Çocuklu Hayat

Çocuklu Hayat
2017 okuduğum çocuk kitapları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2017 okuduğum çocuk kitapları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mayıs 2017 Salı

Ben Bir Gürgen Dalıyım - Hasan Ali Toptaş

Hikaye ege topraklarında yaşayan bir gürgen ağacının ağzından anlatılıyor. Çeşit çeşit ağaçların olduğu bir ormandaki ağaçların yaşamını ve diğer canlılarla olan ilişkilerini çok güzel betimlenmiş. Kambur köknarın yanından geçerken duyduğum kuş seslerini, yaşlı gürgenin dallarına hayran hayran baktığımı, kozalaklarının çıtırtısını duyduğum, kızılçamın altındaki mis çam kokusunu, sonrasında ladinler, ardıçlar ve kestanelerin selam durduğuna bir bir şahitlik ediyor insan.

Zaman zaman ak sakallı meşe ağacı diğer genç ağaçlara gerçek masallar anlatırmış. Cellat yüzlü, bulanık bakışlı adamların, güzelim dağ çiçekleriyle birlikte böcekleri çiğneyerek yürüdükleri an bütün dal uçları korkudan tir tir titrermiş. Ağaçlar insanlardan çok korkuyormuş. Onları kestikleri zaman ne olacağını çok merak eden genç gürgen meşeye sormuş. ''Eğri büğrü olanlarımızı odun yapıp, ısınmak için sobalarında yakarlar. Bizim ölümümüzle ısıtırlar ellerini, aşlarını, evlerini... Birazcık düzgün olanlarımızı da kapı, pencere, masa, sandalye, vestiyer yapıp kullanırlar. Yani bu şekilde de yaşamaya devam ederiz demiş tecrübeli koca meşe. Ağaçlar ya iyice çürüyüp un ufak olduklarında ya da yanıp büsbütün küle dönüştürdüklerinde ölürler.'' 

O günden sonra genç gürgen dümdüz büyümek için rüzgara bile direnerek yaşamını sürdürmüş. Orman koruyucularından kaçan oduncuların gelip, arkadaşlarını katlettiğine şahit olmuş zaman zaman. İnsanlar gibi ağaçların da acı çektiği çok güzel ifade edilmiş. Aslında bir çocuk kitabında bile böylesi derin konulara yer verilmesini hayretler içerisinde okudum. Yazarın yeteneğine hayran kalmamak elde değil. Hapishanede kapı olan köknarın hikayesi yine en çok etkilendiğim bölümlerdendi.

Kesilen ağaçların kendi aralarında yaptığı kapı olmak mı daha iyi pencere olmak mı tartışmasından şu bölüm altını çizdiğim yerler arasında. ''Kapı olmak hiç de sevimli değil! Bir kere kapı olunca kilit takarlar. İnsanoğlunun böyle acayip huyları vardır. Kilit ne demektir bilir misiniz? Kilit, insanın utancı demektir herşeyden önce. İnsanoğlunun nereye ulaştığının göstergesi demektir. İnsanların birbirlerine duydukları güvensizliğin elle tutulur halidir kilit. Birbirlerine duyduğu saygının derecesidir. Bu yüzden, bir çeşit utanç belgesidir her kapıda. Hatta, her dolapta, her çekmecede, her çantada, her kasada, her kutuda... Gene de, insanların yüzü kızarmaz onu görünce... Kilidi açıp kapamaya yarayan adına anahtar denen şeyi ceplerinde taşırlar. Bazen de neşelenince şıkır şıkır sallarlar.Utanç belgesinin farkına bile varmadan neşesinin bir göstergesi olarak kullanır. En iyisi pencere olmak, bir yanıyla içeriye bakıyorsa, bir yanıyla dışarıya bakar. Hiçbir şey göremese bile en azından gökyüzünü görür. Kuşları, bulutları, ufukları, yıldızları, yağmurları ya da kar taneciklerini görür.Kısacası dünyanın her yerinde, pencerelerin gönlü kapılarınkinden daha zengindir.''
Kitabın sonlarına doğru kesilen her bir ağacın hikayesi tahmin edemeyeceğiniz yerlere uzanıyor. Ne yalan söylüyüm başlarda herhangi bir çocuk kitabı gibi algılamıştım. Hikayenin sonunun hiç tahmin edemeyeceğim şekilde bitmesi yüreğimi acıttı. Ama artık ahşap eşyalarıma daha iyi davranacağım kesin. Kimbilir belki de gerçekten yaşıyorlardır...

Her konunun içinde yukarıda görüldüğü gibi 2-3 sayfa resimler mevcut. Resimleri illüstrasyon şeklinde tasarlanmış. Ben kendim sevince Görkem de çok sevecek zannediyorum. O henüz bunu okumadı. Okumak için 8-9 yaş algılama açısından 9 ve üstü yaş için uygun. İçselleştirilmesi gereken bir kitap. Şöyle ki kitabın sonunu gözlerim dolu dolu getirdiysem, varın gerisini siz düşünün. 

Çocuklara, içindeki çocuğu canlı tutanlara, doğayı ve her tür sevgiyi içinde barındıranlara, empati kurmayı sevenlere canı gönülden tavsiye ediyorum. Okuyunuz, okutunuz...
Sevgiyle kalın...
Devamını Oku »

2 Şubat 2017 Perşembe

Kofi Veya Bağışlama Sanatı - Oliver Bantle

Kofi'ye cuma öğle arası başlayıp hafta sonu evde bitirdim. En son Momo'ya bu kadar büyük bir heyecanla başlayıp tatmin olmuş bir şekilde vedalaşmıştım. İşte Kofi'yle tanışmamız da bu şekilde oldu. Arkadaş çevremden aldığım olumlu yorumlar neticesinde tabiri caiz ise ağzımın suyu aktı okumak için 😂

Kofi çok öfkeli bir gergedandır. Öyle ki yüzüne ışık saçan aya, rüzgara, bulutlara ve çevresindeki bütün hayvanlara öfke duyar. Ta ki, bir gün büyük babası gelip, birlikte denize gitmelerini önerinceye kadar hayatını öfke içinde sürdürmeye devam eder. 

Kitabın büyük bir bölümü Kofi ve büyük babasının denize ulaşmak için yaptıkları yolculuk boyunca geçen diyaloglarından oluşuyor. Yol boyunca büyük babası Kofi'ye hayat tecrübelerinden, kayıplarından ve kazandıklarından bahsediyor. Bunu da öyle bir incelikle yapıyor ki etkilenmemek mümkün değil. Kofi çocuk kitabı görünümünde bir kişisel gelişim kitabı bence. İçinde öyle cümleler var ki içinde kocaman hayat dersleri barındırıyor. Değme kişisel gelişim kitaplarında bulunamayacak bilgilerle dolu olan bu kitaptan tekrar tekrar okumaya değer bulduğum bazı yerleri paylaşmak istiyorum. 

Kofi büyük babasına doğru yola nasıl ulaşacaklarını soruyor. Büyük babası  da şu şekilde cevap veriyor. "Deniz harika birşeydir. Bütün yollar ona çıkar. Doğru yoldan söz ediyoruz. En hızlı gidilebilecek olandan değil. En doğru yol kendi yolundur." 
Bu sohbete bağlı diyolog daha çok hoşuma gitti.
Kofi : İlk akla gelen her zaman doğru mudur?
Büyük babası : Çoğunlukla.
Kofi : Neden?
Büyük babası: Yürekten geldiği için. Yüreğin senin için neyin doğru olduğunu hemen bilir. Beyinden çok daha çabuk.  
Sonrasında diyolog uzayıp gidiyor. Lakin sözün özü diyor ki büyük babası "yüreğinin kararlarını beyninin bozmasına izin verme!" ve hemen ekliyor. 
* "Düşünceler, yüreğin yolunu açmak için vardır. Yönü tayin etmek için değil."

Bazı kararları alırken yüreğinin sesini dinlemede fayda var. Çünkü benim de hayat tecrübelerime dayanarak yaşadıklarımdan çıkardığım dersin sonucunda bu çıkıyor. Mantıklı kararlar almak için, evet enine boyuna düşünmemiz gerekiyor. Amma lakin işte bir de o düşünceleri yüreğimizin tasdik etmesi gerekiyor. İşte esas doğru yol o oluyor bence...

"Eğer akıllıysan değiştirebileceğin şeyler üzerinde yoğunlaşırsın. Üzerinde etkide bulunulamayacak şeylere karşı savaşmak zahmetli bir iştir." 

An oluyor da bazen debelenip duruyor insan elinden hiç bir şey gelmeyen konularda. Çok doğru söylemiş Kofi'nin büyük babası değil mi? Oysa öz kontrolümüzde bulunan bazı durumlar var onları değiştirmek dururken neden boşa kürek çekelim.

Gençlik yıllarımda oldukça asabi ve kaprisli bir kişilik olduğumdan kendime de koca koca paylar çıkardım çocuk kitabı görünümündeki büyükler için bu ders kitabından 😉 O zamanlar her ergen gibi bende nasihatlerden hoşlanmazdım. 😊 İşte Kofi de bundan çokça şikayetçi... Lakin büyük babası bu konularda oldukça usta olduğundan etkili bir cümle kuruyor ona. "Büyük öğretmen ben değilim, hayatın ta kendisi. Ben olsa olsa sana onu nasıl dinleyeceğini gösterebilirim." Kofi'nin davranışlarına dikkat etmesinin ve düzeltmeye çalışmasının altında büyük babasının seçtiği sakin ve olgun cümleler yatıyor. İşte biz de çocuklarımızı yetiştirirken bu hassas noktalara dikkat edersek daha ılımlı ve sakin bireyler yetiştirebiliriz.

Büyük babanın özlü sözleri :
* "Abartı, yalanın küçük kardeşidir."

Hiç bu şekilde düşünmemiştim. Sen çok yaşa büyük baba 😊 Görkem büyüdü artık karşımıza alıp, yetişkin gibi konuşuyoruz onunla çok da güzel anlıyor. İyiyi kötüyü, doruyu yanlışı anlatırken kullanılacak tam çocukların seviyesine uygun bir cümle tuttum bunu. Sizde tutarsanız buyurun buradan alın 😉

* "Öfke tükenmez ve senin içinde kalır. Senin bedenini ve yüreğini zehirler."

Bizim atalarımız da ne demiş keskin sirke küpüne zarar. Öfkelendiğiniz zaman sizde de olmaz mı? Ben bazen köpürüp yok olup gideceğim zannediyorum sinirimden. O yüzden psikologlar öfkelendiğimizde bulunduğumuz yeri değiştirmemizi, bizi sinirlendiren şeyden uzaklaşmamızı öneriyor. Öfke kontrolüne dair öyle güzel anlatıyor ki büyük baba Meru, kitap adeta akıp gidiyor.

*" Bağışlamak, kendi yüreğini incitmekten vazgeçmek demektir."

Öyle ya insan birilerini affetmediği sürece, hep hafızasında taze kalıyor yaşadıkları. Kini daha da büyüyor ne zaman bu konular açılsa kin bürüyor zihnini acılar, çevreliyor etrafını. Ve her seferinde yüreği yine yeniden inciniyor. 

Çokça kendimle yüzleşmemi sağlayan bu kitabı bana tavsiye eden canım Esra'ya (2balık) çok çok teşekkür ederim. Okumak için geç kaldığım bir çocuk kitabıymış gerçekten. Kesinlikle okumalısınız. Hiç pişman olmayacaksınız derim ben...

Bizim evin öfkeli Kofi'si 😃
Şu resimde görülen küçük afacana kaç kere dedim. Onur bak kitabıma dökeceksin diye dinlemedi beni, öfkeli küçük Kofi 😊 Kitap okurken beni izliyordu. Ağzına doldurduğu limonlu sodanın elini yanağına bastırınca kitabıma boşalacağını düşünemedi 😃Kendisi de anlamadı ne olduğunu gerçekten de yanlışlıkla olmuştu. Suçluluk psikolojisiyle hemen arızaya bağladı ama Allah'tan çabuk atlattık da keyifle okumaya devam ettim. Varol evlat! Sen çok yaşa emi! ❤ 


İşte böyle dostlar, ben Kofi'yi okurken hem eğlendim, hem düşündüm, hem de ebeveynlik adına önemli notlar aldım... 
Herkese keyifli okumalar... 
Devamını Oku »