Çocuklu Hayat

Çocuklu Hayat

30 Kasım 2015 Pazartesi

Kürk Mantolu Madonna - Sabahattin Ali

Kitapları internet sitelerinden aldığım içim yeni çıkanlar, çok satanlar derken kendimce bir liste oluşturuyorum. Bazı kitapları çok satanlarda çokça gördüğümden mütevellit (adı üstünde çok satanlar elbette orada göreceğim :)) Yüzü eskimiş gibi geliyor. Bazılarının kapağı çekmiyor, arka kapağı cezbetmiyor derken neredeyse bu kitabı okumaktan mahrum kalacaktım. Her seferinde görmeme rağmen yine de inatla almıyordum. Sağolsun sevgili Esra (2balık) okumuş hatta kitapla aralarında duygusal bir bağ oluşturmuş ve çok da güzel bir yazı yazmış. Son zamanlarda Esra'nın tavsiyesiyle okuduğum ve beğendiğim kitaplar gitgide artıyor. İyiki tanımışım seni Esracım :) İyi ki varsın...
Kitaba bir hevesle başladım başlamasına da çocuklardı, işlerdi evdi derken 160 sayfalık kitap elimde 5-6 gün süründü. Okumak için fırsat bulamadım, bulduğum zamanlarda da göz kapaklarım buna müsade etmedi. Kitabın ilk 60 sayfasına kadar çok sıkıldım. Haa belki bunda bölük pörçük okumamın da rolü olmuş olabilir. Her sayfasını ne zaman çıkacak bu kürk mantolu Madonna diye diye okudum. Madonna bir çıktı pir  çıktı zaten :)

Geri kalan sayfalarını bir solukta okudum. Sabahattin Ali ilk defa okuduğum bir yazar. Ama o nasıl bir anlatımdır öyle ve nasıl kitabın içine çekiştir. Eşim televizyon izlerken ben de kitap okumayı tercih ediyorum. Başka odaya gidip onu yalnız da bırakmaktansa, kulaklık takıp Farid Farjad klasikleri eşliğinde kitap okuyorum. Daha önce başka kitaplarla da dinledim bu müziği ama bu kitapla özellikle duygu yüklü bölümleri öyle güzel bir uyum sağladı ki kendimi adeta kürk mantolu Madonna filmini izliyor gibi hissettim bu fon müziğiyle. Bazı koptuğum yerler oldu ağlamaktan okuyamadım. Eşimin kitaba da ağlanır mı diye alay etmelerine de maruz kalsam ağlayarak okuduğum ender kitaplardandı. 

Raif beyin naif duruşu, beslediği derin aşkın masumluğu, ince ince işlenmiş. Kelimeler özenli titizlikle yerleştirilmiş yaşanan aşkın duruluğunu yansıtmak için. "İncir Reçeli" filmini hatırlattı bana. Konu olarak benzeşmese de onu hatırladım. Birbirlerine besledikleri aşkın büyüklüğü, yan yana olup birbirlerine ulaşamamaları... Uzun süredir böyle derin bir aşk hikayesi okumamıştım. Kendi cümlelerimle birşeyler yazamıyorum tutuldum nedense Raif beyin ve Maria'nın derin cümlelerinin üzerine benimkiler çok hafif kalacak. Siz en iyisi bu kitabı ölmeden önce okunacak kitaplarınız arasına koyun ve bir an önce okuyun. Pişman olmayacaksınız...

Sevgilerimle Ülkü...
Devamını Oku »

27 Kasım 2015 Cuma

Migrene Karşı Kendimce Yöntemlerim

kadınlarda baş ağrısı ile ilgili görsel sonucu
18 yaşımdan bu yana migren hastasıyım. Uzun yıllardır bu hastalıkla yaşadığım için artık birbirimizin dilinden daha iyi anlıyoruz. Çok aç ve uykusuz kalmayacaksın, gürültülü ortamlarda uzun süre bulunmayacaksın, çok yorulmayacaksın, boynunu ve başını rüzgara karşı koruyacaksın, en önemlisi sinirlenmeyeceksin, kafaya birşey takmayacaksın (o nasıl olacaksa) benim gibi kafaya herşeyi takmayı seven bir insan için bu biraz zor oluyor. Bayanlar için kaçınılmaz bir durum daha var mensturasyon döneminde muhakkak uğrar migren. Kendime göre keşfettiğim bazı püf noktaları sizinle paylaşmak istedim. Zaten internette her yerde bulabileceğiniz migren nedir? Yok nasıl tedavi edilir? Belirtileri nedir gibi sıkıcı ve her yerde bulabileceğiniz bilgilerle vaktinizi almak istemiyorum. 

Oldu ki yukarıda belirttiğim migren hastalığının istediği lükslerden birisini sağlayamadınız. Şüphesiz başınız ağrıyacak. Ağrının başladığı yer herkeste farklı olabiliyor. Başın yarısı, tek bir bölgesi ya da sadece şakaklar ağrıyor. Aslında nereden başlarsa başlasın migren atağını ilk hissettiğiniz anda müdahale ederseniz, ağrının geçmesi de o kadar kolay olur.

Benim ağrım genellikle boynumdan başlar hep. Ağrıyan bölgeye sıcak su termosu koyuyorum bu oradaki damarı gevşettiği için çok iyi geliyor. Sıcak suyla geçmediyse yakınlarınızda masaj yaptıracağınız birileri varsa çok çok daha iyi oluyor. Ya da çeşitli masaj aletleriyle bunu yapabilirsiniz. Eğer evde değilsem bu yöntemleri uygulayacak müsayit bir yerde değilsem ancak o zaman düşük dozda bir ilaç içerim. İlaç benim için en son çözümdür. Her ilacın faydasından daha çok zararı var vücudumuza. İlaç kullanırken de kendinizi ağır dozdaki ilaçlara alıştırıp, dozajını yükseltmeyin lütfen.

Masaj ve sıcak suyun ardından ılık bir duş almak da damarlarınızın gevşemesine neden olacağından o da kısmen sizi rahatlatabilir. Bir de ağrıya Türk kahvesi inanılmaz iyi geliyor. Bunu 1-2 ay falan oldu keşfedeli. Ağrı başladığında kahve içtim ve yarım saat sonra ağrıdan eser kalmadı. Şiddetle tavsiye ederim. 

Görkem'e hamileyken 4 ay boyunca şiddetli migren ağrısı çektim. İlaç içemediğim için hayatımın kalitesi sıfıra düşmüştü. Sağolsun iş yerimden bir arkadaşım aşağıda yazağım doğal tedavi yöntemini söyledi bana. Allah razı olsun en şiddetli ağrılarımı bile geçirdi bu yöntem. Hemen yazıyorum özellikle ilaç kullanamayanlar ve hamileler için etkili ve zararsız doğal bir yöntem. 

2 adet makyaj pamuğunu ikiye ayırıyoruz. Alt kısımlarını bir eşarba yerleştirip, şekildeki gibi  karabiber serpiyoruz. 

Ayırdığımız üst yüzeyler daha pamuksu olduğu için onları üstlerine kapatmak için kullanıyoruz. Sonra 80 derece limon kolonyasıyla ıslatıyoruz. Çok vıcık vıcık kolonya olmasına gerek yok. Sonra ağrıyan noktalarımıza denk gelecek şekilde sarıyoruz. Yaklaşık 10 dakika sonra hafiften yakmaya başlayacak. Bu iyi haber çünkü oradaki ağrıyı çekiyor. 1 saat sonra yanması da, ağrınızda geçecek Allah'ın izniyle. Kesinlikle hiç bir yan etkisi yok. 9 yıldır kendimde ve eşimde uyguladığım bir yöntem bu. Boynunuza, şakaklarınıza hatta boğaz ağrınız için bademciklerinizin olduğu bölgeye de sarabilirsiniz. Bademcikler için tam etkili olmasa da rahatlama hissedeceksiniz. Hatta bunu sarıp uyursanız uyandığınızda yeniden doğmuş gibi ağrısız uyanacaksınız. 

Hepinize sağlıklı, ağrısız günler diliyorum. 
Sevgilerimle Ülkü... 
Devamını Oku »

24 Kasım 2015 Salı

Uçan Sınıf - Erich Kastner

Uçan Sınıf çocuk kitapları kategorisinde sürekli önüme gelen ve bir kaç aydır listemde içeriğindeki coşkuya rağmen sakin sakin sırasını bekliyordu :) Geçen hafta sürekli mecburi bölünmelerle okuduğum ilk 50 sayfasında (hababam sınıfındaki o eşek şakalarından hoşlanmadığım ve milletin katıla katıla güldüğü o sahneler bana hiç komik gelmediğinden) eyvah bu kitabı okuyamam böyle devam ederse diye düşündüğüm fakat ön yargılarımdan sıyrılarak okumaya çabaladım. 

Yine ilk sayfalarda çocuklar arasında yaşanan kavgalar, çatışmalar haylazca planlar aman Görkem bu kitaptan uzak dursun hatta saklayayım okumaya kalkmasın okulda o da bu şekilde davranışlar sergilemesin diye düşünmeme sebep olduysa da sayfalar ilerledikçe beni bu düşünceden uzaklaştırarak Uçan Sınıf beni mahçup etti :)
Önsözde anlatılan küçücük savunmasız Johnny'in babasının onu bir eşya gibi gemiye bindirmesi ve limanda karşılayacak kimsenin olmadığını bile bile bunu yapması ne büyük vicdansızlık... İçim nefretle doldu böyle anne babaların olduğunu düşündükçe ki gerçek hayatta da bunlardan çokça mevcut...

Sigara içmezin kitap okuduğu huzur verici ortamı çok kıskandım bana da lazım öyle kimsenin rahatsız etmediği kitap okuyabileceğim bir yer :-) Hatta bundan sonra cumartesileri kütüphanede kendime kitap okuma saatleri düzenlemeyi planlıyorum. Evde okumak gittikçe zorlaşıyorsa evden kaçmak gibi bir çözüm de bulurum hemen ;-) Tabi bundan ev halkının henüz haberi yok ;-)

Doktor Bökh'ün çocuklara anlattığı duygusal hikaye çok etkileyiciydi. Arkadaşlığa dostluğa vefaya yönelik verdiği mesaj, çocuklara dürüstlüğü aşılaması, olaylar karşısında susmak yerine gerçekleri anlatmanın her zaman daha doğru olduğunu vurgulaması altını çizdiğim yerler arasındaydı. 

Yıllar sonra Justus ve sigara içmezin süpriz buluşması, bay Justus'un Martin'e verdiği noel hediyesi duygusallığın tavan yaptığı ve benim en keyif alarak okuduğum bölümlerden oldu. 
"Posta kutusundaki mektupları boşaltan postacı, kocaman çantasına ne kadar çok acı düştüğünü bilmiyordu" hoşuma giden hüzün dolu cümlerden birisini de paylaşmak istedim. Nerede dram orada ben :) 

Uçan sınıfla tanışmak çok keyifliydi. Güzel bir tat bıraktı bende teşekkürler 2balık Esracım...

Sevgilerimle...
Devamını Oku »

20 Kasım 2015 Cuma

BİZİM EVİN HALLERİ 1

Haftanın son gününden herkese merhabalar...
Sabah  ev temposundan sıyrılıp, işe gelirken geçen 10-15 dakikalık sürede dinlediğim şarkılar neyseki ruh halimi düzeltememe yardımcı oluyor. Yoksa tırlak bir anne modunda işe gelirdim heralde:)) Bu sabah Yalın'dan "Bir bahar akşamı'na" Mabel Matiz "Bir Hadise Var'a" takıldım mesela. Bazen bir melodi alıp götürüyor bazen içindeki bir sözü ruhumda şımarıklıklara sebep oluyor... Şairane bir ruhda gördüm kendimi hayır olsun inşallah.

Aslında haftanın ilk günüymüş son günüymüş ne farkediyor ki. Tempo hep yüksek. İki günlük tatil hiç bitmeyecek gibi gelirken cuma gününden başlayan garip bir sevinç içimde. Sanki ne oluyorsa. Sabahları öyle bir telaş var ki evin içinde sürekli koşturan, eşinin tüm yardımlarına rağmen hala da memnun olmayan, tek başıma da her işe yetişemem ki diye söylenen bir anne, yavaş hazırlanmakta ısrar eden bir Görkem, ve bu aralar abisi ne giyse aynısından isteyen ne yapsa onu yapmakta ısrar eden bir Onur ve karısına yaranamayan bir koca var evimizde :)) Bunun farkında olmam da güzel ama yazık adamcağız benle birlikte her işe koştursa da yine de bişey bulup kızmakta çok yetenekliyim demek ki  :)
Aslında yazacak çok konu var taslaklara tek tek yazmışım kafamda belirlediğim konuları lakin vakit yok. Gün 24 saatten daha fazla olsaydı keşke. İş yeri inanılmaz yoğun, günlerdir fırsat bulup bırakın bloğu internete bile giremedim adam akıllı. Öğle paydoslarında kitap okuyum diye yerime geliyorum yine işle geçiyor vakit. Akşam çıkmaya yakın kalan zamanda da bloğumu mu açsam yok yok bence kitap okuyayım diyip uğramadım hiç buralara. Hem işte hem de evde sürekli direktif vermekten bazen iç sesimle konuşurken yakalanıyorum kendime :)) 

Uzun süredir okumak isteyip de sürekli ertelediğim bazı kitaplar vardı. Araya bir kaç da çocuk kitabı ekleyip sipariş verdim. Gecikince okuma planlarım aksadı biraz. Neyse bir uçtan başladım okumaya. Çocuk kitapları biraz ağır bastı bugünlerde birikmiş ödevlerim var desem olur mu olur olur mesaj yerine gider sanırım :)) İlk önce onları okuyup bir an önce de "Kürt Mantolu Madonna'ya" başlamak istiyorum. Bir arkadaşım var hızlı okuma tekniğiyle 1-2 saatte bir kitap bitiriyor. Bende de zaman az okuyacak kitap çok olunca hızlı okuma kursuna mı gitsem diyorum baktık araştırdık bi arkadaşla şubat ayında talep çok olursa açarlarmış kursu. Küçük bir ilçede bulunduğumu daha önce de belirtmiştim. Okuma oranı düşük kimsenin gideceğini zannetmiyorum. Hal böyle olunca yatar bizim kurs işi şimdilik.
Evde durumlar fena değil bu aralar. Okuldan 14.30'da gelen Görkem 16 gibi ödevlerinin başına oturuyor. Bunu alışkanlık haline getirmesi, aktivitelerini saat dilimlerine yayarak, hayatını disipline etmesi için önemli. Bağırıp çağırarak ödev yaptırmaktan kaçınarak onun da doğruları göreceği şekilde uzun uzun anlatarak diyolog kurmaya çalışıyorum. 1 saat ders çalıştıktan sonra oyun oynuyor. Biz iş çıkışı 18-18.30 gibi onu karateye bırakıyoruz. İlk başta ben her ne kadar dövüş sporlarına mesafeli ve ön yargılı yaklaşsam da karateye gitmek onun hem enerjisini atması, hem beden terbiyesini sağlaması, hem de sporcu bir kimlik oluşturması açısından iyi oldu. Tabi devam edebilmesi için bazı şartlarım var. Dikkatimi çekti acaba her anne mi böyle yoksa bende mi bi tuhaflık var sürekli şarttan şurttan bahsediyorum. Aman neyse iyi ki ben benim annem değilim :))) Şart ne? Eğer karateye gittiği için ödevleri ve ders çalışması etkilenirse, okuldaki arkadaşları ve kardeşi üzerinde öğrendiği teknikleri uygulamaya kalkarsa kurstan alınacağını biliyor. 
Akşamları yemekten sonra ödev kontrolüne başlıyorum hem de onunla birlikte konularını gözden geçiriyorum. Biz o işlerle meşgulken Onur babasıyla oyun oynuyor. Dün akşam içimi acıtan bir konu oldu. Görkem bütün ödevlerini eksiksiz yapmış. Kontrolü hemen bitirdik. Çikolatayı hak ettim değil mi anne dedi. Tamam oğlum canın çektiği zaman zaten çikolata yiyebilirsin bunu ödül olarak değerlendirme dedim neyse. Tamam o zaman madem çok güzel yapmışım ödevlerimi çikolata kalsın ödül olarak seninle vakit geçirsem olur mu dedi. Nasıl yani diye kendimi sorguladım durdum. Ben bu çocukla vakit geçirmiyor muyum? Bu ödül olarak sayılacak bişey miydi? Demek ki öyle... İşten zaten çok geç geliyoruz. Yemekti ödev kontrolüydü sonrasında zaten onun uyku saati geliyor. 9 gibi yatırmaya özen gösteriyorum. Onur sebebiyle okuyamadığımız uykudan önce kitap saatlerine uzun bir aradan sonra yeniden başladık. O saati de ilgiden saymıyor sanırım. Ancak hafta sonu oynayabiliyoruz. Onur'un da oynayacağı oyunlardan Görkem zevk almıyor. Hem o birebir vakit geçirmek istiyor. Onur da anne benle oyna diyor. Babanızla oynayın diyorum ikisi de yok benle oynayacakmış. İkiye mi bölsem kendimi ne yapsam bilemedim. Allah'ım paylaşılamayan kadın rollerinde ben :) Egom tavan yapsın biraz :))) Dünden beri Görkem'e haksızlık mı yapıyorum diye sorgular oldum kendimi. Ya da bu yaşına kadar çok fazla etkinlik yapıp, birebir oynadığım için eski tek çocuk zamanlarını da arıyor olabilir bilemedim.

Efendim hepinize bolca dinleneceğiniz, çokça kitap okuyup, çocuklarınızla oynayacağınız hafta sonları diliyorum. 

Sevgilerimle Ülkü...



Devamını Oku »

10 Kasım 2015 Salı

Çizgili Pijamalı Çocuk - John Boyne

Tesadüf eseri bloglarda gezerken karşılaştım Çizgili Pijamalı Çocukla...Çok başka duygular uyandırdı bende. Her bölümünde başka şeyler düşündürdü. Çocuk olmak demekki böyle bişey dedim hep. Onların dünyasında oyun vardı, arkadaşlık, dostluk vardı. Kin yoktu, düşmanlık gütmek yoktu adı çocuktu onların.
Bruno kitabın baş kahramanı. Asker bir baba ve evde sert bir otorite var her zaman. Çocukla babası arasında o kadar mesafe olmalı mı? Günümüz çocuklarıyla karşılaştırınca zavallı Bruno diye geçirdim hep içimden. Babasının işi nedeniyle Polonya'ya taşınıyorlar. Yeni evlerinin bulunduğu yer Bruno'yu hayal kırıklığına uğratıyor. Kendisine arkadaş bulmak için çevreyi keşfe çıktığı bir günde hiç beklemediği bir yerde Shmuel ile tanışıyor. İki çocuğun duygusal paylaşımının anlatıldığı buruk bir konusu var. 
Esaret ve özgürlüğün çocukların gözünden anlatıldığı duygu yüklü bir çocuk kitabı. Konusunu açtıkça kilitler çözüleceği için çok fazla da bişey yazmak istemiyorum. Dramı seviyorum ben çocuk kitaplarında bile aradım buldum dramı illa. 
Savaşlar hiç yaşanmasa, çocuklar hep cıvıldaşarak koşsa ve onların gözyaşları yalnızca mutluluktan aksa. Böyle bir dünya dileyeyim. Belki duam kabul olur. 
Bol kitaplı, mutlu ve sağlıklı günleriniz olsun...
Sevgilerimle...

Devamını Oku »

Çizgili Pijamalı Çocuk - John Boyne

Tesadüf eseri bloglarda gezerken karşılaştım Çizgili Pijamalı Çocukla...Çok başka duygular uyandırdı bende. Her bölümünde başka şeyler düşündürdü. Çocuk olmak demekki böyle bişey dedim hep. Onların dünyasında oyun vardı, arkadaşlık, dostluk vardı. Kin yoktu, düşmanlık gütmek yoktu adı çocuktu onların.
Bruno kitabın baş kahramanı. Asker bir baba ve evde sert bir otorite var her zaman. Çocukla babası arasında o kadar mesafe olmalı mı? Günümüz çocuklarıyla karşılaştırınca zavallı Bruno diye geçirdim hep içimden. Babasının işi nedeniyle Polonya'ya taşınıyorlar. Yeni evlerinin bulunduğu yer Bruno'yu hayal kırıklığına uğratıyor. Kendisine arkadaş bulmak için çevreyi keşfe çıktığı bir günde hiç beklemediği bir yerde Shmuel ile tanışıyor. İki çocuğun duygusal paylaşımının anlatıldığı buruk bir konusu var. 
Esaret ve özgürlüğün çocukların gözünden anlatıldığı duygu yüklü bir çocuk kitabı. Konusunu açtıkça kilitler çözüleceği için çok fazla da bişey yazmak istemiyorum. Dramı seviyorum ben çocuk kitaplarında bile aradım buldum dramı illa. 
Savaşlar hiç yaşanmasa, çocuklar hep cıvıldaşarak koşsa ve onların gözyaşları yalnızca mutluluktan aksa. Böyle bir dünya dileyeyim. Belki duam kabul olur. 
Bol kitaplı, mutlu ve sağlıklı günleriniz olsun...
Sevgilerimle...

Devamını Oku »

7 Kasım 2015 Cumartesi

KUTU OYUNLARI 2

Kutu oyunları ile ilgili daha önce de bir yazım vardı. Malum çocuklar herşeyden çok çabuk sıkılıyorlar. En çok istedikleri oyuncakları elde ettikten sonra hevesleri kaçıyor. Bir sürü oyuncakları varken hala hiç oyuncağım yok diyen bir nesil yetiştiriyoruz malesef. Kutu oyunları oyuncaklara göre biraz daha farklı bir kategoride bence. Hem eğlenceli, hem eğitici hem dikkat geliştirici hem de dil gelişimine desteği çok büyük. Bu oyunların hepsi Görkem'in zamanından kalma yeni alınmış oyunlar değil. Ama piyasada hala satışları mevcut. Beni duyan da Görkem'i 20 yaşında sanacak :))
Öyküyü Tamamlama
Öyküyü tamamlama tam da dil gelişine uygun aynı zamanda neden-sonuca yönelik keyifli ve eğitici bir oyun. 4 yaş ve üzeri çocuklara uygun olarak hazırlanmış. 
İçinde 9 adet büyük öykü kartı, 36 adet de öyküleri tamamlamak küçük öykü karesi var. Her bir öykü başından sonuna kadar birbirini ip uçları ile takip eden 6 kareden oluşuyor. Her bir öykü kartında, öykünün başlangıç ve sonuç kareleri var. Kalan dört parçası küçük öykü kareleriyle tamamlanıyor. 
Henüz Onur'la bunu oynamaya başlamadık. Görkem'e göre konuşmaya biraz daha geç başladığı için biraz daha zamanı var bunu oynamak için.

 1,2,3 Oyunu 
Kutu içinde 10 adet resimli kart, 30 adet üzerinde 10 adet zar resmi, 10 adet parmak resmi, 10 adet sayılar bulunan puzzle kartı parçası ve 1 adet de üzerinde semboller bulunan zar mevcut. 3-6 yaş çocukları için uygun olarak tasarlanmış. 
Sırasını beklemeye ve kurallı oyunları oynamaya başlangıç için oldukça uygun bir oyun. Tüm oyunlar gibi tabiki de çocuklar oynarken çok keyif alıyor. Zar bazen gelmiyor bu yanı ile biraz tombalayı andırıyor. Beklediğin zar gelinceye kadar kartını tamamlayamıyorsun haliyle bu da ufaklıklarda inanılmaz bir heyecana neden oluyor. 
Ailecek oynanabilecek kaliteli zaman geçirebileceğiniz farklı bir oyun arıyorsanız gönül rahatlığıyla tavsiye ederim. Küçüklerle eğlenme garantilidir :))

Bil Bakalım Kim?
Bu oyun belkide çoğunuzun evinde vardır. Ama bizim en çok oynarken eğlendiğimiz oyunlar arasında olduğu için bunu da paylaşmak istedim :) Bizim evdeki oyunun kartını Onur her fırsatta yırtmaya çalıştığı için bende çok iyi bir yere saklamıştım ve bu satırları yazarken de o iyi yere saklanmış kutuyu bulamadım :)) Bu nedenle fotoğrafları internetten koymak zorunda kaldım.
bil bakalım ile ilgili görsel sonucu
6 yaş ve üzeri çocuklar için hazırlanmış, iki kişilik oynanan bir oyun. Oyunda rakibin seçtiği karakteri sorular sorarak bulmaya çalışıyorsunuz. Kartonun üzerinde bir insan resimlerinin olduğu taraf bir de hayvan resimlerinin olduğu taraf var. Her ikisini de oynamak çok keyifli. 

bil bakalım ile ilgili görsel sonucu
Sizlerinde keyif alarak oynadığı tavsiye edebileceğiniz kutu oyunlarını paylaşırsanız sevinirim.
Herşey çocuklarımız için... 
İyi hafta sonlarınız olsun. 
Sevgilerimle...
Devamını Oku »

KUTU OYUNLARI 2

Kutu oyunları ile ilgili daha önce de bir yazım vardı. Malum çocuklar herşeyden çok çabuk sıkılıyorlar. En çok istedikleri oyuncakları elde ettikten sonra hevesleri kaçıyor. Bir sürü oyuncakları varken hala hiç oyuncağım yok diyen bir nesil yetiştiriyoruz malesef. Kutu oyunları oyuncaklara göre biraz daha farklı bir kategoride bence. Hem eğlenceli, hem eğitici hem dikkat geliştirici hem de dil gelişimine desteği çok büyük. Bu oyunların hepsi Görkem'in zamanından kalma yeni alınmış oyunlar değil. Ama piyasada hala satışları mevcut. Beni duyan da Görkem'i 20 yaşında sanacak :))
Öyküyü Tamamlama
Öyküyü tamamlama tam da dil gelişine uygun aynı zamanda neden-sonuca yönelik keyifli ve eğitici bir oyun. 4 yaş ve üzeri çocuklara uygun olarak hazırlanmış. 
İçinde 9 adet büyük öykü kartı, 36 adet de öyküleri tamamlamak küçük öykü karesi var. Her bir öykü başından sonuna kadar birbirini ip uçları ile takip eden 6 kareden oluşuyor. Her bir öykü kartında, öykünün başlangıç ve sonuç kareleri var. Kalan dört parçası küçük öykü kareleriyle tamamlanıyor. 
Henüz Onur'la bunu oynamaya başlamadık. Görkem'e göre konuşmaya biraz daha geç başladığı için biraz daha zamanı var bunu oynamak için.

 1,2,3 Oyunu 
Kutu içinde 10 adet resimli kart, 30 adet üzerinde 10 adet zar resmi, 10 adet parmak resmi, 10 adet sayılar bulunan puzzle kartı parçası ve 1 adet de üzerinde semboller bulunan zar mevcut. 3-6 yaş çocukları için uygun olarak tasarlanmış. 
Sırasını beklemeye ve kurallı oyunları oynamaya başlangıç için oldukça uygun bir oyun. Tüm oyunlar gibi tabiki de çocuklar oynarken çok keyif alıyor. Zar bazen gelmiyor bu yanı ile biraz tombalayı andırıyor. Beklediğin zar gelinceye kadar kartını tamamlayamıyorsun haliyle bu da ufaklıklarda inanılmaz bir heyecana neden oluyor. 
Ailecek oynanabilecek kaliteli zaman geçirebileceğiniz farklı bir oyun arıyorsanız gönül rahatlığıyla tavsiye ederim. Küçüklerle eğlenme garantilidir :))

Bil Bakalım Kim?
Bu oyun belkide çoğunuzun evinde vardır. Ama bizim en çok oynarken eğlendiğimiz oyunlar arasında olduğu için bunu da paylaşmak istedim :) Bizim evdeki oyunun kartını Onur her fırsatta yırtmaya çalıştığı için bende çok iyi bir yere saklamıştım ve bu satırları yazarken de o iyi yere saklanmış kutuyu bulamadım :)) Bu nedenle fotoğrafları internetten koymak zorunda kaldım.
bil bakalım ile ilgili görsel sonucu
6 yaş ve üzeri çocuklar için hazırlanmış, iki kişilik oynanan bir oyun. Oyunda rakibin seçtiği karakteri sorular sorarak bulmaya çalışıyorsunuz. Kartonun üzerinde bir insan resimlerinin olduğu taraf bir de hayvan resimlerinin olduğu taraf var. Her ikisini de oynamak çok keyifli. 

bil bakalım ile ilgili görsel sonucu
Sizlerinde keyif alarak oynadığı tavsiye edebileceğiniz kutu oyunlarını paylaşırsanız sevinirim.
Herşey çocuklarımız için... 
İyi hafta sonlarınız olsun. 
Sevgilerimle...
Devamını Oku »

3 Kasım 2015 Salı

El Açması Sucuklu Börek

29 Ekim sebebi ve 1 Kasım seçimleri nedeni ile 4,5 gün kadar bir tatil yaptık. Ohh pek de iyi oldu. Kendimi yıllık izinde gibi hissettim. Havalar soğuk olunca gezmeye falan da gitmedik. Kuzucuklarla evde bol bol vakit geçirdik. Tepiştik, bağrıştık, oyunlar oynadık, kitap okuduk. Birinin erken ergenliği mi desem ne desem bilemediğim kaprisleriyle, diğerinin 3 yaş sendromuyla uğraşmaktan yorucu bir ev hayatı geçirdik.
Evde olunca yaptığım yemekler görev olmaktan çıkıp eğlenceli bir hal alıyor. Benim ufaklıklar el açması börekleri çok seviyor. Hazır yufkayı kullanmayalı uzun zaman oldu. Geçenlerde bloglarda dolaşırken Pudra Şekerim'in bloğuna rastladım. Gözümün kestiği güzel ve kolay bir tarif buldum. O gün eve gider gitmez denedim. Sonuç mükemmeldi gerçekten. Bayıla bayıla yedik ailecek. Buradan da bu güzel tarif için Pudra Şekerim'e tekrardan teşekkür ediyorum.


Sizde denemek isterseniz tarifi şöyle: 
İç Harcı İçin: 
- Ufak ufak doğranmış yarım kangal sucuk
- 2 tane soğan
- 2 tane domates
- 2-3 çorba kaşığı zeytinyağıyla soğanı kavurup, sucuğu ekliyoruz. En sonda domatesleri ekliyoruz.

Hamuru İçin:
- 4 su bardağı un
- 1/2 çay bardağı zeytinyağı
- 1 şişe maden suyu
- 1 tatlı kaşığı tuz
- 1 paket kuru maya (Biraz su ile ıslatırken içine bir tane küp şeker atarsanız maya dışarıda çözünmeye başlıyor. Hamurun daha çabuk mayalanmasını kolaylaştırıyor ve daha güzel hamur elde etmenizi sağlıyor)
* 400 gr. kadar tereyağı kullandım.

Tam bu ölçülere göre çok güzel bir hamur elde ediliyor. Sonradan un bile eklememe gerek kalmadı.
14 tane beze yaptım. 7 tane bezeyi tabak büyüklüğünde tek tek açıp yağladıktan sonra borcamınıza sığacak şekilde 7 sini birden açıp borcama yayın. İç harcını ekleyin, diğer 7 bezeyi de tek tek açıp yağlayıp, üzerine koyun. En üste yine tereyağı dökün bol bol. Benim çocuklar sevmediği için susam kullanmadım dilerseniz siz üzerine serpebilirsiniz. Hamuru dilimleyip, 10-15 dakika da bekletin. 180 derecelik fırında pişirin.
* Sakın yağı sürüp geçmeyin çok kuru olur. Ben tereyağını bol bol kullanmama rağmen benim böreğim tam ayarında olmuş. 

Sucuklusunu çok beğendim. Başka içlerle de denenebilir tabi. 2 gün sonra da kıymalısını yaptım ama etle aram pek iyi olmadığı için çok beğenmedim. Mesela ıspanaklısı harika olur diye düşünüyorum. Hamuru bir harika neli yaparsanız yapın ama mutlaka deneyin hayran kalacağınız bir lezzet :-)

Şimdiden Afiyet olsun... 
Devamını Oku »