Çocuklu Hayat

Çocuklu Hayat

12 Nisan 2018 Perşembe

Ortaya Karışık Olsun :)

Selam evet kocaman bir selam :)
Hayat hızla akıyor ve daha kolay iletişim kurma yollarını buldukça blogdan uzaklaşıyorum sanırım. Hayır buna izin veremem demek için geldim aslında. Çok özlüyorum buraları bloğuma eskisi gibi adapte olup, yine onunla dertleşmek, bildiklerimi paylaşmak, bilmediklerimi diğer blogger arkadaşlarımdan öğrenmeyi çok özledim. Hep bu gözü kör olmayasıca instagram yüzünden oldu. Etki ve tepki oralarda daha kolay. Takipçi kazanmak zaten çok basit bi yere yorum yapıyorsun insanlar hurra sana akın ediyorlar  falan falan. Hesabının içeriğini beğenen kalıyor beğenmeyen de çekip gidiyor. Tıpkı benim de onlara yaptığım gibi 😃 Ne yapayım yaa içeriğini beğenmediğim bana fayda sağlamayacak ya da eğlendirmeyecek gereksiz hesapları takip etmiyorum. Çünkü ciddi bir takip kirliliği oluşuyor ve bu da benim çok zamanımı alıyor. İşte blogların kuması olan instagram onların ışığını bir bir söndürüyor, sadece söndürmekle de kalmıyor yazarlarını da köreltiyor. Buralarda daha büyük emek var. Uzun uzun yazıp, en güzel fotoğrafları seçiyorum ve tek tek bloggerları ziyaret etmek instagrama göre daha zahmetli lakin bir o kadar da kıymetli bence. Aslında orada paylaştığım faydalı çoğu bilgiyi burada konuya çevirebilirim. Hem böylece bloğumla aramdaki soğuk rüzgarları sıcağa çevirebilirim diye düşünüyorum. Eeee ne var şimdi bundan bizene diyenler de olabilir. Sesli düşünemezmiyim? Düşünürüm elbet blog benim değil mi arkadaşım istediğimi yapar hoyratça koştururum atımı 😃

İşin şakası bir yana çok ciddi olmayan ufak tefek sağlık problemleriyle uğraşmak beni hem yazmaktan hem de okumaktan alakoyuyor. İyi derecede demir eksikliği çıktı demir depolarını bitirecek kadar azmış kanım. işte o da beni yerden yere vuruyor. Ne kitap okuyabiliyorum ne de yazı yazabiliyorum. Uykum geliyor yaa kafam düşüyor bildiğin yaşlı teyzeler gibi : ) Ne zaman kitabımı elime alsam gece gündüz mefhumu olmadan uykum geliyor. İlaç kullanıyorum, çarçabuk toparlamayı umut ediyorum. Bi de hani gözümden ameliyat olmuştum ya aynı gözümde yeniden iltihaplanma oldu. Şimdilik ilaç kullanıyorum, inşallah ameliyat olmadan yırtarım bu işten... 

Ayyy ayyy son olarak şunu da yazayım. Hani ayağımı kırmıştım ya. İşte bu süreçte de 2 ay yedim yedim yattım yaa...Aman Allah'ım olanlar olmuş ne kilo almışım beeeennn manyakmıyım neyim çılgınca yemişim. Yattığım yerden yağ bağlamışım aa dostlar :))) Neyse alçı çıkar çıkmaz hemen diyete başlamıştım zaten. Tamam gayet de güzel kilo veriyordum. Şöyle 63,5 ile diyete başladım şu an 59 kiloyum. Kansızlık da eklenince iyice halsizleştim. Hem de neyden verdiğimi bilmeden vermek beni rahatsız etti. Belki de vücudumdaki kasları yağa çevirdim. Belki de bilinçsizce tükettiğim fayda sağlayacağını zannettiğim gıdalar bana zarar verdi. Hele bitki çayları aman aman sakın bilinçsizce tüketmeyin. Yeşilçay deyip geçmeyin yağ yaktırıyor nasıl olsa diyorsunuz belki evet bende öyle düşünmüştüm. Ama idrar söktürücülüğü yüksek olduğu için vücudumda var olan suyu da atınca 3 litre su içmeme rağmen susuz kalmış bünyem. Neyse doğru yolu buldum diyetisyenin kapısını çaldım. Bakalım daha yeni başladım haftaya kontrol var. Ne gitmiş ne gelmiş bakicez artık canlar ;) Uzunca bir süre diyette olacağımdan gelişmeleri buradan ara ara paylaşacağım.

Yok bundan sonra bloğumun formatını değiştiriyorum (Formatı mı vardı da ?) ehee ehee Uzun uzun yazılar yazmaktansa daha kısa ve biraz da ruh halimi yansıtan yazılar da yazacağım. Bak ne güzel oldu dimi blog en azından bi uğramış oldum. Hadi şimdilik hoşçakal söz daha sık uğrayacağım seni ihmal etmeyeceğim. Şu dünyada herşey sevgiyle büyüyor. Seni çok sevdiğimi bil emi sımsıkı sarılır, gözlerimden özlemle öperim canım blog ♥ iyiki varsın  ♥
Sevgilerimle... 
Devamını Oku »

19 Mart 2018 Pazartesi

Aşka Adanmış Bir Ömür Hz. Hatice - Nurdan Damla

Hz. Hatice validemizi daha yakından tanımak, feyz almak adına çok okumak istediğim bir kitaptı. Yalnız yazarı ilk kez okumanın verdiği bir tedirginliğim de yok değildi. Kısmen haklı da çıktım. Yazar iyi hoş güzel anlatmış, konu zaten çok çok güzel ona diyecek bişey yok; ama yazar, anlatımı gereksiz uzatmış, kendi içinde sürekli tekrara düşmüş. Aynı şeyleri durmadan tekrar tekrar okumak zaman zaman sıkılmama kitaptan uzaklaşmama neden oldu. Son 150 sayfasında bitirmek için kendimi çok zorladım. Kitap akıcı değil, yazarın ne demek istediğini kafamda yoğurup anlamaya çalıştığım için de biraz yordu beni. Haa çok beğendiğim yerleri oldu. Ben de eksik olan bazı bilgileri tamamladım. Beni etkileyen yerleri alıntı cümle olarak değil de küçük paragraf şeklinde yazmak istiyorum.

Hz. Fatıma ile ilgili çok derin bilgim yok, onu da okuyacağım inşallah ama başka bir yazardan. Aldığım tavsiyelere göre Sibel Eraslan çok güzel yazmış, alıp okuyup göreceğiz bakalım öyle mi yapmış. Hz. Fatıma Hz. Muhammed'e (SAV) peygamberlik geldikten sonra ana rahmine düşmüş ve doğumunu kolaylaştırmak için Cenab-ı Allah'ın emriyle Hz. Hatice'nin yanına mübarek kadınların gönderildiği ve şöyle söylendiği "Biz senin kardeşleriniz, ben İbrahim'in eşi Sara, bu Mezahim kızı Asiye, bu Musa'nın kız kardeşi Gülsüm, şu yanımdaki de İmran kızı Meryem'dir. Doğumun zorluklarını hafifletmek için bizi sana, Allah gönderdi" Tasavvur edebiliyor musunuz? Ne kutlu, ne yüce ne mübarek bir kadın, Hz. Hatice...

Yine beni çok etkileyen bir yeri şöyle; Peygamber Efendimizle (SAV), Cebrail (as) ile Nur Dağı'nın zirvesinde sohbet halindeler, o sırada dağın eteklerinde Hz. Hatice'yi görüyor ve Efendimize müjdeliyor Cebrail (as), sonra da "Hatice yanına geldiği zaman Rabbin'den ve benden ona selam söyle!Cennette inciden oyulmuş yekpare bir sarayla müjdele!" diyor. Bir düşünün yaradanın selam söylediği bir zat... (Sübhanallah). 

Peygamber Efendimiz (SAV), Hz. Hatice'ye yüce selamı iletiyor. Bu selam karşısında hayadan iki büklüm olan Hz. Hatice derin ilmiyle anlamıştı ki, Allah'ın selamına selamla karşılık verilmez. Kulluğu konuşturmalıydı. "Selam O'dur ya Resulallah! Selam O'ndandır. Allah'ın rahmet ve bereketi senin üzerine olsun! Şeytan dışında selamı işiten herkese selam olsun. Ve selam Cebrail'in üzerine olsun." Öyle çok etkilendim ki biz aciz kullar olsa ne yaparız diye düşündüm. Ne diyeceğiz haddimizi aşa aşa kul olduğumuzu unutarak, aleykümselam derdik heralde... 

Kitabı okuduğum süre boyunca hem kendimi sorgulayıp, bundan sonra hal ve hareketlerime biraz daha dikkat edeceğime dair kendimle anlaşma yaptım, hem de yahu  dedim nasıl ki Peygamber Efendimiz (SAV), Allah tarafından seçilmiş, yüce gönüllü Hz. Hatice de yine onun tarafından seçilmiş. Böyle olması çok normal diye diye bitirdim çok şükür.

Pekiii kitabı tavsiye edermiyim? Çok sıkılırsınız, tamam ben tekrarlara razıyım diyorsanız okuyun kaybedeceğiniz birşey yok. Hatta kazanacağınız şeyler bile olabilir. O zaman haydi dostlar Allah'a emanet olun... 
Devamını Oku »

16 Mart 2018 Cuma

Şer Bildiğimiz Hayır, Hayır Bildiğimiz Şer'imiş...

Hani bazen çok ısrarcı oluruz ya da offf bu niye böyle oldu diye sürekli bir memnuniyetsiz haller içinde dolanır dururuz. İşte bundan 2,5 ay önce benim için herşey o kadar zordu ki, işler üstüme üstüme geldi. Pek çok riskli durumdan sorumlu olmak beni de sorunlu bir insan yaptı. Yok yok tam olarak öyle değil aslında ben özel sektörde çalıştığım için onu biliyorum ama devlette çalışan birçok arkadaşım da aynı durumlardan muzdarip. Çalışma hayatı kadın için zaten yorucu iken bir de yıpratıcı hatta tiksindirici bu nedenlerle iyice çekilmez hal alıyor. O kadar bıkmıştım ki adaletsizlikten, yalakalardan, döneklerden, egosuna canım egom diye davranan ego manyaklarından. beş para etmeyen adamların sırf torpili var diye bir yerlere gelmesinden sonra da kendisini yetkin bir birey gibi görüp böbürlenmesinden... Evet sırf ben bunları yapamadım diye eşek gibi çalışmama rağmen bir yerlere getirilmedim. Bunun için mi onlardan bu kadar nefret ediyorum? Hayır ben ne olursam olayım benden akkacı tokkacı düzenbaz bir insan çıkmaz anacım. Elhamdülillah sağlam bi karakterim var. Ayy yazınca da ne güzel oldu be :D Bunları iç sesimle sürekli konuşuyordum ama böyle daha sevimli durdu :) 

Bütün bunlara sessiz kalmak zorunda olmak, görmemezlikten gelmek beni çok yıprattı. Pazar akşamları yarın işe gidecem diye oturup ağlıyordum. Sinirlerim o kadar bozulmuştu ki. Tahammülsüz bir kişilik oldum ben ki normalde çok neşeli bir kişiydim. Yüzüm gülmez olmuştu, durup durup ağlayasım geliyordu iş yerinde, akşam eve gelince çocuklarıma tahammül sınırlarım daralmıştı. Cuma akşamı bayramım oluyordu sanki bana Meram'dan bağ bağışlıyorlardı. Bayram çocukları gibi şen oluyordum. ( bizim buralarda böyle derler Konya'nın Meram bağlarını duymuşsunuzdur heralde) 

2,5 ay önce bir cumartesi sabahı ben hayat için planlar yaparken, hayat bana sürpriz yaptı. Evde dümdüz halıda hiçbir engel olmadan, pat diye düştüm, haaa bu benim belki de 500...000000 milyonuncu kez düşüşüm çocuk felcinden dolayı zaten yürüme cihazı takıyordum. Sabah cihazı takmadan abdest alıp, gün boyu mest ediyordum. Benim ayak sen küt diye kırıl... 

Herkes şoklarda aman nasıl kırdın vah vah tüh tüh.. Tabi ki de ben de çok üzüldüm, üzüntüden öte canım çok yandı haftalarca ağrı çektim. Lakin işte tam da benim şer sandığım bu durum benim için hayırlı bir iş oldu. İşte kul sıkışmayınca hızır yetişmezmiş derler ya. Çok daralmış ve bunalmıştım. Ben ki yaşam dolu bir insanımdır, beni hayatımdan bıktırdılar varın gerisini siz düşünün. 

45 gün ayağım alçıda kaldı. Bir fiil yattım hiç ayağa kalkma deyince doktor bu süreçte ruhumu güzel şeylerle besledim. Kendimle hesaplaştım, ruhumu arındırdım bütün olumsuzluklardan... Çocuklarımla hiç geçirmediğim kadar fazla zaman geçirdim, sevgi yumağı olduk, bol bol anne kucağında yatmanın tadını çıkardılar. Kitaplığımda boynu bükük bir şekilde sırasını bekleyen kitaplarımın hepsini okudum. Kuran hatmine başladım, eskiden yavaş okuduğum Kuran-ı Kerim'i biraz daha güzel okuyabilmenin manevi hazzına vardım, örgü terapisi yaptım kendime, iki sezonluk bir dizi izledim. Alçıdan sonra bir de 15 günlük yürüme alıştırması için rapor verince doktorum pek bi alülala oldu. 

Bu hafta işe başladım. Herşeyi unutmak isteyince bütün işle ilgili bilgileri de unutmuşum :D Yeni talebeler gibiydim bu hafta ;) Allah'ıma binlerce kez şükürler olsun hem akıl ve ruh sağlığıma hem de ayağım eski sağlığına kavuştu. Ne kararlar ne kararlar aldım. Bakalım zaman ne gösterecek buraların beni yeniden yıpratmasına izin vermeyeceğim. Demem o ki dostlar hani klasikleşmiş çokça kullandığımız için basitleşmiş bir söz vardır "herşeyin başı sağlık" ben bunu altını çizerek çok çok iyi anladım. Kendinizi sevin ve değer verin... Canım Kendimli günler diliyorum size... Aaaa hem de güzel bir cuma gününden haydi kalın sağlıcakla ♥ ♥ ♥
Devamını Oku »

8 Mart 2018 Perşembe

Şubat Ayı Okumalarımdan...

Merhabalar, 
Şubat ayında okuduğum kitapları tek tek yazamadım. Bu nedenle de çocuk ve yetişkin kitapları olarak iki başlık altında toplamakta fayda gördüm. Aslında ben kitap yorumlarımı yazarken ayrıntılı yazmayı seviyorum. Geçmişe yönelik dönüş yapınca o kitabın bana hissettirdikleri duygu ve düşüncelere hakim olabiliyorum o zaman. Neyse ki yorum yazacağım kitaplar beni çok etkileyen kitaplar olmadı. Kısaca bir göz atalım o halde ;)

Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat - Stefan ZWEIG

Stefan Zweig'in kitapları çerez parasına satılırken, benim ilk kez okuyor olmam biraz ayıp değil mi? Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat kitabını adından daha farklı algılamıştım. Yani kadının rutin hayatından bir güne değineceğini düşünmüştüm. (Hafif spoiler içerecek anlattıklarım) Kadın orta yaşlarında, kumarhanedeki bir masada genç bir delikanlıdan etkileniyor ama öyle aşk gibi bir duygu değil bu yoğun bir elektrik gibi birşey... Genç delikanlının kumar bağımlısı olduğunu anlıyor. Ona yardım etmek istiyor ve bunların hepsini hepi topu bir günde yaşıyor. Bir günde yaşadığı bu olayı yıllar sonra kendisini layığıyla dinleyecek birisini bulunca ona anlatmak istiyor. Kitabın dili çok hoş hiç yormuyor, çok naif anlatıyor olayları, betimlemeleri bir o kadar narin zaten 70 sayfadan oluşan kısacık bir kitap öyle çerez niyetine okumalık ;)

Suzan Defter - Ayfer Tunç 

Ayfer Tunç'u ilk kez okudum, çok ayıp değil mi? Belki 2 yıldır alışveriş listemde öylece vaktini bekliyordu sessiz sedasız... Kitap iki kişi ağzından yazılan iki ayrı günlük şeklinde yazılmış. İlk başta insanı biraz yanıltıyor, yazım tarzıyla. Şöyle ki tek sayılardan oluşan sayfaları bir kişi, çift sayılardan sayfalardan oluşan sayfaları diğer kişinin ağzından yazılması okumayı biraz karmaşık hale getiriyor ama çok da olumsuz etkilenmedim. Bunun sebebi dilinin akıcı kelimelerinin tanıdık olması belki de... Kısaca konusu şöyle; 12 Eylül'ün gölgesinde boğulan bir aşk hikayesi. Aşk deyince biraz basit kaçtı sanki. Ne de olsa aşk kelimesini günümüz dizileri bozdu. Neyse bir sevda hikayesi diyelim. Kadınlar ayrıntıyı sevdiği için sevdalarını da ayrıntılı yaşıyorlar bence. Sevdiği erkeğe sevdasını öyle yürekten öyle samimiyetle anlatıyor ki insanın genç olup aşık olası geliyor yeniden :D Deneysel bir çalışma olarak karşımıza çıkıyor kitap. Daha güzel sevda hikayeleri okudum evet ama bu da güzeldi bee ;) Altını çizdiğim bir kaç cümleyi de paylaşalım olsun bitsin... 

''Ayrılmak; gidenin, kalanın kucağında bir kucak kor bırakmasıdır, yanar durursunuz kül olana kadar..."

"Ayrılmak bir solucanın ikiye bölünmesi gibidir. Bölündükten sonra tanımaz birbirini parçalar."

"Külün bir geçmişi var, bir zamanlar ateşmiş hiç olmazsa..."

Şimdilik bu iki kitabı yazabildim. Ha tabi şöyle de diyebilirsiniz bi varsın bi yoksun ayol sen ne biçim bloggersın. Doğrusunuz ama onu da başka bir başlık altında anlatmak istiyorum en kısa sürede diyelim...
Ee hadi kalın sağlıcakla...
Devamını Oku »

8 Şubat 2018 Perşembe

Olasılıksız - Adam Fawer

Şu olaydan ben hiçbir zaman vazgeçmeyeceğim illa bir kitap kafama takıldı mı onu mutlaka okuyacağım nereden takılıyor anlamıyorum arka kapak yorumlarından mı? Kitap sitelerindeki yorumlarını okuyorum ondan mı? Kapak tasarımından mı etkileniyorum yoksa çevremdeki insanların okumalarından mı etkileniyorum bilmiyorum ama her seferinde bunu yapıyorum o kitabın aslında bana göre bir kitap olmadığını hissediyorum yani içeriğinden benim tarzımda bir kitap olmadığını bildiğim halde hala okumak için ısrar ediyorum. Yapma kadın şunu diye çok kızıyorum kendime :/ ya mesela bunda bolca bilimsel veriler, psikolojiyle ilgili konular, olasılık hesabı biliyorsunuz ki zaten istatistikle ilgili istatistiksel bilgiler benim hiç sevmediğim şeyler aslında alanımın tamamen dışında olan konularla ilgili kitapları neden tercih ettim ben de anlamıyorum ve ben bunu sürekli yapıyorum gerçekten insan kendinden sıkılır mı ben kendimden sıkılıyorum gerçekten... Hayır şunu da yapamıyorum beni bilen bilir daha önce defalarca kez diğer kitap yorumlarımda yazdım yarım da bırakamıyorum kitabı yani canım çıkıncaya kadar bu kitapları bitirmeye uğraşıyorum. Normalde bu kitabı bir haftada bitirecekken, üç haftada bitiyor bir ayda bitiyor yazık günah değil mi benim kaybolan boşa giden vaktime...

Yukarıdaki paragraftan anladığınız üzere hiiiiççç beğenmedim çünkü arkadaş yani yarısına kadar sabret sabret dediler instagrama koyduğum fotoğraftan da başladım okumaya...Okuyanlar yorum yaptı ama yarısına kadar sabret yarısından sonra heyecanlı ve çok güzel aman aman dedi arkadaşlar sağ olsunlar 540 sayfalık bir kitabın yani yarısı ne eder 250 sayfaya kadar ben bu kitabı okuduktan sonra selam söyle kaynana diye bir laf var biliyorsunuz değil mi yani 250 sayfayı ben boşu boşuna mı okuyorum heyecan yok işte bildiğin sıkıcı sıkıcı bilgiler ya bu benim görüşüm herkese göre tabii ki de görüş değişir ve içim çıktı darlandım okuyana kadar eğer sizde bu şekilde tarzı olan konusu olan kitaplardan hoşlanmıyorsanız hiç benim gibi zorlamayın kendinizi derim. Benden size dost tavsiyesi...

Yine de şöyle az çok fikir sahibi olmanız adına azıcık konusundan bahsedeyim. Baş karakterimiz tüm olasılıkları anında hesaplayıp olacak olayları matematiksel ya da öznel olarak sunabiliyor. Birileri de bu adamın peşinde ama neden? Laplace Şeytanı olarak adlandırılan bu adamı herkes büyük birşey  olarak görüyor ve doğal olarak peşinde birçok insan var. Çünkü adam doğa dışı yani herşeyi biliyor, tahmin edebiliyor. Detaylarına çok girmek istemiyorum. Zaten çok uzun ve ağır bir dili var, olayları siz birbirine bağlayarak, anlamaya çalışıyorsunuz o sizi zaten yoruyor.

Ben her kitabın okunması için doğru bir zamanının olduğuna inanırım. Kafa olarak çok yoğun ve yorgun bir zamanda başlamıştım. Sizin anlayacağınız kitabı okuyarak iyice yordum kendimi... Bütün yorumları olumlu ve sevildiği yönünde ama benim sevemediğim bu kitaba siz yine de bir şans vermek istiyorsanız  zihninizin en boş olduğu zamanı seçin...
Sevgilerimle...
Devamını Oku »

3 Ocak 2018 Çarşamba

Başlangıç - Dan Brown

2017'in Aralık ayında okuduğum kitapla ilgili düşüncelerimi nihayet yazma fırsatı bulabildim. Dan Brown gibi başarılı bir yazarı ilk kez  okumanın utancını şöyle bir kenarda dursun. Diyeceksiniz ki be hey Ülkü Da Vinci'nin Şifresi yayınlandığında sen nerdeydin? Şöyle kötü bir huyum var çok reklamı yapılan hele bir de filmi varsa be o kitapları okuyamıyorum nedense soğuyorum. Mesela nerdeyse tüm dünyanın okuduğu Harry Potter'da benim için öyle hiç okumadım filmini de izlemedim. Her ikisinin üzerinden de yıllar geçti artık ikisini de okuyabilirim.

Neyse bahse konu kitabımıza dönecek olursak, konusu hepimizin aslında merak etmekten kendini alamadığı "Nereden geldik?" ve "Nereye gidiyoruz?" sorularının cevapları ve bu cevapların dini açıdan yıkıcı etkileri... Herşey İspanya'da Guggenheim Müzesi'nde başlıyor. Robert Langdon'un eski öğrencilerinden biri olan Edmond Kirsh'in insanlığın yaşayışını ve tüm bildiklerini değiştireceği tahmini imkansız buluşunu açıklamak üzere yaptığı davet ile başlayan macera; Kirsh'in ani ve sürpriz ölümü ile bulduğu yanıtın ortaya çıkarılma serüvenine dönüşür ve bu yanıtı ortaya çıkaracak kişi Robert'tan başkası değildir elbette. Çünkü Robert Kirsh'in düşüncelerine yabancı değildir.

Sanat tarihi ve modern sanatla ilgili bilgilere de yer veren kitapta hem bilgi sahibi oluyor, hem de bir kaç düşünce etrafında dolaşırken, şifrelerin saklı olduğu bölümleri ayrıntılı ve dikkatli okumaya çalışıyorken, aynı zamanda konular arasındaki bütünlüğü sağlamaya çalışmak beni çok heyecanlandırdı. Kirsh'in teknolojiye dayalı buluşlarına hayran kaldım. Günümüzde de olsa ne rahat olurdu hayat diye düşündüğüm çok yer oldu. Gelecekte Kirsh'in bahsettiği teknolojiye ulaşıp, sürekli kullanacağımızdan hiç endişem yok tabi.

Altını çizdiğim bir kaç cümleyi şöyleydi:
"Bilim ile din rakip değildir. Onlar aynı hikayeyi anlatmaya çalışan farklı dillerdir. Bu dünyada ikisine de yer var." 

"Vicdanın kılavuzun olsun. Önünü göremediğinde sana yolu kalbin göstersin."

"Cansız kimyasallar nasıl karmaşık yaşam biçimleri oluşturacak şekilde kendilerini örgütlüyor? Dindar biri değilim ama itiraf edeyim, yaşamın varlığı bir yaratıcı olduğu fikrine beni ikna eden tek bilimsel gizem."

"Gelecekte bizi bekleyen hayata kavuşmak için önce kendi tasarladığımız hayattan kurtulmayı istemeliyiz.(Joseph Campbell)"

"Geçmişini hatırlayamayanlar onu tekrar yaşamaya mahkümdur."

540 sayfa olan kitabı 6 günde bitirmek benim için neredeyse rekor iş, ev, çocuklardan fırsat bulup okumak büyük yetenek. Kitabın ilk başında da merak ve heyecan vardı ama ortalarından sonra nasıl sayfaları çevirdiğimi hatırlamıyorum.Aylardır böylesi soluksuz okuyacağım bir kitapla karşılaşmamıştım. Durağan kitaplardan sonra "Başlangıç" çok iyi geldi bana. Bundan sonra Dan Brown okumaya devam edeceğim tabi bendeki ilk izlenimi bi harikaydı. Benim gibi hala okumamış olan kitap dostlarıma kesinlikle öneriyorum. Başlangıç'ı okumasanız bile Dan Brown' u kesinlikle okuyun derim ;)

2018'de de keyifli kitaplarla tanışıp, birbirimize tanıtıp tavsiye etmek dileğiyle, şimdilik hoşçakalın...


Devamını Oku »