin üzerine temiz bir bezle sıkıca bastırılması gerektiğini, burnu kanayan birisinin başını arkaya yaslaması gibi basit birkaç bilginin hem onlara hem de çevrelerindeki insanlara faydalı olacağını onlara aktarmamız gerekir. 

6- Para İdaresi : 
Günümüz afacanları daha küçük yaşlardan itibaren nasıl ki para harcamayı öğrenebiliyorlarsa, parayı idare etmeyi de rahatlıkla öğrenebilirler. Paranın değerini ve ileride kullanılmak üzere biriktirileceğini öğretelim. Ellerindeki paranın ne kadarının harcanıp ne kadarının biriktirileceği konusunda rehberlik edelim. Maddi durumumuz ne olursa olsun çocuklarınıza fazla fazla verip doyumsuz bireyler yetiştirmeyelim. İlkokula başlayınca harçlık kavramı ile tanışıyorlar. İşte o zamanda harçlığının nasıl ve ne zaman mesela öğle yemeğine yakın zamanda yiyecek alıp yenilmemesi gerektiğini, paranın tamamını harcamadan cebinde durması gerektiğini, ihtiyaç halinde kullanabileceğini aktarmak gerekiyor. Para harcarken istek mi? İhtiyaç mı? diye kendilerini sorgulamalarına yardımcı olarak, biriktirdiği harçlıkları kumbarasına atıp birikim yapmasını sağlayabiliriz. 
7- Basit Tamiratlar : 
Çocuklar evde çalışan aletlerin içini hep merak ederler. Onların bu merakını bir şeyler öğrenmelerini sağlayacak şekilde teşvik ederek giderebiliriz. Tamirat işleri için öncelikle güvenlik önlemlerini alarak, bu konuya dikkat çekmeliyiz. Tıkalı bir lavaboyu açmayı, doğalgaz ve su vanasını kapatmayı, bozulan oyuncakların tamir edilerek kullanılır hale gelebildiğini öğretebiliriz. 


8- Çamaşır Yıkama : 
Çamaşırları sadece kirletme yükümlü olmadıklarını, temizleme, asma ve ütüleme aşamalarına dikkat çekerek, örneğin kendi çamaşırlarındaki lekeleri çıkarmak için bulaşık deterjanıyla çitilenmesi gerektiğini ve çitileme işlemini öğretebiliriz. Lekelerin çıktığını görmek onlara keyif verecektir. Asarken de ince kıyafetlerin daha çabuk kuruyacağı kalın kıyafetlerin daha aralıklı serilmesi gerektiğini aksi takdirde kurumanın gecikeceği gibi basit bilgileri öğretebiliriz. 

9- Kendini Savunma : 
Hayatın hoş olmayan sürprizlerine karşı her zaman çocuğumuzun yanında olup onu korumamız mümkün olmadığından boks, karate gibi savunma sporlarına yönlendirmek, onları sadece gelebilecek ani saldırılardan korumakla kalmayacak aynı zamanda zihinsel odaklanmasını da geliştirecek, bunun yanında beden terbiyesini öğrenecektir. Görkem karatede turuncu kuşağa kadar geldi yaz tatili ile birlikte bıraktı. Aslında severek başlamıştı ama şu an devam etmek istemiyormuş. Kışa yeniden başlayacakmış. Bu tür kararları alma da çocuklarımızın görüşlerini mutlaka önemsemeliyiz. Kendilerini değerli bir birey olarak hissetmelerinin karakter gelişimine olumlu etkileri olduğunu unutmayalım ;)
10- Zaman Yönetimi : 
Günü belirli zaman dilimlerine bölerek, verimli kullanması yönünde zaman yönetimini öğretebiliriz. Okuldan geldikten sonra ki yapacaklarını bir yere not edelim. Kitap okumak, su doku çözmek, ödevleri yapmak, ingilizce kelime ezberlemek, soru çözmek, dinlenme, televizyon seyretme, atıştırmalık bişeyler yemek gibi... Ona güvenerek zaman dilimlerini kendisinin ayarlamasını sağlayalım. Onu kontrol etmek için sizin de zamana ihtiyacınız olacak. Evet bu özellikle de çalışan anne için zor olsa da çocukların zamanı verimli kullanabilmesini öğretmek için gerekli. 2-3 ay sonra düzene girdiğini göreceksiniz. Bu hem sizi hem de onu rahatlatacak aynı zamanda da sorumluluk duygusu geliştirecek, kendine güveni artacaktır. 

Genel olarak öğretilecek bilgiler basit ama önemli ve her bireyin yaşamını sürdürebilmesi için gerekli. Ruhen sağlıklı ve sağlam karakterli çocuk yetiştirmek bir sanattır. Bu sanat dalında başarılı olabilmek umuduyla herkese iyi hafta sonları...
Devamını Oku »

21 Temmuz 2016 Perşembe

Yeşil Deniz Kabuğu - Sarah Jio

Her seferinde söylüyorum ama ben bu kadının kitaplarını seviyorum. Bir çırpıda bitiyor, her zaman sıcacık bir hikayesi olan Jio'nun kitapları sıcacık içini ısıtan cinsten... Diğer kitaplarında işlediği konulara ek olarak bu kitabında vefayı derinden işlemiş, hiç beklemediğiniz bir yola çıkarıyor yine Sarah Jio...

Kailey bir gazetede yazarlık yapmaktadır. Daha çok sosyal konularda yazan Kailey, Seeatle'daki evsizlere yoğunluk vermiştir. Ryan yakışıklı ve başarılı bir şirket yöneticisi, Kailey'i ile nişanlıdırlar. Ryan Kailey'i deliler gibi sevmektedir. Evlilik hazırlıkları yapıp, gün saydıkları bir günün akşamında ünlü bir restorantın çıkışında Kailey'in dikkatini bir evsiz çeker. Onun için restorandan yiyecek bişeyler ister. Tam da o sırada evsizle göz göze geldiği an onu bakışlarından tanımıştır. Yıllar evvel deliler gibi sevdiği hayatını adadığı Cade'den başkası değildir. Kailey ile dolu dizgin bir aşk yaşarken, haber vermeden ortadan kaybolan Cade'i yıllar sonra bu şekilde görmek oldukça şaşırtıcı olmuştur. Esas bundan sonra ne yapacaktı? Ryan'ı seviyordu ama kalbinin derinliklerindeki Cade'i de unutamamıştır. Ryan'la evlenip hayatına kaldığı yerden devam mı edecekti? Yoksa Cade'i sokaklarda arayıp bulup, neden gittiğini ve neden bu halde olduğunun sebeplerini mi araştıracaktı? İki duygu arasında kalan Kailey'nin sevgiden öte büyük bir vefa ile çıktığı yolda karşılaştığı sürprizler, Ryan ile ilişkisini nasıl etkileyecektir?

Yine soluksuz okuyacağınız ve yine finaliyle kalbinizin derinliklerine dokunacak sımsıcak hikayesi olan yoğun duygulu bir Sarah Jio kitabı daha. Öyle uzun uzun anlatmak isterdim sizlere lakin her bir konu diğerine bağlı. Konuya başlasam arkası gelecek ve tüm düğümler çözülüp, ağır derecede spoiler içerecek :)

Okumak isteyenlere, Jio severlere duyurulur, keyif alacağınızdan hiç şüpheniz olmasın. Şimdiden keyifli okumalar dilerim...

*Ha bu arada vefa sadece İstanbul'da bir bozacının adı değildir! Allah vefalı insanlarla karşılaştırsın...
Devamını Oku »

18 Temmuz 2016 Pazartesi

Bir Darbe Girişiminin Ardından...

Cuma gecesi çocukları uyuturken, eşim darbe oldu deyince ilk önce şaka olduğunu düşündüm. Hangi devirdeydik ne darbesiydi? İlk etapta inanmadım yerimden kalkmadım bile. Sonra televizyonun sesi yükseldi. İnanmak istemesem de darbe girişimi vardı. Sinirlerim bozuldu, ağlamaya başladım. Aklımdan hiç bişey geçiremedim, düşüncesizliği yaşadım adeta. Sonrasında ilk aklına gelen çocukları oluyor insanın. O kadar masum uyuyorlardı ki hiç bişeyden habersiz yine göz yaşlarıma engel olamadım. O gece her Türk vatandaşı gibi gözümüz televizyonda kulağımız dışarıdaki ezan, sela ve Allah-u Ekber seslerindeydi. Çaresizliği hiç bu kadar yakınımda hissetmemiştim. 

Ertesi gün yine akşama kadar haberleri izledim. Sosyal medyadan olan biteni takip ettim. Tüm olanlar yüreğimi param parça etti. Ülkemin düştüğü duruma, giden canlara, yaralılara, babası vatan haini olarak anılacak çocuklara ve bundan sonraki hayatlarına vatan hainin ailesi gözüyle bakılacak eşlere, analara, babalara, elleri kınalı 20 yaşındaki erlere üzüldüm.
Hepiniz izlemişsinizdir erlerin görüntülerini, "tatbikat var dediler, silahlarınızı alın, kamufulajlarınızı giyin" dediler giydik geldik diyordu. Kanunsuz emri uyguladıkları için suçlu buluyordu herkes. Peki hangi er komutanının verdiği emri sorgular? Hangi mehmete kanunsuz emre uymamanın bilgisi verilmişti? İçimi parçaladı mehmetlerin bu fotoğrafları. Daha geçenlerde şehitler ölmez diyorduk. Şimdi onları biz mi öldüreceğiz? Vatanı satmanın cezası neyse tüm rütbeli askerlere verilsin. Ama bu şaşkın suratla neler olduğunu anlamaya çalışan mehmedime onlara biçilen ceza verilmesin. Neden rütbeliler konuşamıyor neden biz satmadık diyemiyor çünkü yaptılar onlar hiç acımadan bu vatanı sattılar. Silahsız sivil halkı taradılar. Tanklarla insanları ortadan ikiye böldüler. Gözlerini kan bürümüş bunların? 
Bu darbe girişimine başka bir pencereden bakacak olursak, demek ki birlik beraberlik olmak bu kadar da zor değilmiş. Türkün, kürdün, alevinin, dadaşın, çerkezin, sağın, solun nasıl birleşebileceğini birleşince de nasıl bir güç doğacağını göstermiş olduk. Keşke Türkiye tarihine kara bir leke olarak kazınacak olan bu günü yaşamadan bunu gösterebilme fırsatımız olsaydı. Hayat bizler için kaldığı yerden aynı hızla devam ediyor. Ama hayatları acılar bezenmiş insanları düşünmeden de edemiyorum.Kısacası üzgünüm çok üzgünüm...
Bu darbe girişiminde hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet yakınlarına da sabırlar diliyorum. Allah bize bir daha böyle kötü günler yaşatmasın. Evlatlarımıza daha aydınlık bir gelecek bırakabilmek umuduyla, umut dolu yarınlar hayal ediyorum. 

Allah'a emanet olun... 
Devamını Oku »

14 Temmuz 2016 Perşembe

Şehitler ve Gaziler Müzesi


Bayram tatilinde öyle park bahçe gezerken yeni açılmış şehitler ve gaziler müzesi dikkatimi çekti. Aaa hadi girelim bi bakalım ne varmış dedim. Belediyenin açtığı 2 odadan oluşan küçük bir müze. İlk odada gazilerin çerçeveli resimleri var. Acaba gazilerin anılarının da yazıldığı bir köşe hazırlanabilirmiydi? Bence çok da hoş olurdu. Fotoğraflarının altında hangi savaşta gazilik ünvanını aldığı yazıyor sadece.
     
Düşünsenize bu sadece bir ilçenin Çanakkale şehitlerinin isimleri. Hep diyoruz ya bu vatan kolay kazanılmadı diye, onu hatırlamak için bile bu müzeye uğramak da fayda var. Ne yoksulluk, ne açlık yıldırmadı Türk askerini, kanlarıyla yıkadılar Çanakkale'yi. Kolay kazanılmadı bu vatan, 
bedelini canlarıyla ödedi yiğitler...
    
Az da olsa eski savaş fotoğrafları var. O zaman koşullarını bir nebzede olsa anlayabiliriz belki. Kıymetini bilmek lazım toprağımızın her bir parçasının....

Kadın erkek demeden tüyü bitmemiş yetimlerin eli silah tutan herkesin düşmanı püskürttüğü bu toprakları almayı kolay sanıyor bazıları. Güçleri yeter mi sandılar...

Diğer odada hem şehitlerin çerçeveli fotoğrafları hem de eşyaları sergileniyor. İçim cııızz etti çocuk eli çizilmiş asker mektubunu görünce. Hepimiz biliyoruz kundaktaki bebeğini bile görmeden şehit olan ana kuzularını, ama eski fotoğraflarını, ceplerinden çıkan mektuplarını, kişisel eşyalarını görmek derinden yaraladı bizi. Gözlerim dolu dolu oldu okuyamadım çoğu mektubu. Amcasına elini çizip göndermiş yiğeni, bak amcası bu kadar büyüdü yiğenin diyor mektupta :(

Formaları, künyeleri, asker mektupları, hasret kokan sözcükleri kalmış geriye. Üstün hizmet belgeleri, atış talimlerinde birincilik belgeleri, ceplerindeki üç beş kuruşları...

Her gün aldığımız şehit haberleriyle yüreğimiz kanıyor, ama ateş en çok da düştüğü yeri yakıyor. Analar, babalar, kardeşler, yetim kalmış evlatlar, yarine doyamamış eşler hakkınızı helal edin bize. Bizler bu vatana canlarını veren insanlar sayesinde güven içinde yaşayabiliyoruz.
Boğazıma düğümlenen o duygunun adı neydi biliyormusunuz? Şu an ülkemin içinde bulunduğu kaos, hergün almaya alıştırıldığımız şehit haberleri, şehrin göbeğinde patlayan bombalar...
Siz rahat uyuyun şehidim diyemedim. Biz çok rahatız diyemedim. Diken üstündeyiz hiç diyemedim. 
Hakkınızı helal edin diyerek çıkabildim... 
Tüm şehitlerimize bir Fatiha okuyup ruhlarına hediye edelim lütfen...

"Ne Mutlu Türküm Diyene"
Devamını Oku »

13 Temmuz 2016 Çarşamba

Bir Bayram Tatili Yazısı da Benden Olsun

3 yıl önce / 3 yıl sonra yine bir bayramda aynı yerde :)
Efenim nerdeyse 15 gün olmuş görüşmeyeli. Bayram tatili hepimize iyi geldi sanırım. Ne iyi oldu bol bol kitap okuyup, dinlendim. Keşke bütün milli, dini artık ne kadar bayram varsa hepsinin tatili böyle uzun olsa. Daha az çalışıp daha çok gezsek hayat daha güzel olmaz mı? İnsanlar daha mutlu ve pozitif olmaz mı? 









Bayramda eşimin memleketindeydik. Bir elin parmağını geçmeyecek kadar olan akrabaları gezdikten sonra kendimizi parklara, bahçelere vurduk :) Gezme olur da fotoğraf olmaz mı? Bol bol fotoğraf çektik. Sıcaklığın fazla olduğu saatlerde gölgeden başımızı dahi çıkarmadık. En son ne zaman bu şekilde yata yata bi tatil yaptığımı hatırlamadığıma göre epey olmuş tatillerin hakkını vermeyeli ;)
     
Burası Ereğli/Konya'da bulunan İvriz Çayı. Aslında çok güzel bir yer çelik gibi suyu, yüksek olduğu için de tertemiz havası var-mışş eskiden yani. Böyle turistik bi yerde mangal yakılmasına izin verilmesini esefle kınadım. İğne atsan yere düşmeyecek kadar çok kalabalıktı. Yazık ama yaa dumandan göz gözü görmüyordu. Karbonmonoksit gazından zehirlenicem sandım bi ara. 
     
Bu da eşekle de çekeyim çocum seni pozu : )
Yukarıdaki güzelim manzaranın nasıl duman içerisinde olduğu çok net görülüyor zaten.

      

Efenim şu iki yakışıklının arkasında duran da "İvriz Kaya Kabartması". Hitit Krallık çağı (M.Ö. 1180-700) dönemi kabartması olan anıt İvriz Çayı'nın kenarında bulunan bir kaya kütlesinin ön yüzüne M.Ö. 800 yıllarında Tuwana krallarından Warpalavas tarafından yaptırılmış. Aramileşmiş Geç Hitit sanatının en önemli yapıtlarından olan anıt 4.20x4.20 ölçülerinde olup, aynı zamanda Arami, Asur ve Frig etkilerinin görüldüğü Tuwana Krallığı'ndan günümüze gelebilmiş önemli bir eser. 
Anıtta, Fırtına Tanrısı Tarhundas ile bölgenin kralı Warpalavas tasvir edilmiş. Krala göre daha büyük ölçülerde tasvir edilen Tarhundas, ellerinde başaklar ve üzüm salkımı tutmakta, böylece Tarhundas'ın aynı zamanda bolluk ve bereket tanrısı olduğu da anlaşılmaktadır. Tanrının karşısındaki kral ise daha küçük ve dua eder durumda tasvir edilmiş. 

Kabartmada, "Ben hakim ve kahraman Tuwana kralı Warpalavas. Sarayda bir prensken, bu asmaları diktim. Tanrı Tarhundas onlara bereket ve bolluk versin" cümleleri yer almaktadır.
Bir de şehitler ve gaziler müzesini gezdik. Konu çok uzayıp, başka duygulara yerini bırakacağından onunla ilgili yazıyı başka bir güne erteliyorum.
Yüreğinizin hep sevgi ve kardeşlik duygularıyla beslenmesi dileğimle hoşçakalın... 
Devamını Oku »

30 Haziran 2016 Perşembe

Çocuklarda "W Oturuşu"na Dikkat!

w oturuşu nasıl olur ile ilgili görsel sonucu
W oturuşuna belki de çoğumuz dikkat etmiyoruz ki bende dikkat etmemiştim. Görkem 3,5 - 4 yaşındayken televizyon başında bişeyler yemeyi alışkanlık haline getirmişti. Bakıcımızın da işine geliyordu. Sofra bezini serip çocuğu yere oturtuyordu kendisi de yanına oturup yemeğini yediriyordu. Tabi o zamanlar bunun sakıncalı bir durum olduğunu bilmediğimiz için de engel olmamıştık. Sonra bir gün Görkem karşımdan yürüyerek gelirken, yürüyüşüne dikkat ettim. Gayet normal yürüyen çocuğumun içe bastığını farkettim. Aslında bu aniden gelişen bişey değildi zamanla içe basmaya başlamıştı. İçe basma durumu maksimum dereceye yükseldiğinde farkedebildim. Çok güvendiğimiz bir ortopedi doktorumuz var, hemen ona götürdüm. W oturuşundan bahsetti. Öncelikle asla bu şekilde oturmayacak diyerek söze girdi. Aşağıdaki şekilleri tarif etti. Çocuklar için en sağlıklı ve doğru oturma biçimi bağdaş kurarak oturma çünkü çocuk gövdesini rahatça hareket ettirirken denge ve koordinasyon sağlayarak, gövdeyi güçlendiriyor dedi. Aynı zamanda dizlere baskı yaptığından dolayı sandalye üzerinde diz çökmesine ve ayaklarını sandalyenin ayaklarına dolamasına da engel olmalısınız diye belirtti. 
Doğru Oturma Şekilleri
Tek tek doğru oturma şekillerini gösterdi. Endişelenmememiz gerektiğini, reçeteye yazdığı özel yapım tabanlığı hem evin içinde hem de dışarıda giydiği ayakkabısının içine yerleştirdiğimiz takdirde zaman içerisinde geçeceğini söyledi. Ayağının ölçüsüne göre özel yapım bir tabanlık yaptırdık. Normalde ev içinde ayakkabı giymediği için evin içinde giydirmesi oldukça sorun oldu. Ayak içe basmaya alıştığı için tabanlıkta bunu engellediğinden çocuğun rahatı bozuldu. Yaklaşık 4 yıldır kullanıyorduk. Ayak numarası büyüdükçe yenisini yaptırdık. Bu sene oldukça fazla düzelme oldu. Uzun süren tedaviler çocuk açısından da sıkıcı oluyor. Yenisini yaptırıp, tam düzelme sağlayıncaya kadar devam edeceğiz. 
ayak tabanlığı ortopedik ile ilgili görsel sonucu
Özel yapım ayak tabanlığı
Bebeklik döneminde karın üstünde fazla vakit geçirmemiş ve bu sebeple de omuz ve sırt kaslarını yeterince güçlendirmemiş çocukların bu şekilde oturmaya eğilimli olduğunu söyleyen fizyoterapistler, çocuğun bu şekilde oturarak oyun oynarken gövdesini döndüremediği için oyuncaklara uzanamadığından dolayı iyi bir koordinasyon ve denge sağlayamadıklarını belirtiyorlar. Ayrıca W şeklinde oturmanın, içe basmanın yanında, çarpık bacaklara ve düz tabanlığa da sebep olduğunu, çocuk bunu alışkanlık haline getirdiğinde uzun vadede ciddi anatomik sorunların görülebildiğini de ekliyorlar.
çarpık bacak
Aslında günümüzde her bilgi internette mevcut ama insanın başına gelmeyince dur bakıyım ben bi çocuk hastalıklarını araştırayım çocuğumda da çıkabilir demiyor. Yıllarca çocuk sağlığı ve hastalıkları dersleri gördüm. Ama nedense bunu hiç duymamıştım. Bu sorunu yaşamasaydım muhtemelen de bilmeyecektim.Görkem bunu bizzat yaşayan kişi olduğu için neyse ki ben söylemeden kardeşini sürekli uyarıyor. "Abim öyle oturma şu şekilde otur" diye yönlendiriyor.  Aman siz siz olun çocuklarınızın nasıl oturduğuna dikkat edin. Çoğu zaman masada oynamaları için teşvik edin. İçe basma durumu da varsa mutlaka bir doktora götürün. 

Sağlıcakla kalın...
Devamını Oku »

28 Haziran 2016 Salı

Bu Aralar Ben



Daha önce Onur'un kreş macerasından bahsetmiştim. Sabahları hala ağlamaya devam ediyordu. Onur'un kreşi tatili boyunca 8-13 yaşındaki çocuklar için yaz okulu açmışlar. Onur abisi de onun okuluna gelsin diye çok ısrar ediyordu. Tam da onun istediği gibi oldu. Görkem'i de yaz okuluna yazdırdık. Yaz okulu müfredatında satranç eğitimi, dini eğitim, okuma saati, ders tekrarı, etkinlik saatleri, futbol, basketbol, hızlı okuma dersleri, yüzme havuzu da var ama onu biz istemedik okul dışına çıkarak, il merkezine götürülmesi içimize sinmedi. Görkem de yaz tatilini boş geçirmesin diye düşündük. Abi kardeş aynı okula gitmenin mutluluğunu kısa bir süre yaşadıktan sonra ikisi birden hastalandı. Elimde ateş ölçer geceler boyu ateş ölçtüm. Ateş düşürücü içirmekten benim bile midem bulandı çocuklar ne yapsın. Onur'a antibiyotikler fayda etmedi. En son çare iğneyle şükürler olsun biraz daha iyi. Görkem ona göre daha çabuk toparladı. 

Ramazanla birlikte susuzluk ve açlık eşimin safra kesesindeki ağrıyı tetikledi. Taş şiddetli ağrı yapınca onu da bi ameliyat ettirelim dedik. Ama ateşli çocuklar ve eş aynı zamana denk geldi tabi. Aaa valla ben öyle tek hastayla uğraşınca yeteri kadar çökemiyom bana bunlarla gelmeyin dedim. Üçü bi arada yapıp evi yoğun bakım ünitesine çevirdim. Tam da saçını süpürge etmiş anne/eş modundaydım. Artık ne kadar eğildiysem yerleri süpürücem diye  :))) tansiyonum beşe kadar düştü. Şükürler olsun ablam hemen alt katımda oturuyor da imdadıma yiğenimle birlikte yetiştiler. Yiğen candır can Nadide'me de burdan selam olsun :)) Aman aa dostlar sağlıktan başkası yalan vallahi de yalan. Allah kimsecikleri sağlığından etmesin. Herkesin yuvasına sağlık, huzur, mutluluk versin... 

Daha hallice olan ev ahalisini bir kısmını eve, diğer kısmını da okula bıraktıktan sonra sağ salim işe gelebildim :) Aslında durumlar tam olarak çok iç açıcı değil. Görkem okuldan memnun değil sıkılıyorum diyor hoşşş o nelerden sıkılmıyor ki diye şöyle bir düşündüm de cevabı bulmak çok zor olmadı. Sadece bilgisayar oyunları....

Koskoca yaz tatilini evde miskin miskin televizyon başında, ya da playstation oynayarak geçirmesindense, arkadaş ortamında eğlenerek ve öğrenerek geçirmesi bana daha doğru geldi. Çocukları memnun etmek ne kadar da zor. Mutlu olabilecekleri şeyler çok çabuk tüketilebilen türden mi? Neden bu kadar çabuk sıkılma? Memnuniyetsiz bireyler yetiştirmek istemiyorum. Nerede hata yapıyorum diye kendimi sorgular oldum? Hoşumuza gitmeyen en ufak davranışlarında kendimizi sorgulamak ne kadar? Onlarında bir birey olduğunu ve karakterlerinin yavaş yavaş artık geliştiğinin farkına varmamız gerekiyor. Nedense çocukları kontrol edilebilen robotlar gibi düşünüyoruz. Kafamda deli sorular... Hele kendime bir geleyim daha sağlıklı düşünebildiğim vakit her birine itinayla kalıcı çözüm yolu bulacağım... 

Ee oldu o zaman hadi kalın sağlıcakla :)) 
Devamını Oku »

14 Haziran 2016 Salı

Küçük Arı - Chris Cleave

Yahu ne zaman yeni kitaba başlasam mutlaka yanına atıştırmalık bişeyler koyuyorum. Bu gidişat hiç iyi değil, bunlar bana kilo ve yağ olarak geri dönebilir :( Sizde de var mıdır kitap okurken bişeyler yemek/içmek? Özellikle son zamanlarda okuma zamanlarım öyle keyif dolu falan değil. Kaçak köçek ne zaman fırsat bulursam okuduğum sayfayı kar sayacak durumdayım. Küçük Arı'yı bitireli bir ay kadar oldu sanırım. Karalama notlarım varıd onları temize çekerken bloğa bir iki bişey yazayım dedim. Balık hafızalı ben yıllar sonra okuduklarımla ilgili  bişey hatırlayamayınca en iyisi bi yerlere not almak oluyor :)

Hafif Spoiler İçerir!
Küçük Arı nijerya kökenli mülteci kampından yanlışla salıverilen bir kız. Kitabın ilk başı oldukça akıcı Küçük Arı ve ablasının tatil için Nijerya sahillerini tercih eden Sarah ve Andrew ile karşılaştıkları ve birlikte kötü adamlarla yaşananlara şahit oluyoruz. Sarah Küçük Arı'nın hayatta kalabilemesi için kötü adamların isteği üzerine parmağını kesiyor. Ablasının hayatının kurtulması ise Andrew'ın parmağını kesmesine bağlıdır. Buna cesaret edemeyen Andrew yüzünden kötü adamlar kıza defalarca tecavüz ederek, kemiklerini kırarak öldürmüşlerdir. Küçük Arı görmese de bütün sesleri duymuş ve ablasının ölümüne tanıklık etmiştir. 

Sonrasında Küçük Arı tek başına yaşam mücadelesine devam ediyor. Yıllar sonra Sarah ve Anrew ile İngiltere'de tekrar karşılaşır. Sarah'nın hayatına bir şekilde girmeyi başarmıştır. Sarah ve Küçük Arı'nın yasal yollardan İngiltere'de kalabilmesi için mücadelesiyle devam eden kitabın sonu da okumak isteyenlere kalsın...

Peki okuyup da başımın göğe erdiği kitaplardan mı oldu? Hayır!
Okumasam kaybedeceğim birşey varmıymış? Hayır!
Okumasam hep aklımda kalacakmıydı? Evet! :))

Kitap bloglarında gezerken ya da özellikle ne zaman "Uçurtma Avcısı"ndan bahsedilse hep "Küçük Arı"nın ismini duyuyordum. Nitekim uluslararası bestsellerde olan kitabın kapağında da bu ifade yer alıyor. Bence tek ortak nokta baş kahramanın küçük bir çocuk olması. Bunun yanında uçurtma avcısında konu bütünlüğü var bi kopukluk hissedilmiyor ve heyecan hep dorukta. Sayfaları ardı ardına çeviriyorsunuz. Ve anlamlı bir sonla bitiyor. Ama Küçük Arı'da ben bunu maalesef göremedim. Kitabın sonuna kadar her an işte burada bişeyler olacak diye diye sonu geldi. Hiç sürükleyici bulamadım, bitirmek için bitirdim diyebilirim. Adını o kadar çok duydum ki okumadığım için kendimde bi eksiklik gördüğüm kitaplardandı. Sonunda ee yani bumuydu dediğim bi kitap olarak rafımda yerini aldı. Son sayfasında yazan bir Nijerya atasözüyle noktayı koyayım. 

"Eğer suratınız hayatın şiddetli darbelerinden dolayı şişmişse, 
gülümseyin ve şişman bir adammışsınız gibi davranın."
Devamını Oku »