Çocuklu Hayat

Çocuklu Hayat

4 Haziran 2018 Pazartesi

Çocuklar Büyürken... (Onlara Kısacık Anılar)

Ömür kısa, anılar çok, hafızamız nankör ve çocuklar hızla büyüyor... İşte tam da bu sebepten yazmak lazım daha çok yazmak lazım... Ramazandan önce anneler gününde Konya'nın meşhur gezme yerlerinden olan Sille'ye gitmiştik. Şu yukarıdaki fotoğrafla ilgili bişey anlatacaktım o güne dair diğer fotoğrafları da dayanamadım koyuverdim :) Görsel oluversin onlar da.... 

İşte ellerindeki pamuk şekeri henüz almamıştık. Fotoğraf falan çekiniyoruz. Genç bir çift de hemen yanımızda duruyor. Onur yüksek sesle "Anneee biz zenginmiyiz?" deyince onlar da kahkalarla güldü. "Hayır değiliz Onurcum" dedim. "Zengin olunca pamuk şeker alalım mı?" dedi. "Bunun için zengin olmamıza gerek yok Onurcum pamuk şeker pahalı birşey değil zaten bunu şimdi de alabiliriz."dedim. :))) Neyse orada muhabbet kapandı. 

Yahu anlamıyorum ki bu çocuk  niye bu kadar zengin olmaya taktı. Hani şunu da yapmam ben hiç. Hani çocuklar bişey ister şimdi paramız yok olunca alırız derler ya ben bunu da yapmam. Neden almıyorsam mutlaka geçerli bir sebep belirtirim. Misal şu an buna ihtiyacımız olmadığı için alamayız. Hasta olduğun için dondurma alamayız. Çok fazla abur cubur tüketmek bizim sağlığımızı bozar gibi... 
Geçen haftalarda yine hastalandı bizim ufaklık. Hiç birşey yemiyor. Nerden aklına geldiyse pastırma gelmiş. Ama pastırma bizim evimize alıp da tükettiğimiz bişey değildir. Sürekli çalıştığımız için odadaki insanlara rahatlık verir daha sonraki günlerde diye hiç tüketmeyiz. Yani belki Onur tadını bile bilmiyor. Hiç hali yok üsküfra ateş halsizlik hat safhada neyse durup dururken... "Anne zengin olunca pastırma alalım mı?" :)))) dedi. Güldüm tabi yüksek ihtimal pahalı bişey olduğunu da bilmiyor. Bunun için zengin olmamıza gerek yok canım babana söylerim akşam gelirken alır getirir" dedim. Akşam babası aldı geldi. İlk önce ekmeksiz yedi bir kaç tane sonra ekmeğimin arasına koyayım da bitmesin dedi. :))) Ayyy kuzu bu kuzu diye onu severken bir yandan da Allah'a şükür ettim. Çocuklarımızın istediklerini alacak durum verip onların boynunu büktürmediği için yaradana çokça şükrettim. Allah hiç bir anne - babayı bununla sınamasın.  
Belki de okulda arkadaş arasında kullandıkları birşeydir zenginlik kavramı. Bu kadar taktığına göre onun hayatının bir bölümünde yer alıyor demekki bu kavram... Geçenlerde petrole benzin almaya gittim. Bizim ufaklık da yanımda para ödemeye indim istasyonun marketine istersen sen de gel canın bişeyler çekerse alırız dedim. 1 çikolata 1 sakız aldı. Ödedik parasını tam çıkacağız. Kapının çıkışında küçük çokomellerden var. Paramı biriktirip bunlardan alıcam anne ben dedi. Öyle saf söylüyor ki bunları söylerken insanın içi cııız ediyor. 1 lira dedi kasadaki görevli kuzum dedim bunun için para biriktirmene gerek yok. Para biriktirecek kadar çok para değil yani dedim. Aldık, çıktık, mutlu oldu. Keşke büyüdüklerinde de onları mutlu etmek bu kadar kolay olsa....
Görkem beye gelecek olursak, ilk ergenlik tiriplerine girmeye başladı. Oğlum eşyalarını topla diyorum. Bir, iki, üç..... en son yüksek tonda seslenince ancak yapıyor. Yüzünde pıtırcıklar (sivilcelere pıtırcık demeyi tercih ediyor. şirin isimleri olunca çıkmayacaklar sanki) :D çıkmaya başladı. Eskiden mutlu olduğu şeylerden artık pek mutlu olmuyor. Kardeşiyle sürekli bebe diye dalga geçiyor. Görkem bununla çok eğleniyor Onur da sürekli ağlıyor. Hafta sonundan çıktığım nasıl da belli değil mi? Taze taze kavga nedenlerini hatırlıyorum. Çok sabırlı bir kişilik olmama rağmen bazen kafam kocaman oluyor, tahammül sınırlarım daralıyor. Allah'ım bizi bu ergenlik yolunda muvaffak eyle deyip, kaçayım canlar. Hadi herkes için iyi bir hafta olsun...
Devamını Oku »

25 Mayıs 2018 Cuma

Kuyucaklı Yusuf - Sabahattin Ali


Hafif spoiler içerir.

Yusuf, Kuyucak'ta doğmuş fakir bir ailenin çocuğudur. Bir gün eşkıyaların köylerini basıp, annesi ve babasını öldürmesiyle başlıyor roman. Daha ilk bölümde insanın içini yaralıyor. Annesi ve babasının cesetleri başında bekleyen o olgun duruşu, üstelik bunu parmağı kopmuş küçücük çocuk haliyle yapıyor Yusuf. İçim parçalandı haline... Olay yerine gelen kaymakam beyin Yusuf'u evlatlık edinmesiyle ortada kalmaktan kurtulan bu küçük çocuk, mahzunluğunu hep korumuş, böyle bir hayat geçirmiştir. 

Kaymakam beyin eşi Şahende Yusuf'u hiç sevmemiş. Gözü hep yukarılarda paraya tapan, hafif meşrep bir kadın olan Şahende'ye hiç benzemeyen kızı Muazzez, Yusuf'la birlikte büyümüştür. Muazzez büyüyüp genç kız olmuş, artık kısmetleri de çıkmaya başlamıştır. Annesi onun hep varlıklı birileriyle evlenip, rahat bir yaşam sürmesini arzuluyor. Bu yönde girişimlerde bulunuyor. 

Yusuf'a sevdalı olan Muazzez bunu Yusuf'a söylemiştir. Meğer içten içten Yusuf da onu severmiş. (Tam Türk filmi gibi oldu) Neyse işsiz güçsüz bir baltaya sap olamayan bizim Yusuf Muazzez'i kaçırıyor. Kaymakam bey, her ikisinin de hasretine dayanamayınca onları kabul etmiş, bağrına basmış. 

İyi hoş biliyorsunuz ki hiç bir saadet sonsuza kadar sürmez. Yusuf'un işi gücü olamaınca kaymakam bey yanına katip olarak işe alır. Ama Yusuf'un harcı değildir, boş boş masa başında oturmak. Kaymakam beyin ölümünden sonra Yusuf'un görev yeri değişir. Tahsildarlığa başlar, köylere gidip günlerce gözünün nuru Muazzez'inin yanına gelemez. İçinde fingirdeklik olan Şahende, yiyecek içecek için rahat bir yaşam için farklı yollara başvurur. Hiç birşeyden habersiz Yusuf ongünde bir uğradığı evinde tuhaflıklar sezer olmuş, aniden geldiği bir gece onu bekleyen sürprizle sarsılmış, olanlar olmuştur.

Sabahattin Ali'nin ilk okuduğum romanı Kürk Mantolu Madonna idi. Onda da derin bir sevdaya şahitlik ettik. Dili duru, tasvirleri sağlam ve kalemi güçlü bir yazar Sabahattin Ali. 42 yaşında bizlere veda etmeseydi, kim bilir daha ne ölümsüz eserler bırakacaktı. Son 2-3 aydır kitap okuyamama rağmen, bu kitap elimde fazla durmadı. Bir çırpıda okudum bitti. 100 temel eserden biri olarak seçilen Kuyucaklı Yusuf'u tercih etmek isterseniz, keyifli okumalar dilerim. 
Devamını Oku »

24 Mayıs 2018 Perşembe

Diyet Günlüğüm 1

diyet günlüğü ile ilgili görsel sonucu
Günaydın millet,
Eskiden sabahları daha enerjik olurdum ne oldu bana diycem (yaşlanıyorum sanırım) sebebini de bilemiyorum. Yok be 38 yaş daha hayatın baharı sayılır ne yaşlanması diye  konuşurken buluyorum kendimi. Çok halsizim ne zaman geçecek bu halsizlik halleri bilemiyorum. 

Neyse ki diyet sebebiyle gayet sağlıklı besleniyorum. Belki de çikolata falan tüketmiyorum ya onlar mı bana enerji veriyordu acaba? Bu hafta sonu yine diyetisyen kontrolüm var. Bakalım durumlar nasıl geçen ay vücudumdaki yaklaşık 7 paket margarine (1800 kg yağ) veda etmişim :)) Ahhh canım yağlarım sizi ben ne künefeler ne katmerler ne kaymaklarla almıştım diye ağıt yakacak değilim tabi pek bi mutlu oldum bu sonuca. Verdiğim yağları öğrenirken iyi hoş da pasta börek tatlı yiyememek çok acı. Zaten bunları yiyemek dışında bi şikayetim yok yani hiç aç hissetmiyorum kendimi. Aç kalırsam kaslardan verirmişim. Tatlılar benim mutluluk kaynağımmış bunu anladım. Haftada bir kez 3 top dondurma hakkım var hafta sonu gelsin diye yolunu gözlüyorum vallahi. 

Hiç acıkmıyorum çok samimi söylüyorum bunu. Çünkü protein ağırlıklı besleniyorum 1500 kalorilik bi diyet listem var onunla gül gibi geçinip gidiyoruz. Sağlık problemlerimden dolayı oruç tutamadığım için normal listeme devam ediyorum. Aylardan sonra ilk kez dün 56,700'ü gördüm tartıda ♥ Hedefimiz 50 kg. inşallah o zamana kadar dayanabilirim. 

2-3 haftadır spora başladım. Pilates topu aldım bi arkadaşımdan heves edip, fiziksel engelimden dolayı biraz zor oluyor yine de 2-3 hareket onunla yapıyorum, biraz pilates bandıyla çalışıyorum. Ters ve düz mekik çekerek, bir kaç iç bacak hareketinin yanında kollar ve sırt için hareketleri yaptıktan sonra hareketli müzikle son ses müzikle çılgınca dans ediyoruz benimkilerle :D 1 saatin sonunda pertim çıkmış olsa da  kendimi inanılmaz mutlu hissediyorum. Karın kaslarımın olduğunu hissediyorum mesela :)) Aaa benim orda çok uzakta bi yerde karın kaslarım varmış diyorum :)))) Diyetisyenim haftada en az 3 gün spor istemişti maalesef bazen hafta 1 bazen 2 yi zor yapabildim. İşten gelince çok yorgun hissediyorum yemekten hemen sonra zaten yapılmıyor kalp krizini tetikleyebildiği için, sonra da uykum geliyor. Hafta sonu zaten ev işleri o kadar yoğun oluyor ki spor yapacak enerjim kalmıyor, yine yorulup yapamıyorum. Misal bu hafta hiç yapmadım. Yazılıya son anda çalışan öğrenci misali bugün ve yarın yaparsam bi parça yırtmış olurum belki ;) Merak içerisinde bu cumartesi diyetisyenin ne diyeceğini beklemekteyim. Bir başka diyet günlüğümde görüşmek üzere hoşçakalın... 
Devamını Oku »

20 Nisan 2018 Cuma

Zaman Çok Kıymetli Azizim...

zaman akıp gidiyor ile ilgili görsel sonucu
Günler o kadar hızlı akıyor ki bir bakıyorum Pazartesi bir de bakıyorum cuma olmuş. Yok anacım yok günlerin de bereketi yok. Hani diyeceğim iş yerinde işler yoğun olduğu için bu kadar hızlı akıyor zaman yok onunla da alakası yok nitekim 2 ay boyunca evde yatarken de zamanı çok çabuk geçirdim. Zaman çok kıymetli azizim boşa geçen zaman israftır benim için çok üzülürüm. Çok fazla dizi izlemem bir tane dizim var ama ona bile öyle tam anlamıyla odaklanıp, başka bir işle uğraşmadan izleyemem. Yani ya maydonoz ayıklarım ya internetten bişeyler araştırırım ya da ödev kontrol ederim. Televizyonu tek başına izlemek zaman öldürmek gibi geliyor bana :D

Bu haftayı boğaz ağrısıyla birlikte ses kısıklığıyla geçirdim. Hani insanoğlunun neresi ağrırsa canı orada olur derler ya... Ses telleri çok kıymetli vallahi. Benim gibi evde ve işte sürekli talimat veren insanın sesinin kısılması hayat damarlarından birinin kopması demektir :D Evdeki talimatları mesaj yoluyla hallettik neyseki.... mesaj içerikleri şöyleydi mesela : "Onur dişini fırçalasın" "Görkem pijamalarını giysin" gibi :)))) Çok sürmedi çok şükür döndüm sahalara ;) 

Hala kitap okuyamıyorum çok yoruluyorum yaşlandım mı acaba? Az az okuyorum yani onu da saymıyorum bile... Ses çıkmayınca çocuklara da okuyamadım :( 

Malum diyetteyim bunu herkes bilsin sevgili takipçilerim :) İnsanın gündemi neyse sürekli ondan bahseder. Benim de gündemimde şu sıralar bu var hatta uzun bir süre bu olacağa benziyor. Bu hafta kontrolüm vardı. Çok sağlıklı bir ölçüm yapamadık bazı özel sebeplerden inşallah iki hafta sonra diğer kontrolüm bakalım umutluyum. Ayağımın kırık olduğu dönemde çok hareketsiz kaldığım için aşırı kas kaybının yanında yağ oranımda inanılmaz bir artış olmuş. İşte o yağı vermek nasıl olacak bilemiyorum diyetisyenime güveniyorum birlikte başaracağız inşallah bu işi. Ne de olsa inanmak başarmanın yarısıymış. Bu iki hafta için normal diyetime kasları güçlendirmek için protein diyeti ekledik. Sürekli et, tavuk, balık, kurubaklagille besleniyorum. Bir de metabolizma hızlandırıcı çay verdi. Onu  da hafta da iki gün tüketeceğim. Diyet listemin dışına çıkmadan gayet kurallı ilerliyorum. Sonuç güzel olacak inşallah... 

Bol kahkalı, gezmeli, tozmalı, yeşilliklerde yuvarlanmalı, dost muhabbetli, az yemeli içmeli (yine diyet) bir hafta sonu geçirelim inşallah... İyi tatiller.... 
Devamını Oku »

12 Nisan 2018 Perşembe

Ortaya Karışık Olsun :)

Selam evet kocaman bir selam :)
Hayat hızla akıyor ve daha kolay iletişim kurma yollarını buldukça blogdan uzaklaşıyorum sanırım. Hayır buna izin veremem demek için geldim aslında. Çok özlüyorum buraları bloğuma eskisi gibi adapte olup, yine onunla dertleşmek, bildiklerimi paylaşmak, bilmediklerimi diğer blogger arkadaşlarımdan öğrenmeyi çok özledim. Hep bu gözü kör olmayasıca instagram yüzünden oldu. Etki ve tepki oralarda daha kolay. Takipçi kazanmak zaten çok basit bi yere yorum yapıyorsun insanlar hurra sana akın ediyorlar  falan falan. Hesabının içeriğini beğenen kalıyor beğenmeyen de çekip gidiyor. Tıpkı benim de onlara yaptığım gibi 😃 Ne yapayım yaa içeriğini beğenmediğim bana fayda sağlamayacak ya da eğlendirmeyecek gereksiz hesapları takip etmiyorum. Çünkü ciddi bir takip kirliliği oluşuyor ve bu da benim çok zamanımı alıyor. İşte blogların kuması olan instagram onların ışığını bir bir söndürüyor, sadece söndürmekle de kalmıyor yazarlarını da köreltiyor. Buralarda daha büyük emek var. Uzun uzun yazıp, en güzel fotoğrafları seçiyorum ve tek tek bloggerları ziyaret etmek instagrama göre daha zahmetli lakin bir o kadar da kıymetli bence. Aslında orada paylaştığım faydalı çoğu bilgiyi burada konuya çevirebilirim. Hem böylece bloğumla aramdaki soğuk rüzgarları sıcağa çevirebilirim diye düşünüyorum. Eeee ne var şimdi bundan bizene diyenler de olabilir. Sesli düşünemezmiyim? Düşünürüm elbet blog benim değil mi arkadaşım istediğimi yapar hoyratça koştururum atımı 😃

İşin şakası bir yana çok ciddi olmayan ufak tefek sağlık problemleriyle uğraşmak beni hem yazmaktan hem de okumaktan alakoyuyor. İyi derecede demir eksikliği çıktı demir depolarını bitirecek kadar azmış kanım. işte o da beni yerden yere vuruyor. Ne kitap okuyabiliyorum ne de yazı yazabiliyorum. Uykum geliyor yaa kafam düşüyor bildiğin yaşlı teyzeler gibi : ) Ne zaman kitabımı elime alsam gece gündüz mefhumu olmadan uykum geliyor. İlaç kullanıyorum, çarçabuk toparlamayı umut ediyorum. Bi de hani gözümden ameliyat olmuştum ya aynı gözümde yeniden iltihaplanma oldu. Şimdilik ilaç kullanıyorum, inşallah ameliyat olmadan yırtarım bu işten... 

Ayyy ayyy son olarak şunu da yazayım. Hani ayağımı kırmıştım ya. İşte bu süreçte de 2 ay yedim yedim yattım yaa...Aman Allah'ım olanlar olmuş ne kilo almışım beeeennn manyakmıyım neyim çılgınca yemişim. Yattığım yerden yağ bağlamışım aa dostlar :))) Neyse alçı çıkar çıkmaz hemen diyete başlamıştım zaten. Tamam gayet de güzel kilo veriyordum. Şöyle 63,5 ile diyete başladım şu an 59 kiloyum. Kansızlık da eklenince iyice halsizleştim. Hem de neyden verdiğimi bilmeden vermek beni rahatsız etti. Belki de vücudumdaki kasları yağa çevirdim. Belki de bilinçsizce tükettiğim fayda sağlayacağını zannettiğim gıdalar bana zarar verdi. Hele bitki çayları aman aman sakın bilinçsizce tüketmeyin. Yeşilçay deyip geçmeyin yağ yaktırıyor nasıl olsa diyorsunuz belki evet bende öyle düşünmüştüm. Ama idrar söktürücülüğü yüksek olduğu için vücudumda var olan suyu da atınca 3 litre su içmeme rağmen susuz kalmış bünyem. Neyse doğru yolu buldum diyetisyenin kapısını çaldım. Bakalım daha yeni başladım haftaya kontrol var. Ne gitmiş ne gelmiş bakicez artık canlar ;) Uzunca bir süre diyette olacağımdan gelişmeleri buradan ara ara paylaşacağım.

Yok bundan sonra bloğumun formatını değiştiriyorum (Formatı mı vardı da ?) ehee ehee Uzun uzun yazılar yazmaktansa daha kısa ve biraz da ruh halimi yansıtan yazılar da yazacağım. Bak ne güzel oldu dimi blog en azından bi uğramış oldum. Hadi şimdilik hoşçakal söz daha sık uğrayacağım seni ihmal etmeyeceğim. Şu dünyada herşey sevgiyle büyüyor. Seni çok sevdiğimi bil emi sımsıkı sarılır, gözlerimden özlemle öperim canım blog ♥ iyiki varsın  ♥
Sevgilerimle... 
Devamını Oku »

19 Mart 2018 Pazartesi

Aşka Adanmış Bir Ömür Hz. Hatice - Nurdan Damla

Hz. Hatice validemizi daha yakından tanımak, feyz almak adına çok okumak istediğim bir kitaptı. Yalnız yazarı ilk kez okumanın verdiği bir tedirginliğim de yok değildi. Kısmen haklı da çıktım. Yazar iyi hoş güzel anlatmış, konu zaten çok çok güzel ona diyecek bişey yok; ama yazar, anlatımı gereksiz uzatmış, kendi içinde sürekli tekrara düşmüş. Aynı şeyleri durmadan tekrar tekrar okumak zaman zaman sıkılmama kitaptan uzaklaşmama neden oldu. Son 150 sayfasında bitirmek için kendimi çok zorladım. Kitap akıcı değil, yazarın ne demek istediğini kafamda yoğurup anlamaya çalıştığım için de biraz yordu beni. Haa çok beğendiğim yerleri oldu. Ben de eksik olan bazı bilgileri tamamladım. Beni etkileyen yerleri alıntı cümle olarak değil de küçük paragraf şeklinde yazmak istiyorum.

Hz. Fatıma ile ilgili çok derin bilgim yok, onu da okuyacağım inşallah ama başka bir yazardan. Aldığım tavsiyelere göre Sibel Eraslan çok güzel yazmış, alıp okuyup göreceğiz bakalım öyle mi yapmış. Hz. Fatıma Hz. Muhammed'e (SAV) peygamberlik geldikten sonra ana rahmine düşmüş ve doğumunu kolaylaştırmak için Cenab-ı Allah'ın emriyle Hz. Hatice'nin yanına mübarek kadınların gönderildiği ve şöyle söylendiği "Biz senin kardeşleriniz, ben İbrahim'in eşi Sara, bu Mezahim kızı Asiye, bu Musa'nın kız kardeşi Gülsüm, şu yanımdaki de İmran kızı Meryem'dir. Doğumun zorluklarını hafifletmek için bizi sana, Allah gönderdi" Tasavvur edebiliyor musunuz? Ne kutlu, ne yüce ne mübarek bir kadın, Hz. Hatice...

Yine beni çok etkileyen bir yeri şöyle; Peygamber Efendimizle (SAV), Cebrail (as) ile Nur Dağı'nın zirvesinde sohbet halindeler, o sırada dağın eteklerinde Hz. Hatice'yi görüyor ve Efendimize müjdeliyor Cebrail (as), sonra da "Hatice yanına geldiği zaman Rabbin'den ve benden ona selam söyle!Cennette inciden oyulmuş yekpare bir sarayla müjdele!" diyor. Bir düşünün yaradanın selam söylediği bir zat... (Sübhanallah). 

Peygamber Efendimiz (SAV), Hz. Hatice'ye yüce selamı iletiyor. Bu selam karşısında hayadan iki büklüm olan Hz. Hatice derin ilmiyle anlamıştı ki, Allah'ın selamına selamla karşılık verilmez. Kulluğu konuşturmalıydı. "Selam O'dur ya Resulallah! Selam O'ndandır. Allah'ın rahmet ve bereketi senin üzerine olsun! Şeytan dışında selamı işiten herkese selam olsun. Ve selam Cebrail'in üzerine olsun." Öyle çok etkilendim ki biz aciz kullar olsa ne yaparız diye düşündüm. Ne diyeceğiz haddimizi aşa aşa kul olduğumuzu unutarak, aleykümselam derdik heralde... 

Kitabı okuduğum süre boyunca hem kendimi sorgulayıp, bundan sonra hal ve hareketlerime biraz daha dikkat edeceğime dair kendimle anlaşma yaptım, hem de yahu  dedim nasıl ki Peygamber Efendimiz (SAV), Allah tarafından seçilmiş, yüce gönüllü Hz. Hatice de yine onun tarafından seçilmiş. Böyle olması çok normal diye diye bitirdim çok şükür.

Pekiii kitabı tavsiye edermiyim? Çok sıkılırsınız, tamam ben tekrarlara razıyım diyorsanız okuyun kaybedeceğiniz birşey yok. Hatta kazanacağınız şeyler bile olabilir. O zaman haydi dostlar Allah'a emanet olun... 
Devamını Oku »