Çocuklu Hayat

Çocuklu Hayat

3 Ocak 2020 Cuma

Birikmiş Kitap Yorumlarım

Selam 👋
Tembel öğrenciler gibiyim. Hayatın döngüsünde koşturmaktan okuduğum kitapları uzun süredir yazamadım. Hatta bu süre içerisinde telefonumu resetlemek zorunda kaldığım için kitaplarla ilgili aldığım notlar telefonumdaki diğer bilgiler gibi uçtu gitti. İnstagrama aldığım bazı notlar kaldı elimde sadece. Yıllar sonra kitap içeriklerini hatırlayamamaktansa şimdi aklımda kalanlarıyla yazmak daha karlı olacak sanırım 😉
Yazarı ilk kez okudum. Kitapta bir kalabalıktan sıyrılmış sakin sessiz sakin bir adaya sığınmış 4-5 karakterin geçmişindeki yaraları ve onları tamir etme çabası anlatılıyor. Bana hediye gelmişti, pembe dizi tadında bir kitap, aslında anlatımı akıcı ama anlatımda  bişeyi sevemedim sanırım lezzetsiz. Sanırım olayların akışının ve sonunun tahmin edilebilir olması ve bu yönde bitmesini sevmedim. Benim için bir daha okumayacağım bir yazar...
Kitabın kapağını açar açmaz heyecan başlıyor. Bismillah diyorsun. Sanırım bu Agatha Cristian farkı... Konusu isminden de anlaşılacağı üzere sırlarla dolu bir cinayet. Konunun ilerlemesi güzel, yazarın anlatımına zaten diyecek yok. Karakter isimleri yabancı olduğu ve kişi sayısı çok olduğu için kitabı okumak isteyenler ufak bir tavsiyem olacak. Küçük bir kağıda hangi ismin kim olduğunu yazmaları bir ayraç yapıp kitabın sonuna kadar taşımaları. Çünkü inanın yirmiye yakın karakter var ve sonuna kadar devam ediyor bu isimler. Özellikle kısa süreli okuma yapanlar için böyle yapmayınca karakterler unutuluyor. Genel olarak beğendim, keyifli ve sürükleyiciydi. 
Bu aralar türk yazarlar keşfetme peşindeyim. İşte okuyunca tadı damağımda kalan bir yazar Harun Candan. Dili öyle akıcı ki hangi sayfada olduğunuzu bile takip edemiyorsunuz, kelimeler akıp gidiyor. Genç bir adam çok erken yaşta anne babasını kaybettikten sonra İstanbul'a ilahiyat okumak için gider. Bir rüya görür ve gördüğü bu rüyanın manasını öğrenmek için Süleymaniye kütüphanesine gider. Süleymaniye camisinin avlusundaki şadırvanda namazını kılmak üzere abdest alırken, onu fotoğraflayan Gizem ile karşılaşır ve hayatında ilk kez aşık olur. Kısa bir arkadaşlıktan sonra Gizem ile yolları ayrılan kahramanımızın Gizem'i kalbinden söküp atamayışı onu okuldan uzaklaştırır. Zar zor bitirdiği okulun ardından bir köye imam olarak gider. Orada karşısına çıkanlar ise bambaşka bir boyuttadır. Bir gömü, bir şişko, bir lal ve bir cinayet... 
Okumaktan inanılmaz keyif aldığım Harun Candan'ın "Hayalnamesi" tabiki de okuduğum son kitabı olmayacak. 
Beyaz dişin annesi köpek, babası vahşi kurttur. Kitap, anne babasının vahşi yaşamdaki rollerini anlatarak verdikleri yaşam mücadelesini, avlanma ilkelerini ve vahşi doğanın kurallarını anlatarak başlıyor. Ortalarına doğru heyecan biraz düşse de sonunda ne olacak? Beyaz dişi nasıl bir son bekliyor diye düşünmeden edemiyorsunuz. İlk kez Jack london okudum. Vahşi bir kurdun hislerinin, beden dilindeki yansımasını bütün incelikleriyle anlatıp, bunu okuyucuya yansıtmasına hayran kaldım. Beyaz diş klasikleşmiş çocuk kitaplarının içinde yer alsa da bence çocuklar için dili ve konusu biraz ağır kaçıyor. 8. sınıflar için ideal desem daha doğru olur sanki. 

Hayatın tüm renklerini, insanların acımasızlığını, bir canlının doğup büyümesini ve iç güdüleriyle hayatı anlamlandırma sürecini, vahşi bir kurdun hayatını bile değiştiren tek şeyin sevgi olduğunu okuduğum başarılı bu romanı gönül rahatlığıyla herkese tavsiye ediyorum. 
Hani bi yiyecekte aklı kalan kişi için söylenen bir söz vardır ya. Aklımda duracağına midemde dursun diye. İşte kitabı bitirince bende de bu duygu oluştu. Yani aklımda kalmadı en azından okudum muradıma erdim 😁Gerek sosyal medyada gerekse  tüm kitapçılarda o kadar çok gördüm ki sürekli aklımın bir köşesini kurcalıyordu. Okusam mı okumasam mı içinde bildiklerim mi vardır derken. Sağolsun Semracım taa Ankaralardan kargoladı 😘 beğenirsen alırsın demişti.
Bana ek bir bilgi katmadı. Sadece unuttuğum bir kaç maddeyi hatırlamamda fayda sağladı. Bu demek değil ki iyi bir kitap değil. Ufacık bi dip not düşeyim bu  konuda hiç mütevazi olamıycam 😁 (sanki normalde çok mütevazi bir kişilikmişim gibi 🙈) Üniversite yıllarımdaki hocalarımı burdan bir kez daha saygıyla selamlıyorum. Yıllar yıllar evvel burada yazan tüm kaliteli bilgileri bize verdikleri için minnettarım kendilerine 🙏 Sayelerinde çocuk eğitimindeki bütün doğru basamakları öğrenmişiz 😌 Kitabı okumayı düşünenler için kısacık bilgiler verecek olursam;
• Özellikle çocuklardaki sağ ve sol lobla ilgili ayrıntılı ve işe yarar bilgilere yer verilmiş,
• Her iki lobu da dengeli bir şekilde entegre edebilmek için hayata dair uygulamaya geçirilebilecek teknikler açıklanmış,
• Şema ve karikatürlerle anlatım daha anlaşılır ve yalın hale getirilmiş.
Herkese keyifli okumalar...
Hilda küçük çilli bir tavuk . Cesur ve kararlı birazda gözü kara desek daha doğru olur. En sevdiği yemek mısır gevreği olan Hilda en çok teyzesine gitmeyi ve itfaiye araçlarını seviyor. Ama Hilda'nın son zamanlarda istediği tek birşey var. Ne acaba? 

Biz Hilda'yı Onurla birlikte okumuştuk. Araya bir sürü kitap aldık. Zaman zaman biraz sıkıldı. Onun yaşına göre hikaye biraz uzatılmış geldi tabi. Azimli bir tavuk hikayesi okumak isterseniz size bu yolculukta Hilda seve seve eşlik eder. 

"Cesur olmak, korkmamak demek değildir. Korkmak ama yine de kaçmamaktır." 
Pınar Eğilmez ilk kez okuduğum bir yazar, tarzını biraz Melisa Kesmez'e benzettim biraz ki Kesmez'i çok sevdiğimi de belirteyim. Uçan tabutu okurken önce öykü kitabı gibi sandım. Bölümlerde okuduğum kişileri tam da başka başka kişiler gibi algılayacaktım ki ilerledikçe karakterlerin hikayelerinin birbirleriyle kesiştiğini farkettim. İşte bu kitaba bambaşka bir lezzet katmış. Yazarın cümleleri öyle yorucu olanlardan değil, çok tandık ve yalın, çerez gibi atıştırmalık tadında sıcacık bir kitap okumak isrerseniz Pınar Eğilmez'e bi şans verim derim ;)
Ayrı dünyalardan bir kadınla bir erkeğin ani ve zamansız karşılaşmasını ve giderek karmaşıklaşan bir hikayeyi, geçmişin derinliklerine dalarak, olaylara farklı bir bakış açısı geliştirebildiklerini Tarık Tufan'ın çok katmanlı kurgusuyla ve ustaca anlatımıyla sunduğu uyumsuzluğun, kapanmamış yaraların ve bir dizi hesaplaşmanın romanı "Düşerken"...

Kitapları okuduktan sonra yüzümde bir tebessüm ya da üzüntü yeter ki bir duygu bir iz bıraksın bende. İşte bana yine farklı duygular hissettiren fevkaladenin fevkinde lezzetli bir kitap daha kütüphanemde yerini aldı.

Sağlık ve huzurla kalın.
Devamını Oku »

5 Kasım 2019 Salı

Onur da Mini Mini Birlerden Olmuş

Koşun koşun millet evet evet koşa koşa bayatlamış bir haberi ballandıra ballandıra anlatmaya geldim. Neredeydin uzun zamandır diyenlere topluca cevap vermiş olayım. Kendimi aramaya gittim. Bulunca tamamen döneceğim :-) (Bu arada soran falan da yok nerde olduğumu :-))) Yokluğu farkedilmiş, seviliyormuş havası vereyim dedim :-D 

Evimizin minnağı, küçüğü, fındık kurdu da sonunda "esas okullu" oldu. Kendileri zaten çalışan anne çocuğu olduğundan mütevellit okul koridorlarıyla tanışalı 3 yıl kadar olduğu için "esas okullu" oldu diyorum. Körpem minicik bedeniyle okul yollarında yoruldu gide gele. Hayat çocuğum hayat herkese eşit şartlarda sunmuyor kendisini maalesef. Böyle okullu falan deyince doğduğu gün aklıma geliyor. Bebekliği geliyor aklıma savunmasızlığı, yumuk yumuk elleri, nohut kadar parmakları....

Zordur birinci sınıf annesi olmak. Kendini koruyabilecek mi? Kontrol edebilecek mi? İdare edebilecek mi? Ya büyük sınıflar merdivenden inerken itelerse, ya kayar düşerse, terli terli su içerse, üşüdüğünü farketmezse gibi gibi bir sürü soru kafamda gidip gelirken iki ayı geçirmişim. Şükürler olsun ki çok çok iyi bir öğretmenimiz var. Hani şu öğretmenlik mesleğine gönül vermiş, öğrencilerini kendi çocuğu gibi gören cinsinden sevgi ve şefkat dolu, mütevazi bir öğretmeni var. Allah razı olsun çok ilgili her türlü sorunla ilgilenen ve çözmeye çalışan. Adam gibi adam işte yahu :-) Allah da onu iyilerle karşılaştırsın. 

Gel gelelim okuma yazma işlerine. İlk hafta ödevlere isyanla başladı. Ağlama krizleri hiç eksik olmadı. Elim yoruluyor, uykum geliyor, çok yorgunum deyip ödev yapmak istemiyordu. Peki o zaman öğretmenine yapmak istemediğini yarın kendin söylersin dediğimde de sakinleşip gelip paşa paşa ödevini yapıyordu. İki ayın sonunda sorumluluğunu daha iyi biliyor. Ödevlerini erkenden yapıp, geriye kalan vakti kaliteli değerlendirme peşinde. Zaman zaman arıza çıkarmayı da eksik etmiyor tabi. Aman maşallah deyin de ayarı kaçmasın ;-)

Annelerin işi her zaman her yerde zor. Genel olarak annelik müessesi zor zaten. Eee her zahmetin bir de güzelliği var elbet. Zor olmasına zor çokça da sabır gerektiriyor elbet. Amma lakin onların o minicik elleriyle sarılışı, içime dolan o sıcacık duygunun beni sarmalaması, tarifi olmayan evlat kokusunu ciğerlerime çekince ne zorluk geliyor aklıma ne de beni çileden çıkardıkları an. İşte annelik böyle manyak bir duygu ahbabım :-) 
Amaaaa şimdi babanın hakkını yiyemeyeceğim. Okulların açılmasıyla tempolu bir dönem başladı. Sabah büyüğü ben okula bırakıyorum küçüğü babası. Büyük okulda yiyip içiyor. Küçüğü öğleyin babası alıyor. Eve götürüyor, yemek ısıtıyor, yedirip içirip tekrar okula bırakıyor. İkindin 3 gibi tekrar alıp, abisi okuldan çıkıncaya kadar küçükle ilgileniyor. Allah'tan o serbest çalışıyor da bu tempoda çocuklar madur olmadı. Anne - baba olmak meşakkatli iş üstadım. Her iki tarafta bu sorumluluk için hazırsa ancak öyle çocuk yapılmalı ki yoğun temponun içinde boğulmadan ayakta kalmayı başarabilmeli. Ne zaman yorulsam, ya da çocukların dağınıklıklarından şikayet edecek olsam dağıtabilecek kadar sağlıklı çocuklarım olduğu için yaradana şükrediyorum. Şükürler olsun onları bize veren Allah'a, şükürler olsun ki bana bu kutsal bu yüce bu eşsiz duyguyu tattıran yaradana... Herkesin evladıyla birlikte Allah bizim evlatlarımızı da tüm kötülüklerden korusun... 
Devamını Oku »

3 Mayıs 2019 Cuma

Çocukluğuma Özlem...

Selam!
Sanırım yaş aldıkça eskiye daha bir özlem duyuyorum. Artık çoğu zaman kendi çocukluk anılarım geliyor çocuklarımı büyütürken. Belki sizlerde de öyle oluyordur. O kadar minik şeyler beni çocukluğuma götürüyor ki anlatsam gülersiniz. Film şeridi gibi adete o anda gözümün önüne o sahne geliyor, çocukluğum bana göz kırpıyor geçmişin kapısından...

En basiti dün akşam salata yapıyorum. Malum ben çocuklardan sonra varıyorum eve aslında atıştırıyorlar ama yine de acıkıyorlar işte. Yemekler bir taraftan ısınırken diğer taraftan da salata yapma derdine giriyorum. Çocukluğumda salatasız soframız olmazdı. Rahmetli babam çok severdi. Ahh ahh nur içinde yatsın çocukluğumun biricik kahramanı ♥  Neyse efenim marul doğruyordum salataya benim minik geldi. "Annee bi tane marul alabilirmiyim?" dedi. Al tabi çocuğum dedim. İşte tamda o an kısa bi süreliğine maziye dalıverdim...

Bir akşam üzeri güneş tam da batmak üzere, dışarıdan evlerine giden koyun sürülerinin meleme sesleri geliyor, boyunlarına takılan çan sürüden ayrılmadan evlerinin yolunu tutturuyor onlara. Çocuklarına seslenen komşular, tamda akşam ezanı okunmak üzere, karşı komşu sütçü Ayşe abla ahırdan yeni çıkmış. Annem yeni sağılan sütü alma telaşında elinde süt kovası karşı komşuya geçiyor. Traktörlerin arkasındaki römorklarda tarladan dönen kadın ameleler, kiminin ağzında sakız cak cak çiğnemekte, kimisi cebine doldurduğu ayçekirdeğini çıtlamakta, diğerlerinin de ağzı boş durmuyor onlar da lak lak derdinde... Traktörün arkasından bir toz kalkıyor ki sormayın gitsin. 

Babam bahçedeki havuza dinamodan su doldurmuş, vanayı açmış, sulama arklarıyla sebzeleri suluyor. Bir yandan da taze taze mis gibi sevgi kokan emek kokan yeşilliklerden biçiyor. Sesleniyor ablama "şunlardan bi salata yapın da yiyelim"  annem söyleniyor bıktırdı babanın bu salataları... İşte tam o sırada evin küçük kızı yani bendeniz pıtı pıtı geliyorum. Ablamın emek  emek yıkadığı yeşilliklerden aşırıp, ağzıma atıyorum. Alıyım mı dediğimde Allah var o da al derdi bana hep...

Tıpkı benim oğullarıma yaptığım gibi iştahları varken yesinler. Açlıklarını pekiştirsinler. Anılarında salata yapan bir anne olsun, gelip aradan yeşilliklerini aşırdığı... 

Yine geçenlerde kek yapıyorum benimkilere. Kulakları çınlasın ablamda çok yapardı bana. Şimdi düşününce şekerle yumurtanın karıştığı o iğrenç çiğ karışım çocukken ne leziz gelirdi. Mikserin çırpıcı ayaklarını verirdi ablam onları yalardım o da yetmezdi karıştırma kasesinin kenarını parmağımla sıyırırdım. Ne severdim o pişmemiş kek karışımını o şekilde yemeye... Şimdi benim bıdıklar ne zaman kek yapsam yanımda bitiyor. "Anne nolur kasede kalanı ben yiyeyim, bi kaşık ağzıma versen" modunda bekleşiyorlar. Onlar benden bunu isterken o sırada çocuk Ülkü maziden el sallıyor bana...

Ablam telaş içinde misafirleri gelecek hazırlık yapma derdinde, bir yandan susamlı simit yuvarlak fırında pişmekte, diğer tarafta keki çırpıyor kalıba dökecek, "daha evlerin tozunu alıcam oyalama beni" diye bağırıyor bana, iki ayağı bir papuca girmiş durumda :) Bense hala kek kasesini parmaklama derdinde... Her ne olursa olsun bütün çirkefliğimi yapıp, o kaseyi parmağımla temizlemeden bu işten vazgeçmiyorum :) 

İşte böyle, çocuk olmak gibisi yok. Keşke çocuklarımda benim yaşayabildiğim kadar güzel bir çocukluk yaşayabilseydi. Mahalle kültürüyle, insanların yardımlaştığı, biribirini kolladığı, çocukların özgürce oynadığı bir sokakta oynayıp, çocukluklarını doyasıya yaşayabilselerdi... 
Ahh çocukluğum seni çok özlüyorum ne güzel yaşamışım seni ♥♥♥
Devamını Oku »

9 Nisan 2019 Salı

Bizden Haberler...

Tozu dumana katan kum fırtınalı bir sabah ve ardından ince ince nazlı nazlı yağan yağmurlu bir gün... İnsanoğlunun ruh haliyle ne kadar benziyor aslında, hani içinde fırtınalar kopar öfkelensen de üzülsen de ardından gelen gözyaşı ve durulur ortalık ferahlarsın hiç bişey olmamış gibi devam edersin hayata... Bazen o kadar çok şey yazmak istiyorum ki lafın dokuz boğum olduğunu hatırlıyor ve dokuzuncu boğumda takılıp, kalıyor bazı kelimelerim... Kırgınlıklarımı, sevinçlerimi, duygularımı olduğu gibi kim kırılacak kim darılacak demeden yazacağım bi mecra yok sanırım. Aslında son zamanlarda yazdıklarımı farklı yerlere pay ettim alanına göre. Oğullarıma bazı duygusal anılar yazıyorum sadece onların okuyabileceği özel bir deftere. Kitap yorumlarımı da kısa ve öz şekilde hem instagrama, hem aldığım sitenin kitap yorumlarına hem de 1000kitap sitesindeki profilimde paylaşıyorum. Baya bi dağılınca unutuyorum burayı ya da bloğuma yazacağım şeyler öyle baştan savma kelimelerle olmamalı diye buraya yazmaya değer görmüyorum. Oysa burası benim özel alanım günlük şeklinde bile yapabilirim. Herşeyde olduğu gibi ince eleyip sık dokumak buraya da yansıyor. Keşke hayata bakışımda da daha duyarsız, daha beklentisiz, daha bi rahat ve vurdumduymaz olabilseydim... Belki daha az yıpranır daha az üzülürdüm.
Son zamanlarda Görkemle fazlaca çatışıp, çatıştığımız kadar da anlaşabiliyoruz. Sanırım bu ergenlik süreci en çok beni yıpratacak :( Kayınvalidemin bi sözü vardır zaman zaman kendime telkinde bulunuyorum. "Çocuk bu çocuk eğer her dediğinizi yapsın istiyorsanız çocuk yapacağınıza robot alsaydınız" demişti bi keresinde. Haklı evet çok haklı...Onun da bi kişiliği var ve birey olarak kendini kabullendirme çabasında ergenlik de zor anacım çocuklar ne yapsın. Uyarıcılar çok hangi tehlikeden koruyacağımızı şaşırmış vaziyette ergen annesi olmak da çok zor... Bu süreçte kendime çokça sabır diliyor gıyabımda tüm ergen annelerine başarılar diliyorum :)
Bugün bi duygusalım. Geçtiğimiz hafta sonu yiğenimin sözü vardı. O bizim ailemizin ilk kız çocuğu, ilk nazlısı, ilk cadısı, ilk "canım kendimi", ilk hem cinsim, ilk prensesi... Aynı ilçede yaşamamıza rağmen ya haftada bir yada 2-3 haftada bir görüşüyoruz. Ne biliyim belki de yakınımda olduğunu bilmek rahatlatıyordu beni. Evlenip gurbet ellere gideceğini düşünmek üzüyor beni, tamam evet çok mutlu olsun sevdiceğiyle ama gel gör ki onunla eskisi kadar sık görüşüp muhabbet edemeyeceğimizi bilmek üzüyor işte... Yiğen dediğin evlat muadilidir benim nazarımda...
Onur'da kendine göre bunalımlarda pıtırcığım, minnağım, küçüğüm 3 yıldır aynı kreşe gitmekten ve aynı şeyleri yapmaktan isyanlarda, okul hayatına daha başlamadan bıkmak üzere :( 7yaşına girdi minnak :) Bazen yine eski arızalara bağlayacak oluyor. "aaa sen büyüdün artık 7 yaşındakiler böyle yapmaz diyorum" ucundan kıyısından dönüyoruz krizlerin :)

Ne zamandır buralara yazmamışım hele kitapları hiç not etmemişim. Bi ara okuduklarımı da yazarsam tastamam olur buralar. Efenim işte bir bizden haberler köşesinin daha sonuna geldik. Bir dahaki bizden haberler köşesine değin esenkalın :D
Devamını Oku »

6 Şubat 2019 Çarşamba

O Zaman İkinci Döneme Merhaba!

Yağmurlu bir günden herkeslere selam!
Günler ne kadar çabuk geçiyor. Aslında bu yazıyı hafta başında yazacaktım ohooo ben haftanın hızına yetişene kadar ortalanmış bile :) Biraz benim delikanlıdan bahsetmek istiyorum ne zamandır yazmamışım hiç onunla ilgili bişeyler. Bu sene 5. sınıf oldu kendileri, en ortaokullusundan hani şu saçına başına özen gösterdiği, fönsüz çıkılmayan dönemden bahsediyorum :) İlk dönem baya zorlu geçti. Dersler falan ağır gelmedi. Elhamdülillah birinci sınıftan beri beni ders konusunda hiç üzmedi. Ödevlerini yapan, sorumluluklarını yerine getiren, başarılı bir çocuk oldu hep. İlk çocuk olmasından mütevellit, malesef ki benim de mükemmelliyetçi yapımdan dolayı hem de alanım gereği onun psikomotor, duygusal, bilişsel, sosyal gelişimlerine tam destek vermeye çalıştım. Yapabileceği işler için onu hep yüreklendirdim. Özgüveni yüksek olsun diye kendisini ifade edebilmesine fırsatlar verdim. Sen küçüksün, çocuksun yapamazsın diye bebek gibi büyütmedim. Böyle anlatınca da kendimi övüyormuş gibi geldi :) Asıl amacım o değil de bu konu da birinci dönem çok kızdığım noktalar oldu. Birazdan anlatacağım konulara giriş niteliğinde olması açısından anlatıyorum bunları... 

Dönem başlarında sınıf başkanı seçiliyor ya. Oğlum ne yapacaksın boşver kim susturursa sustursun sınıfı sen ders öncesi kitaplarını incele derse adapte ol diyorum yok efendim liderlik onun ruhunda varmış :)) (senin liderlik ruhunu yesinler) Neyse bizimki oy farkıyla başkan seçilmişti. Sınıf öğretmeni bunun bazı davranışlarını ukalalık olarak algılamış, bizimkini darbe yaparak başkanlıktan indirmiş. Yeniden sınıf oylaması yapmadan kendi istediği bir öğrenciyi sınıf başkanı yapmış. Çocuk işte bizimkisi baya bi üzüldü bu konuya. Her gün eve sesin kısık geliyordun iyi oldu biraz dinlenirsin dediysem de kar etmedi. Tenefüslerde kamu oyu araştırması yapıp, yeni başkandan memnun olmayan kişilerden imza toplamış :) Bunu duyan sınıf öğretmeni iyice kızmış Görkem'e bu arada sınıf öğretmeninin branşı da sosyal bilgiler yani demokrasi kavramını öğretip uygulaması gereken kişi. Bunu duyunca ben bıyık altından güldüm tabi Görkem'e çaktırmadan çünkü gerçekten yaptığı davranış çok hoşuma gitmişti. Bundan şu sonuca varmıştım kendi adıma bu zamana kadar olan emeklerim boşa gitmemişti, doğru yoldaydım. Demek ki hakkını aramayı ve adaletin nasıl sağlanması gerektiğini doğru aşılamışım. Üstüne üstlük öğretmen bunun gibi Görkem'in davranışlarını biriktirmiş bunun üstüne bir de sözlü notuna 20 vermiş. Yazılısı 98 olan çocuğa sözlü notu olarak 20 vermek de yeni eğitim sisteminin bir parçası heralde :/ tabi ki de değil sadece eğitimcilikten nasibini almamış çocukla çocuk olan, egosunu tatmin etmek isteyen kişiler maalesef ki öğretmen olarak görev yapmakta ve genç nesli bu şekilde olumsuz etkilemektedir (sözüm meclisten dışarı). Neymiş efendim Görkem'in farklı bir cevap verme tarzı varmış. Eee ne yapayım sizin beklediğiniz gibi sorgulayamayan, ensesine vur lokmasını al bir çocuk yetiştiremediysem suç benim mi? Tabi ki de o 20'yi notla tehdit etmek için vermiş, sonra düzeltti. Bu daha da çirkin öğretmensen kendi sözünü dinletmeyi, kendini saydırmayı, otorite kurmayı bileceksin ya da mesleki yetersizliğini çocukların psikolojisini olumsuz etkileyip bir tür mobing yaparak kapatmayacaksın. Şimdi anlatınca yine sinirlendim. 

Neyse bu da Görkem'in anısı olarak burada kalsın istedim. Baya çabaladılar bir kaç öğretmen çocuğun derslerini düşürmek için ama benim oğlanın inadı ve hırsı anasına çekmiş olacak ki yılmadı. Onlara inat okul 3.'sü oldu :)) Gurur duydum... Umarım ikinci dönem bu çirkinlikleri yeniden yaşamayız. Herkes için huzurlu, başarılı bir dönem olsun inşallah. Allah, evlatlarımızı vicdanlı merhametli insanlarla karşılaştırın... (çok çok amin) 

Teşekkürler iyi günler... 
Devamını Oku »

21 Ocak 2019 Pazartesi

Okuduğum Son Kitaplar

Taze taze fırından yeni çıkmış bir kitap buram buram Sarah Jio kokuyor. Ne demek istediğimi onun kitaplarına aşina olanlar daha iyi anlar. Yazar tarzından yine ödün vermemiş. Geçmiş ve gelecek arasındaki iki farklı hikayeyi aynı anda anlatarak ikisini ortak noktada birleştirmiş. Konusuna gelecek olursak savaş zamanında nazilerin yahudilere uyguladığı zulümden işkenceden hayatları dağılan fransız bir ailenin yaşadıkları acı dolu günleri anlatıyor. Anne ve çocuk varsa bir kitapta bir de işkence varsa yüreğim kaldırmıyor artık hatta kitabın bi yerinde çok fazla üzülünce bırakıp bi kaç gün elime bile alamadım. Aslında olayları çok fazla içselleştirmesem daha keyifli olabilir de ahh ucunda anne - çocuk bağı olmasa... Neyse efenim özetle ben sevdim okumak isteyenlere gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.

“Hayatta en önemli şeylerin sevgi, minnettarlık ve bağışlama olduğunu düşündüğümü söylemek istiyorum. Sevgi, çünkü sevgi olmadan hayat nedir ki? Minnettarlık, çünkü annem bana her zaman minnet dolu olmamı öğretti ve de teşekkür ederim dediğinde bu karşımdakini de mutlu eder. Ve bağışlama, çünkü hayat öfkeli olmak için çok kısa ve göz kamaştırıcı...” 

"Bir kaç seanslığına gittiğim bir terapist "Affetmek bir hediyedir," demişti. Hem affedilen hem kendiniz için. Ama hiç kimse hazır olmadıkça hediye veremez."  
Nermin Yıldırım bu kez garip bir evin hemşirelerin "abla" hastaların "misafir" başhekimin "baba" diye anlandırıldığı, her geçen gün daha katı kurallarla yönetilen tuhaf bir akıl hastanesinin kapılarını aralıyor. Biri ev sahibi diğeri misafir, biri genç diğeri yaşlı, biri geçmişle yaşayan diğeri geleceğe bakan, Esin ve Rikkat'ten hareketle, içeridekilerin ve dışarıdakilerin, tek tek çıldırmaktan vazgeçip topluca delirenlerin buruk, muzip ve herşeye rağmen umut dolu hikayesini anlatıyor. 

Bir de şöyle bi  durum var Rikkat'in yıllar önce vefat eden annesinin ruhu, Rikkat'in evine yerleşmiştir. Annesi sanki hiç ölmemiş gibi çekirdek çitlemeleri, sohbetleri, annesine serzenişleri hepsi başka bir soluk katmış. 

Misafir, normalini yitirmiş, çokça incinmiş, bolca incitmiş bir dünyada, kırılmış hayallerin, ertelenmiş sevgilerin, hakkıyla yaşanamamış ömürlerin ortasında, kendine yer arayanların romanı... Nermin Yıldırım, sızının ve şifanın hikayesini, o derin anlatımıyla, incelikle, şefkatle dokuyor. 

Bazıları belki böyle dolambaçlı cümleleri sevmez. Ben Nermin Yıldırım'ın zekice kurulmuş, hatta bazı cümlelerini bir kaç defa okuyarak sindirmeyi seviyorum. Ama benim favorim hala "unutma dersleri" bilesiniz :) 

"Hayat sırayla giydiğimiz bir hırkaysa bile, başkasının çıkardığı, üstümüze bol geliyor. Bizden evvelkilerin tecrübelerini şıkır şıkır kuşanamıyoruz, herkes kendi ateşinde pişmek istiyor."

"İnsan tek başına delirmiyor. Bu yolda ona yardım edecek birileri mutlaka çıkıyor."

"Canı çok yanan ve acısını kahkahalara saklayan gerçek insanlar gibi. Kahkahayla gözyaşlarını birbirine nasıl da benzediğini öğrenmek zorunda kalmış bütün zavallılar gibi. Gülüyoruz. İçimizdekini kimse bilmesin istemiyoruz. Herkesten saklıyoruz bazen kendimizden bile..."

"Annem ağır ağır başını çevirip yüzüme bakıyor. Rüzgarda titreyen kan kırmızısı bir gelinciğe benzeyen o güzelim ağzıyla usulca gülümsüyor." 
(Tüm anneler hep böyle güzel gülümsemez mi zaten) 

"Neticede bir akıl hastanesine ekseriya, aklını alemin nizamına uyduran ip inceliği yerden kopunca savrulup kaybolanlar gelir." 

"Gitmeyi beceremeyenlerin, becerenlere bilenmesinin, paylarına düşen hayatın hıncını onlardan almak istemesini adil olmadığını anlayınca, affettim onu."
Adalet yirmi dokuz yaşında genç bir kadın. Hayata ve insanlara dokunmadan, ne mutlu ne mutsuz öylesine yaşayıp gitmektedir. Ta ki doktoru, ölümcül bir hastalığa yakalandığını söyleyene dek...

Hastalığı için kendini suçlayan Adalet, hayatını didik didik ederek, ilk günahını, masumiyetini kaybettiği ilk gerçek suçunu bulmaya çabalar. Bu uğurda çıktığı yolda kendisiyle de, içinde yaşadığı ülkeyle de yeniden tanışacaktır. 

Nermin Yıldırım'ın kendine has üslubuyla, kelimelerle yaptığı cambazlığı seviyorum. Ama seferki kitabı son 100 sayfaya kadar çok sıkıcıydı. Olaylar olabildiğince yavaş ilerlediği ve fazlaca uzatıldığı için sıkılarak okudum. Yok yok daha da Nermin Yıldırım okumayayım doz aşımı oldu bende :) Yalnız sonuna doğru hem iyi toparlamış hem de yine ondan beklenen şaşırtıcı tahminlerin dışında bir son hazırlamış. Ne demiş atalar yiğidi öldür hakkını yeme :)

"Babalar bunu hep yapar. Bir gün ansızın ölürler ve siz elinizdeki hatıralarla idare etmek zorunda kalırsınız."

"Konuşmanın alışmak, alışmanın da sevmek gibi yan etkileri oluyor. Ama siz insanlar da ne kolay alışıyorsunuz be. Yabancılara bile... Hatta hep yabancılara. Sonra aslında hiç gelmemiş birilerinin gidişine üzülerek geçiyor hayatınız."

"Aşık değildim fakat olabilme ihtimalime çiçeklenmiştim."

"Yaşamak, düşmekle kalkamak arasında geçirdiğimiz korkulu, ümitli, telaşlı zamanın adı. Düşüp düşüp kalkma sanatı."
"Şeker Portakalı'ndaki Zeze büyüyüp ergenlik çağına geliyor. Zeze yine afacan bir o kadarda duygusal... Evlatlık olarak bir aileye veriliyor ve orada kendini hep mutsuz hissediyor. Esasında bu da duygu dolu bir kitap ama sanırım ben doğru zamanda okumadım. Bitsin artık diye diye okudum sonlarına doğru zamanda okumadım. Bitsin artık diye diye okudum sonlarına doğru ne yalan söyleyeyim :/ 

"Unutmakla bağışlamak arasında ne fark var? Bağışlarken kişi herşeyi unutuyor Ama yalnızca unutmakla, pek çok kez insan yeniden anımsamaya başlıyor."
Juliet’in de her çocuk gibi kendine has endişeleri var. Tedirgin ve kaygılı hissettiğinde tırnaklarını yeme davranışı ve tensel kaşıntıları başlıyor. Kitabın aldığı pek çok ödül var. Bir tanesi de çocuk edebiyatı aile terapistleri ödülü... Esasında çocukların içlerinde yaşadığı kaygılarını ve onları mutsuz eden olaylarla baş etme yollarını gösteriyor gibi olsa da bunu asla öğüt veriyor niteliğinde yapmaması hoşuma gitti. Diğer türlüsü çok göze batıyor ve rahatsız ediyor.

Aslında çocuklara davranış biçimiyle ilgili de bazı konulara değiniyor. Juliet ailenin büyük çocuğu kız kardeşi Ophelia ise küçük, ablasına göre daha rahat ve sorumsuz olduğu için ailesinin bazı konuların çözümünde Juliet’e yüklenmesi bunu dışardan gözlemlemek bizim evdeki adaleti sağlama çabalarıma bir yenisini kattı. Her ne kadar “Endişe Ağacı” ile geç tanışsam da bağrınıza basılası, ara sıra açıp endişe ağacının dallarına endişelerini bırakmak için çok keyifli bir kitap. Hatta bundan böyle çocuklara hediye etmek için yeni bir kitap daha buldum diyebilirim.

"Bir şeyin sihirli olmaması, içinde sihir barındırmadığı anlamına gelmez." 
Geçenlerde akşamın erken saatlerinde elimdeki kitap bitince bi afalladım. Yeni kitaba başlamak için geç, uyumak için erken bi saat diye düşünürken, daha önce okumadığım kitapları toplu halde rafa yerleştirmiştim. Oturdum kitaplığın önüne ruh halime uygun bi kitap arıyorum, sayfalarını karıştırıyorum tek tek bütün kitapların biraz göz atıyorum falan falan (hem çok keyif alıyorum kitapları karıştırırken hem de çok dinleniyorum) Ruh halimde şöyle; kimseyle sohbet etmek istemiyorum, mutsuz değilim ama sessizim, yağmur yağamamış bir havada parçalı bulut gibiyim.

"Manyak Anne" kitabı bi çekilişten çıktı öylesine bi şansımı deneyeyim demiştim. Kitapçıda görsem sırada okuyacak bir çok kitap varken bu kitabı satın almam diye düşünürdüm. Herkesin kendi annelik macerasını anlattığı kitaplardan çok hoşlanmıyorum. Herkesin macerası kendine sonuçta :)) Şebnem Seçkiner'i bloggerlar arasında en dobra dobra olanlardan biri olduğu için takip ediyorum. Deli dolu, matrak bir kadın kitabını da öyle olduğu gibi kendinden uzaklaşmadan yazmış, anneliğini ve evliliğini de öyle ifade etmiş. Neyse o gün akşam bi baktım 40. sayfaya gelmişim. Bir günde okudum bitti, evliliklerde karşılaşılan ve çocuklarla yaşanılan sorunlarda yalnız olmadığımı bilmek iyi geldi sanırım.

"Baştan bunu kabul etmen lazım ki kusursuz anne olmak mümkün değil! Mükemmeli oynarız bazen ama asla mükemmel olamayız. Kusurlarını seveceksin, onlarla barışacaksın, tam sevdiğini zannederken yaptığın hata yüzünden kendinden nefret edeceksin. Her şey çocuğunun yüzüne baktığında geride kalacak, dünyanın en mutlu insanı olacaksın."

Uzun süredir yazamadım kitapları, şimdi yazayım yarın yazayım derken giderek birikti. Neyseki daha fazla biriktirmeden yettim. Aman şöyle çok memnunum kendimden keşke hep bu hızda okuyabilsem. Maşallah deyin. Kitap okuma hızım düşerse sizden bilirim haberiniz ola :D 
Devamını Oku »

10 Ocak 2019 Perşembe

Karnabahar Kısırı

Merhabalar,
Dün ve ondan önceki gün buralarda okullar kar tatilindeydi. Okullar tatil olunca sağolsun özel şirketimizin üst yöneticileri engellileri de idari izinli saydı. Eksik olmasınlar... Hal böyle olunca evde çocuklarla oyun oynamak boya yapmanın yanında mutfak işlerini de çok seviyoruz. İnstagramda gezerken Semanın sağlıklı mutfağı instagram sayfasında bu tarife rastladım. Allah var görür görmez bi ön yargı oluştu tabi bende. Karnabaharın kendine has baskın bi kokusu var nasıl olur da anlaşılmaz diye. Israrla denemek isteme nedenim de buydu. Kısıra zaten bayılırım hele bir de şişirmeyeceğini bile bile sınırsız yeme şansına sahipsem Allah derim. Sonuç itibariyle bu muhteşem ötesi lezzeti denedim ve ayıla bayıla yedim. Diyette olup da kısır hasreti çekenlere müjdeler olsun ki mucize bir tarif buldum. Lütfen siz de deneyin pişman olmayacaksınız.    
Malzemeler : 
* 4 büyük çiçek karnabahar
* 1 orta büyüklükte soğan
* 2 diş sarımsak
* 1 yemek kaşığı domates salçası
* 1 yemek kaşığı biber salçası
* Kimyon, karabiber, nane, pul biber,
* Yarım limon
* Bir tutam maydonoz ve marul

Karnabaharları rondoda çekiyoruz. Zaten 30 saniyede bulgur bulgur oluyor. Diğer tarafta zeytinyağıyla kavurduğumuz soğanın içine salçasını atıp hafif kavurduktan sonra, karnabaharı da döküp sadece 4-5 dakika soteliyoruz. Altını kapatıp yeşillik ve baharatları atıp limonunu sıkıp, servise hazır hale getiriyoruz.

İşte hepsi bu normal kısırdan çok daha pratik ve vitaminli. Benim oğlanlar karnabaharı ağızlarına sürmez. Ama inanın bana eşim de dahil çocuklar yedi ve bilemediler. Hatta karnabahar var içinde bulgur yok deyince bile inanmadılar taki şu ikinci fotoğrafı onları gösterinceye kadar. Hiç mi hiç anlaşılmıyor karnabahar :) Bundan sonra hem çocuklara karnabahar yedirmenin bir yolunu buldum hem de kendim için şişkinlik yapmayan bi kısır buldum. Sema hanıma ne kadar teşekkür etsem az olur. Daha ne cevherler var sitesinde yaptıkça beğendiklerimi buradan belki ben de paylaşırım. Ne kadar çok kişiye faydalı bilgi ulaştırırsak o kadar iyi.

Ee iyi yapacak olanlara şimdiden afiyet olsun...
Sağlıcakla kalın...
Devamını Oku »

31 Aralık 2018 Pazartesi

2018'e veda...

Selam millet,
Sanki 2018'in hakkını vermişim gibi bi de veda yazdım ama ne diyeyim şimdi. Ben hiç bi şey anlamadım bu yıldan pek bi bereketsiz geçti. Şükür tabi bu günümüzü aratmasın yaradan. Şu manada bereketsiz yani, günler su gibi aktı çarçabuk geçti. Bu yıl bloğa çok vakit ayıramadım. Telefonların elimizin altında olması ve instagram illetinin daha kolay ulaşılabilir olması blogları kötü etkiledi bence. Aslında buraların tadı hiç bir yerde yok. Yazdıkların daha derinlemesine yazabiliyorsun ve kimsenin senin yanlış anlayıp da kötü eleştiri yağmuruna tutma durumu olmuyor buralarda. Bu seneyi her yönüyle kısaca bi gözden geçireyim istedim.
2018 yılına girer girmez ayağımı kırmıştım. Aaa yok tüh vahlamadım. Bilakis neredeyse sevindim. O kadar kötü bir ruh halindeydim ki iş yeri beni fazlasıyla bunaltmış, terfisiz sorumluluklarım beni içinden çıkılamaz bir hale sürüklemişti. 6 ocakta ayağım kırılınca 45 gün işten uzak kaldım. Tabiki de canım çok yandı. Bu zaman zarfı içinde de bir çok şeyle sınadı rabbim. Şükrettim hep her halime her günüme ve başıma gelen olaydan dersler çıkarıp, hayra yormayı daha iyi öğrendim. Bu zoraki dinlenme süresi ruhuma o kadar iyi gelmişti ki yeniden doğmuş gibi oldum arınan ruhumla... Şükür hiç kırılmamış gibi sağlığıma kavuştum ondan. Hayata bakış açımı değiştiren bu dinlenme süreci bundan sonraki yaşamımın tamamını olumlu yönde etkiledi. 
Ve kitaplar... Zaten bu yıl içerisinde okuduğum kitapların çoğunluğunu evde bulunduğum dönemde okudum. İyi ki de vakit varken okumuşum şimdi ne mümkün işler yoğun evde de Görkem'in derslerini takip et, testlerini kontrol et, çocuklarla oyun oyna, onları yatır, arkasından benim uykumda gelince kitap okumak hayalden öte gidemedi. Haaa peki şimdi herkescikler efenim şu kadar kitap okudum (çok fazla okuduğu halde okuduğu kitap sayısından memnun olmayanlar falan onları kıskanmadım mı?) Hem de çok ne yapayım ya ne ara okuyayım gece kalkıp da kitap mı okuyayım. Bi de neyi tespit ettim. Her yılın sonunda temposu düşük, dili ağır, ve zor giden kitapları tercih ediyorum. Nedir bu benim bahtsızlığım arkidiş zaten yeteri kadar az okumuşum. Yıl sonunda bari azcık farkla biraz arttırabilseydim. Cıksss nayır nolmadı :( hem de iki tane kitabı birden yarım bıraktım :((( 
- 8 çocuk kitabı
- 13 yetişkin kitabı 
Ayyy valla ayıp yazarken bile utandım. Ayda iki kitap bile okumamışım. Aslında kitaplarla olan hedefim nettir benim. Her sene okuduğum kitap sayısından bir tık fazla okuduysam hedefime ulaşmış sayacağım da olmadı bu yıl olamadı. Neyse yeni yıldan beklentilerimden biri de 2019'da daha fazla kitap okuyabilmek ve daha akıcı, sürükleyici kitaplarla tanışmak.
Başkaca ne yaptım.... İki yıldır hayal ettiğim sünnet partisini bu yıl yapma fırsatım oldu. Herşeyin dört dörtlük olmadığını ayrıntılı bir yazı halinde yazmıştım daha önce. Çocuklar mutlu oldu. Sevdiklerimizi bir araya toplama fırsatımız oldu. Çocuklarının anılarında saklayacakları rüya gibi bir gün oldu. Hala fotoğraf albümünü fotoğrafçıdan alamadım tabi 2019'da inşallah :)

Evlatcanların ikisi de gözlüklendi :) Allah dert, keder, elem vermesin. Allah sağlık versin...
Bu yıl Görkem ortaokullu oldu. Onun heyecanı ve adaptasyonu vardı. Tek bir öğretmenden bi sürü öğretmenin olması hepsinin ayrı kaprisi, çocuğa öğretimin dışında eğitim de vereceklerini unutan öğretmenlerle tanışma fırsatımız oldu. Çocukların davranışlarını sözlü notuna düşük vererek tehdit eden eğitimcileri tanıdık artık ölsek de gam yemeyiz. Öğretmenlerden (sözüm meclisten dışarı) eğitim adına bir şey bekleyemeyeceğimizi de öğrenmiş olduk. Bu tehditlere, korkutmalara rağmen derslere çalışmaktan, ödevlerini yapmaktan soğumayan, herşeye rağmen öğretmenlerini hala seven bir evlada sahip olduğum için binlerce kez şükrettiğim bir yıl oldu. Allah utandırmasın yılma evladım. 

Yıllardır emek verdiğim kurumda terfi etmenin sevincini de şükürler olsun bu yıl yaşadım. Emekliliğe az kala kendimi gerçekleştirdiğimi, ilkelerimden vazgeçmeden amacıma ulaşabildiğimi görmek kendime olan saygımı ve özgüvenimi arttı. Tabiki de çok mutlu oldum ♥

Yani dostlar 2018 genel olarak güzel geçti. 2019'dan da bu yılı aratmamasını daha da güzel süprizlerle gelmesini bekliyorum. En çok da sağlık istiyorum tüm sevdiklerim için... 

Herkese musmutlu yıllar ♥ ♥ ♥
Devamını Oku »

31 Ekim 2018 Çarşamba

Canfeda Hz. Fatıma - Sibel ERASLAN

Hanım sahabeleri okumaya Hz. Hatice validemizle başlamıştım. Onu Nurdan Damla'dan okumuştum. Gayet feyz almış, beğenmiştim. Sadece gereksiz yere fazlaca uzatmış bulduğum için Hz. Fatıma'yı gelen tavsiyelerle başka bir yazardan okumayı tercih ettim. Diline anlatımına diyeceğim yok da kitabın ilerleyişi biraz farklı geldi. Ya da beklentimi karşılamadı da diyebilirim ;) Yani doğumundan ölümüne kadar Hz. Fatıma'nın ayrıntılı bir hayatını beklerken, kitabın tamamen başka bir kurguda olduğunu ve Hz. Fatıma ile ilgili kıssalardan oluştuğunu görünce ilk başta biraz hayal kırıklığına uğradım.

Belhli tüccar Cüneyd el Kındi, Kuşadalı Üveysi Haşim, Necefli Hacı Hüsrev, Botanlı Ramazan, Tıkritli bilge ebe Destigül Nine ve torunu Abbas’ın yollara düşmesi ve bu kişileri buluşturan tek şeyin Ehlibeyt aşkı olduğuna şahit oluyoruz. Bu kişilerin önüne Kerbela, Medine ve Mekke güzergâhında uğradıkları her durakta, geçtikleri her menzilde zamanın koridorları açılır ve Hz. Fatıma’nın hayatından kesitlerle karşılaşırlar. Kesitler güzel anlatılmış bu arada... 

Hz. Fatıma'nın lakaplarına değinilmiş kitapta, ilerde tekrar dönüp buradan okumak adına onları da yazmak istedim. 

"Ether" idi lakabı, tahir, yani tertemiz kılınmış Ehl-i Beyt'in pirü pak annesiydi. 
"Eşrefü'n-Nisa" derlerdi ona, ki kadınların en onurlusu...
"Seyyidetün'n-Nisa" idi, ki kadınlık aleminin iftiharı.... 
"Hayrü'n Nisa" idi, ki kadınların en hayırlısı...
"Tahire'ydi Fatıma, annesi Hatice-i Kübra'dan intikal etmiş ismidir; inci gibi temizdi... 
Çevresindekiler ona "Betül" derlerdi, nefsani arzulardan beri, şeytani tuzakların ulaşamadığı bir vadiydi. 
"Zekiyye" derlerdi sonra Fatıma'ya, yağmur damlası kadar arı, duru katışıksızdı...
"Merziyye" idi bir ismi, Allah'ın kendisinden razı olduğu kişi, Rabbine varmaya her an hazır duran mü'mine demekti. 
Ve "Raziyye" idi elbette, Allah'tan razı olmuş kişi...
Arşa değen iffeti, melekleri dahi mahçup eden hayası ise onu "Azra" kılmış idi. 
"Ümmü Ebiha" derlerdi Fatıma'ya, "babasının annesi"...
"Binti Ebiha" derlerdi Fatıma'ya, "babasının kızı" Hz. Aişe annemiz söylemiş, ahlak ve şekil şemail bakımından dünyada Resullullah'a (sav) en ziyade benzeyen kişi Fatıma'dır. 

Başka bir alıntı cümle de şöyle; 

"Hz. Hasan "Cemal" esmasının tecellisidir ki Hasan, aftır, kabuldür, itirazı reddediştir. Raziyeni zuhurudur. "Allah" esmasındaki ikinci lam'dır. Hasani sır...
Hz. Hüseyin ise "Celal" esmasının tecellisidir ki Hüseyin cesarettir, azimdir, dirayettir. Allah'ın ilmiyle, kuvvet ve kudretiyle bu aleme tecellisinin sırrıdır. "Allah" esmasındaki  birinci lam'dır Hüseyni sır..."

Genel olarak Peygamber(sav) efendimizle Hz. Fatıma arasındaki muhabbet feyzle dolduruyor insanı. Kitabın sonunda Hz. Fatıma'nın yaşamı ve ölüm anının güzelliklerini öğrenmek hem mutlu etti, hemde hüzünlendirdi. Sonunda göz yaşlarıma hakim olamadım, içim kabardı.  
Emeği geçen herkesten Allah razı olsun...
Devamını Oku »

19 Ekim 2018 Cuma

Kırlangıç Çığlığı - Ahmet ÜMİT

Romanımız çocuk parkındaki kaydırağa bırakılan bir cesetle başlıyor. Enseden tek bir kurşun, gözleri kırmızı bir bezle bağlı bir cesedin yanına bırakılan oyuncak bir bebek... İstanbul'da işlenen seri cinayetler sonucunda iş yine Başkomser Nevzat ve ekibine düşer. Onlar bir yandan "Körebe" lakaplı katilin peşindeyken sığınmacıların kaybolan çocuklarını ararlar. Veee iki olay hiç beklemedikleri bir yerde kesişir. Körebe cinayetiyle oluşan sorulara cevap ararken diğer olayların düğümünü çözmek de yine başkomser Nevzat'a düşer. 

* Körebe kimdir, neden cinayet işlemektedir?
* Öldürülen kişileri neye göre seçiyor?

Aslında cinayet romanlarını spoiler vermeden anlatmak çok güç, bu yüzden konusunu daha fazla uzatmayacağım. Şunları belirtmeden geçemeyeceğim. Çocukların taciz edildiği bölümleri okurken öyle utandım ki insanlıktan, onlarla aynı havayı solumaktan ve insanlığımdan utandım. Bir yerlerde yaşadıklarını, yediklerini, içtiklerini, hayatlarına devam ettiklerinden tiksindim. Masum çocuklara yaşattıkları o kötü anların sonuçlarını ödesinler istedim. İçim acıdı, derinlerde bir yerlerde bir parça koptu ve sızısı hala çok taze :( 

Eee ne yapalım diyemeyiz. Herkes üzerine düşen görevi yapmalı. Toplumun her bireyinin iyi eğitim almasıyla, ailelerin eğitimin çekirdeğinde olmasıyla ve bunu doğru şekilde yapmasıyla belki son bulabilir bu canice ve insanlık dışı davranışlar :( yine ailelere düşen görev bitmiyor. Çocuğu doğurmakla, yedirip, içirip sokaklara salıvermekle anne-baba olunmuyor azizim. Umudumuzdur çocuklar. Onları ailelerinden korkmayacak, ailelerinin her koşulda yanında olduğunu bilecekler. Aileler çocuktur, yanlış anlamıştır deyip, meselelerin üstünü kapatmayacak, çocuklarına konuşmayı, sessiz kalmamayı, gerektiğinde bağırmayı öğretecekler. Özgüveni sağlam bireyler yetiştirecekler. Ebeveynler, çocukların da bir birey olduğunu, yaşadıkları herşeyi er ya da geç idrak edeceklerini bilerek hareket edecekler. İstismarı engellemek için çocukları ile sağlam iletişim kuracaklar. Okullarda da geleceğimizin mimarları öğretmenler, çocukların psikolojisinden anlayarak ve onları doğru şekilde yönlendirecekler. Bunlar ilk adımdır evet ama bir adımla başlar herşey. Bir adım atarsın ve sonra dünya değişir. Dünyayı değiştirmek ve bu kötülüklerden korumak elimizdeyken bunu yapabiliriz. Doğru ve sağlam yeni nesiller yetiştirerek bunu başarabiliriz, ben gönülden inanıyorum buna...

Kitaptan alıntı cümlelerimi de yazıp müsaade alayım ben ;)

"Çok empati kuruyorsunuz Başkomserim, dedi samimi bir tavırla. Ne dünya bu kadar hassasiyeti kaldırır, ne de insanlar bu kadar inceliği..."

" ...herkesten daha zayıftım, çünkü herkesten fazla yaralanmıştım..."

" Kadınlar, ama sahiden seven kadınlar, erkeğin güçlü olmasıyla ilgilenmezler. Seni severler, çünkü yüreklerinde bir yere dokunmuşsundur. Bunu farkına varmadan yapmışsan daha çok severler."

"Evet, bize gereken hakikattir, ama insanın hakikatı. Kaç yaşında olursa olsun, herkes kendi yanlışıyla yüzleşmeli. Kendi zayıflığını, kendi alçaklığını kendi rezilliğini bilmeli. İnsan bundan anlar. Çünkü doğası böyle..."

"Bir insanı tanımak istiyorsan onu öfkelendir..."

Devamını Oku »

28 Eylül 2018 Cuma

Mucize - R.J PALACIO

Mucize kitabını tatilimin ikinci yarısında başlayıp bitirmiştim. Belki bir yıl falan oldu hediye gelmişti. Kitaplığımda öyle sırasını bekliyordu. İşte dedim tam bir tatil kitabı... Kitabı okurken dalga ve martı sesleriyle güzel bir bütünlük yakaladık azizim :)

August yüzünde fiziksel bir bozuklukla doğan, sıra dışı görüntüsüne rağmen son derece duygusal, ve zeki bir çocuk. On yaşına gelene kadar yirminin üzerinde ameliyat geçirmiş. Ancak yüzünün düzelme ihtimali yok ve August böyle yaşamak zorunda. Annesinin yardımı ile 5. sınıfa kadar eğitimini evde tamamladıktan sonra anne ve babası artık okula gitmesine karar verince ortaokula gidişiyle asıl hikaye başlıyor. 

Olayların her bölümde farklı karakterlerin ağzından ve onların kişiliğine, psikolojisine bürünerek anlatmasını başarılı buldum. Bu sayede hem empati kurabiliyorsunuz, hem de olayların göründüğü gibi olmadığını görüyorsunuz. Madalyonun diğer yüzünde olayların farklı olduğunun, insanları eleştirirken aslında bilmediğimiz başka durumların ve sebeplerin de olabileceğinin idrakına varabiliyorsunuz. 

Ben de yürüme engelli olduğum için August'u çok iyi anladım. Çocukluk günlerime döndüm ve benim çocukluğumdaki çocukların çok acımasız olduğunu hatırladım. Çokça içselleştirdim. August'un neler hissettiğini, hırçınlığı, esprili oluşunun altında yatan sebeplerini çok çok iyi anladım. İnsanların dönüp dönüp bakmasını, çocukların boyunları kopuncaya kadar arkalarına dönüp bana bakarak yürümelerini hepsini yaşadım. Çok zor yıllardı...

August'un yaşadıklarıyla kendi yaşadıklarımı çok benzettim. Tıpkı benim gibi onun da hayattaki en büyük şansı sevimli, neşeli, diğer insanların bile gıpta ile baktığı bir aileye sahip olmasıydı. Bence bir çocuğun hem gelişmesini hem de mutluluğunu belirleyecek ilk koşul, kaderini etkileyecek olan iyi bir coğrafyaya; ikinci koşul, geleceğini etkileyecek olan iyi bir aileye düşmesidir. Ardından gelecek olan ancak çocuğun kendi çabasıdır. Tıpkı August'un kendisi için bir çok çaba göstermesi gibi... 

Yazarın ilk kitabı olmasına rağmen bu kadar sürükleyici, keyifli ve farklı anlatım tarzıyla yazması gerçekten hoşuma gitti. Okuyucuyu en etkileyebilecek yerleri, özellikle basit ve kısa cümleler kullanarak anlatmış. Mucize'nin filmi de varmış. Henüz izlemedim. İlk fırsatta izlemeyi planlıyorum. Henüz kitabı okumayanlara gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum. Çocuk kitabı gibi dursa da yetişkinlere de çokça dersler var aslında... 

Altını çizdiğim yerleri paylaşmadan olmaz :) 

"Haklı olmak ile nazik olmak arasında seçim yapmanız gerektiğinde nazik olmayı seçin."

"Denginiz olamayan arkadaşlar edinmeyin."

Talih cesurdan yanadır."

"Dostça davranmanız yeterli değildir. Dost olmanız gerekir."

Herkese iyi hafta sonları...
Devamını Oku »

25 Eylül 2018 Salı

Adam ve Kız - Deniz ERBULAK

Farklı bişeyler okumak istiyordum hani bazen canın  hiç birşey yemek istemez farklı tatlar ararsın işte bu kitapla da o şekilde yollarımız kesişti. Öyle aman aman bi beklentim olmadan aldım. 

Asosyal bir adam bilgisayar oyunları oynayıp canlı yayınlar yapıyor. Evden çıkma fobisi var. Kız da üst komşusu, aynı apartman yaşayan iki farkl, iki hayatı umursamaz karakter. Anlatım tarzını ilerleyişini çok sevdim. Kısa kısa bölümlerle bi adamın bi kızın gündelik hayatından bahsediliyor, olaylar 3. bir şahısın ağzından anlatılıyor. Tam anlamıyla bir aşk romanı değil bence, aşk deyince tutku, romantizm, bakışmalar, duygusallık falan geliyor aklıma... Bunu beklemeyin bu kitaptan ya da belki kitaplardan çok şey beklemeyelim. Beklentiyi minimumda tutunca daha keyif alıyor insan ;) 

Kısa kısa okumalar için de ideal. Yani ben baya aralıklı okudum esasında. Tatile çıkmadan önce başlamıştım ara ara okuyup bitirdim. Tek düze bir hayat olmasına rağmen ilginçtir ama akıcı geldi bana. Öyle güzel anlatmış ki insanların birbirlerini olduğu gibi kabul edip, sevmesini, birlikte yaşayabilmesini evlilikte bile herkesin kendi sınırları olduğunu, özgür olduğunu, saygı duymayı, sevdiğini tel örgüler içine kapatmadan sevmeyi, yıpratmadan/yıpranmadan daha rahat bir ilişki yaşanabileceğini anlatıyor. Diğer yandan da kendinizi sorgulatıyor. Bana faydası bile oldu diyebilirim. Hem çocukları hem eşimi biraz daha gevşettim. Şişştt aman aramızda kalsın duymasınlar :D

Çok etkileyici cümleleri yok ama farklıydı anlatımına aşina olun diye bir kaç alıntı cümle koymak istiyorum ;)  

"Gökyüzü kıza göre lacivertti. Adama göre yeşil. Kız sokağı özledi bütün gün, adam içeride olduğu halde içeriyi. Hayatlarını değiştirmeden, değişmesinden korkarak, değişmeyeceğinden de korkarak geçirdiler günlerini ve gecelerini." 

"İnsanlar anlamadıkları şeyler için kalıplar yaratıyor, sonra da başka anlamayanları bunlara inandırıyorlardı. Bir tek anlayanlar biliyordu nasıl olabileceğini ve neden zannedildiği gibi olmadığını." 

Bu kitap da arada kaybolup gitmesin, yazmadan geçmiyorum okuduğum kitapları. Hem kitap severlere fikir vermek hem de ileride hatırlamak için çok iyi oluyor buralara yazmak ;) 

Bol kitaplı günleriniz olsun ♥
Devamını Oku »

19 Eylül 2018 Çarşamba

Sünnet Partimizi Yaptık ♥

Selam millet ! 
Efenim sünnet partimizin baş rol oyuncularını şöyle baş köşeye koyalım. 1 ay önce kendi düğünümden bile fazla heyecanlandığım bu güzel günü kazasız belasız şükürler olsun ki atlattık. Şunu anladım ki yaşadığın yere göre hayallerin sınırlanıyor. İstediğin kadar parayı gözden çıkar abartmadan tabi. Yani abartmaktan kastım İstanbul'dan organizatör falan getirtmekten bahsediyorum. Öyle yapmadık yapsaydık da fena olmazmış hani :D Profesyonel olarak bu işi yapan yok bizim buralarda. Bende ki fikirlerle onların acemiliğini birleştirdik ortalama bişeyler çıkardık :) Aslında sünnet düğünü yapacaklara buradan sesleneyim. Kesinlikle organizasyon firmasıyla sözleşme yapın. Yoksa size vaat ettiklerini yapmasalar da paralarını veriyorsunuz. Ama hizmeti eksik alıyorsunuz. Biz de öyle oldu. Tahtları ve salonu istediğim gibi süslemediler mesela dandik bi şekilde öylece koyuvermişler. Tabi ben bunu herkesle birlikte salona girince gördüm. Öncesinde zaten salonda sözde organizatör hanım efendiyi bekledik saatlerce. Gitti gitti geldi. Onun yüzünden evdeki misafirlerimle tam ilgilenemedim. Geziye 15 dakika geç çıktık eve geç geldiğim için hazırlanamadım falan falan...

Ufak tefek aksilikler oldu elbet. Onlar da bizim neşemizi kaçıracak kadar değildi. Öncesinde telefonumdan bi parti akışı belirlemiştim. Onu görevli herkesle paylaşmam çok iyi oldu mesela. Buna rağmen havayi fişek şarkısı çalmadan fişekler patlamaya başlasa da dert edecek bişey yaşanmadı yani. Varsın olsun aksilikler de nazar boncuğu oldu (polyanna ile akrabalığım var da) :)) Çocuklarımın yüzündeki mutluluk herşeye bedeldi. Salon büyük olmasına rağmen çok fazla kişi çağırmadık. Samimi olduğumuz dostlarımızı görmek istedik yanımızda. Yani kırılmasın diye herkesi doldurmadık bu özel günümüze. İş yerimden bile çok az kişi çağırdım. Gelen geldi gelmeyen de hiç umurumda olmadı. Böyle bir günde kimler yanımda onu görme fırsatım oldu. Geziden, eğlenceye, yemeye, içmeye herşey güzeldi. Sadece profesyonel bir organizatör firması olmayınca herşeyin akışıyla ilgilenmek bana düştü. Parti anında da herşeye yetişemedim o yüzden sağ kol gibi birisi olup, bütün herşeyi takip etmeli. Sünnet partisi yapacak olanlara tecrübe ve aksiliklerden bahsedeyim ki onlar da aynı şeyleri yaşamasınlar. 
GÖRKEM : Fotoğraf çekiminde yaşı büyük olduğu için haliyle hiç sorun yaşamadan en güzel pozları verdi. Kıyafetine özenli davrandı, kirlenmesin diye çabaladı. Araba gezisinden en keyif alan oydu. Partinin en çok tadını çıkaran, herşeyden keyif alan, kendini en özel hisseden kişisi. Özellikle bir ay boyunca fotoğraf, videolarını topladığım, müziklerini özenle seçtiğim slayt onun en beğendiği şey olmuş. Doğum anının videosunu da slayta koyunca çok duygulanmış. Palyaçolar, mini ve mikinin oyunlarıyla bütün çocuklar çok eğlendi. Görkem en sevdiği arkadaşlarıyla bir yanda dans etti, diğer yanda oyunlar oynadı. Çocuk işte bi ara saklambaç bile oynadılar. Çocuklar içindi bu eğlence, tam da onların istediği gibi oldu. Görkem'in büyük olmanın avantajını kullanarak, herşeyin farkında olarak tadını çıkarttı. Bu mutlu gün, güzel bir anı olarak hem hafızasında hem de fotoğraf ve videolarda kaldı. Herşey onların mutlu olması içindi. Herşey gözlerindeki ışıltı içindi.... 
ONUR : Fotoğraf çekimini burnumuzdan getirdi sağolsun :) yaşı küçük ve kendisi de yeteri kadar kaprisli olduğu için gerim gerim gerildik. Bizimki 3-4 pozdan sonra raydan çıktı. Yattı koltuğa yüzü koyun ben çektirmiycem fotoğraf falan deyip isyan bayrağını çekti. Neyse ki Görkem imdadımıza yetişti. Çekimden sonra play station oynama şartıyla çekimleri tamamladık :) Parti esnasında kendilerini pek ele avuca sığdıramadık. Kolundan zorla tutup bi kaç fotoğraf ve videonun içinde bulundurmayı güç bela başarmışız. Onun dışında asi gençlik modunda arkadaşlarıyla oynayıp, hatta bi ara ormana kaçmış :D görenler getirmiş yani bi çocuk bu kadar zor olmak zorunda değil ama yoookk ben anneme çok ettim şimdi ettiklerimi çekiyorum hep ;) Sağlıkları yerinde olsun da kaprislerine razıyım ben. Kendince eğlendi ama partinin bütün nimetlerinden tam faydalanamadı bence. Artık o da büyüyünce neler ettiğini buralardan okur :) 
Genel olarak değerlendirdiğim zaman hiç birşeyde hevesim kalmadı. Herşey gönlüme göre oldu. Özellikle kıyafetler en titizlendiğim konuydu. Herkesin kıyafetiyle tüm ayrıntısına kadar ilgilendim en önemlisi oydu çünkü tüm fotoğraflarI onlar güzelleştirip, bu mutlu günümüze şahitlik edecekti. İşte böyleeee nerdeyse yaz mevsiminin büyük bir bölümünü parti hazırlıklarıyla geçirdim. Severek ve yavaş yavaş hazırlandığım için öyle aman aman yorulmadım. Esas amacım evlatlarıma güzel anılar bırakmaktı. Bunu başarmanın mutluluğu da bize yetti. Herkes halinden memnun evlere dağıldık... 

- MUTLU SON -

Devamını Oku »

7 Ağustos 2018 Salı

Sünnet Partisi Hazırlıkları

Efenim Görkem'in sünnetini geçen sene yaptırmıştım  Onur mu yok onu yaptırmadık henüz. Onu da abisinin yaşına gelince yaptıracağız. Aaa hiç olur mu sünnet olmamış çocuğa parti mi yapılır. Keyif benim değil mi yapılır tabi. Birinin yaşı geçiyor parti için diğeri sünnet yaptırmak için küçük ayrı ayrı yapsam olmaz. En iyisi çevredeki teyzelerin muhtemel dedikodularına göğüs germek uğruna dahi olsa bu sene yapmak oldu. Ben çok çevremi takan bi tip değilimdir. Buna burnunun dikine gitmek ya da bildiğini okumak da diyebiliriz :) 

Sünnet partisi için geçen yıldan beri ufak tefek kafamda şekillendirdiğim hayalini kurduğum bazı noktalar vardı. Hatta şöyle dedim sağlam bi organizasyon şirketiyle anlaşayım, ben istediklerimi söyleyeyim onlar gerçekleştirsin. Lakin şunu gördüm insanların hayal dünyası çok sığ ve dar. Keskin çizgileri var ya da alışılagelmiş sünnet temaları var. Arz talep meselesi esasında yani herkesin talep ettiği şeyler genelde aynı yani şöyle oğlum şehzade olsun cariye kıyafeti giymiş kızlar önden tef çalsın, yeniçeriler tahtla sünnet çocuğunu getirsin. Mehter marşıyla girsin. Mavi beyaz ya da kırmızı beyaz balonlarla süslensin falan... Ben bunların dışında bişeyler yapmak istediğim zaman yok biz yapamayız. Biz böyle yapıyoruz cevaplarıyla karşılaşınca hay sizin yapacağınız organizasyona deyip, iki firmayla farklı şeyler için anlaştım. Saçma salak yaptıkları şeyler için devasa paralar istemeyi de ihmal etmiyorlar tabi orası da başka bir konu. 

Allah'tan bir mani gelmezse partimiz 17 Ağustos cuma akşama gerçekleşecek. Sünnet düğünü kombini çok itici olduğu için davetiyeyi de parti davetiyesi gibi bastırdım. Düğünlerdeki içerikten biraz farklı olduğu için parti demeyi tercih ettim. Meşhur gelinlikli sünnet anaları arkada, şehzadeleri önde mehter marşı eşliğinde bir giriş sonra anne-babanın ilk dansı çocuk da ne yaparsa yapsın yok en iyisi o kös kös tahtında otursun. İşte ben böyle bişey hayal etmedim. Klasik salon giriş müziklerinin dışında bir şarkı için 2 aydır sürekli araştırma içindeyim. Aman aman çok içime sinmese de nihayet kötünün iyisi bir şarkı bulabildim. Yine 2 ay önce aldım çocukların kıyafetlerini, kaftan tarzı giymek istedi Görkem o istediği için kırmadım. Herşey  onların da gönüllerine göre olsun istiyorum. İleride hafızalarında eğlenceli parti havasında bişeyler kalsın istiyorum. Allah sağlık sıhhat ve imkan verdiği sürece insan çocuklarının özel günlerini gönlünce düzenlemek istiyor. En zahmetlisi benimkisi oldu. Bütün parçalar için ayrı ayrı dolaştım. Ama içime sindi. Bu süreçte desteğini hiç esirgemeyen Sümeyracığıma da buradan tekrar teşekkür ederim. Esas kız yiğen canım Hilalle de çok gezdik ve aradıklarımı bulmam da payı büyük. 

Bizim buralarda genelde pilavlı düğünler yapılır. Bana göre özellikle sünnet için gereksiz masraf geliyor. Nereden baksanız sadece yemek 15 bin lira tutuyor. Benim maksadım çocuklarımıza güzel bir gün hediye etmek olduğu için biraz onlara yönelik şeylere masraf etmeyi tercih ettim. Açık havada olacağı için salon süslemesi için ayrı bir organizasyon firmasıyla anlaştım. Başka bir firmayla da 2 palyaço, mini fare, miki fare ve pamuk şekerci için anlaştım. Palyaçolardan biri sosis balonlardan çocuklara kılıç, şapka, köpek falan yapacak, diğer palyaço  da çocuklara yüz boyaması yapacak. Bir tane özel kıyafetli bir pamuk şekerci olacak. Taze taze pamuk şeker yapıp çocuklara verecek. Miki fare ve mini fare olacak çocuklarla dans edip oyun oynatmak için, girişte biz yetişkin misafirlerimizi karşılarken, onlar da çocuk misafirlerimizi karşılayacaklar. Bunların hepsi sahnede yer alacak ki herkesin çocuğu gözünün önünde dursun ve rahat rahat eğlenebilsin. Sahnenin aşağısına yetişkinler için ayrıca oynamaları için bir yer ayarlayıp, böylece çocukların yukarıda göz önünde olmasını planlıyorum. Çocuklar için ayrı şarkılar seçiyorum, onları derleyip toplamak ve oynatmak saydığım görevlerinin uhdesinde olacak. Biz salona girdikten sonra Görkem ve Onur'a ait güzel bir slayt yaptım o başlayacak. Arkasından havayi fişekler patlayacak ve eğlence başlayacak. Öncelikle çocuklar oynamaya başlayacak şarkılar eşliğinde sonrasında yetişkinlerin sırası gelecek. (İnşallah)

Fotoğraf, albüm (çeyizlerine koyacağım), video çekimi ve dronla çekim için fotoğrafçıyı önceden ayarlamak gerekiyor ki tam düğün mevsimi olduğu için hepsi randevulu çalışıyorlar. Heralde kendi düğünümde bu kadar ayrıntı düşünmemiştim :) Çerez, pasta (çeşitlerine karar vermek), meyve suyu, suyu, garsonları dahil herşeyi ayarlamak benim sorumluluğumda olduğu için biraz stres yapıyorum. Salon sadece ses sistemi ve sandalye masa veriyor. Organizasyon işi düğün sahibine ait oluyor. İşte bu sebepten biraz geriliyorum. Köpük tabakları bile ben alıyorum gerisini siz düşünün artık...

Şikayetçimiyim? Aslaaaaa!! Büyük bir keyifle yapıyorum. İnşallah hayal ettiğimden daha güzel bir parti olur. Yanımda olacağını düşündüğüm pek çok kişi gelemeyeceğini şimdiden söyledi.Canları sağolsun kalan sağlar bizimdir diyeceğiz ve çocuklarım için keyifli bir parti tadında olması için çabalamaya devam edeceğim. Kaldı 10 gün bana şans dileyin... Dualarınızı eksik etmeyin. Yüzümün akıyla çıkayım inşallah bu işten. Çok uzattığımın farkındayım ama bu da anı işte ne yapayım :))
Devamını Oku »