Çocuklu Hayat

Çocuklu Hayat

3 Mart 2017 Cuma

Apartman Sohbetleri -1- "Evimiz"

İlham Kedisi'nin Günlüğü'nün başlattığı meydan okumaya sağolsun 2balık Esracım  da katılmış. Esra listesine beni de eklemiş. İlham kedisini de tebrik ediyorum sayesinde ilk kez bu kadar içime sinen bir meydan okumaya katılacağım. Heyecanlıyım  👀 bir o kadar da konu itibariyle duygusal 😢

1- Nasıl Bir Apartmanda Büyüdün?
Resimlerden anlaşıldığı üzere apartmanda büyümedim. Her ne kadar o zamanlar apartmanda büyüyenlere özensek de iyi ki bahçeli bir evde, mahalle kültürüyle iç içe büyümüşüm. Kocaman bahçesi olan, bahçesinde de rengarenk çiçeklerin olduğu, her çeşit sebze ve meyvenin bulunduğu, bir evde büyüdüm. Bir köşesinde de kümesimiz, sabah ezanlarıyla öten horozumuz, gıdaakk gıdaaak diye gıdaklayan mis gibi organik yumurtaları, bize yumurtlayan bir sürü tavuğumuz vardı. 
Bu resimde evimiz daha yeni yapılmış sanıyorum sene 1976 falan. Ben daha ortalarda yokmuşum. Dıştaki demir kapının hemen kenarında görünen ağaç benim çocukluğumda kocaman bir dut ağacı olmuştu. Bütün mahalleye yetecek kadar dutu vardı. Rahmetli annem dutu çırpar sokaktan gelene geçene ikram ederdi. Sonra şu fotoğrafta görülen çam ağaçları o kadar büyüdü ki rahmetli babam çok severdi çam ağaçlarını. Hele de kar yağdığında nescafesini alır, çam ağacının dalındaki kar manzarasını seyrederdi. Bahçemizde kocaman bir de havuzumuz vardı yaklaşık 3x3 metre ebadındaydı. Güneş enerjisinden doldurulan sıcak suda ne keyifli olurdu yüzmesi :) Hiç üşenmeden doldururdu babam suyunu... O zamanlar onun hevesine anlam veremesem de, şimdi şunu çok iyi anlıyorum. Anne baba olmak zaten üşenmemekmiş, koşulsuz, karşılıksız sevmekmiş, evladının bir gülümsemesi için dünyaları ayağının altına sermekmiş diyebiliyorum...
Sıcak yaz günlerinde çeşmeden buz gibi akan suyla foşur foşur betonlar yıkanırdı. Bahçeli evdeysen ilk önce evin içi, sonra dışı temizlenirdi. Şarıl şarıl akan suya dayardık ağzımızı kana kana içerdik o buz gibi sudan. Kapının önünün sulanmasıyla her yer mis gibi toprak kokardı. Akşam üzeri bütün komşular kapısının önüne çıkar, herkes bahçesinden topladıklarını koyardı. Genelde sütçü Ayşe ablanın evinin önünde oturulur, teyzeler ellerine örgülerini alır, kimi kendine patik örer, kimi çocuğuna yelek, kimisi de yün eğirirdi. Eli boş olan da çekirdek çitlerdi :) Bütün çocuklar sokakta oynardık neşe içinde. Gelecek kaygısı olmadan, çocuk olmanın bize getirdiklerini doyasıya yaşardık. Akşam ezanına yakın Ayşe abla ineklerden süt sağmaya giderdi. İhtiyacı olan sütünü alır evine çekilirdi. Akşam ezanının okunmasıyla bütün çocuklar vedalaşır, ertesi gün oynamak için sözleşirdik. Hatta evine biraz gecikenlerin annesi bağırırdı "bak baban geliyor!!!" diye:)) Aklımız çıkardı. Koşarak dağılırdık evlere....

O zamanlar kıymetini bilemediğim hiçbir şeyin şimdilerde bu kadar değerli olacağı hiç aklıma gelmezdi. Dalından kopan meyveler, sebzeler mis gibi kokardı. Biz zaten bu doğallığın içinde büyüdüğümüz için  önemsemezdik, o mis gibi kokan domateslerin güzelliğini, büyük şehirlerden gelen misafirlerimizin hevesle bahçeye girişini, hayran hayran sebzeleri koklayışını anlamlandıramazdık. Artık o kadar kıymetli ki anne eliyle ekilmiş fidanların, baba sevgisiyle koparılmış meyvelerin yeri... Ama artık ne o eski meyveler ne anne var ne baba :( Ne de baba ocağı diye bildiğimiz evimiz. Anne-baba ölünce baba ocağının da dumanı sönüyor artık...

Aşağıdaki türkü, rahmetli annemin çok çok sevdiği bir türküydü. Okurken dilerseniz bir de ona kulak verin. Haydi kalın sağlıcaklı, bu sorular bizim ruhumuzu daha çok acıtacağa benzer...

1. Nasıl bir apartmanda büyüdün?

2. Çocukluk eğlencen neydi?

3. Yedi yaş pantolonunu bulsak cebinden ne çıkardı?

4. Çocukluk kahramanın kimdir?

5. Gereksiz bir yeteneğin var mı?

6. Hastası olduğun bakkal ürünü hangisi?

7. En saçma zevkin?

8. En büyük çılgınlığın?

9. Çocukken en çok korktuğun şey?

10. En sevdiğin ve sevmediğin özelliğin?

11. Karşı cins karşısında en çok utandığın an?

12. En maskulen/feminen yanın nedir?

13. Asla cesaret edemeyeceğin bir şey?

14. En sevdiğin fiziksel acı?

15. Almış olduğun en saçma teklif?

16. Kendini çok değerli hissettiğin bir an var mı?

17. Annenden ve babandan ne öğrendin?

18. Hangisi daha olası; cadı, vampir, kurt adam? Ve tabii ki neden?

19. Manzarasız müthiş bir daire mi, manzaralı tek odalı bir daire mi?

20. Hayat sana ne öğretti?
Devamını Oku »

28 Şubat 2017 Salı

Çocukların Hayal Dünyasını Geliştirmek

Çocukların hayalleri aslında onların iç dünyalarına açılan kapılardır. Hayal dünyalarına yaklaşmak bize onların düşüncelerini, isteklerini, duygularını daha yakından anlama fırsatı veriyor. Belki de pek çoğumuz çocuklar oynarken keyifle onları izleriz. Onlara bunu hissettirmemiz onların hayal dünyalarının gelişimi için daha iyi olur. Çünkü oyun zamanları onların en özel anlarını oluşturuyor. Hele de hayal kuruyorlarsa asla bir yetişkin tarafından gözlenmek istemiyorlar. 

Kitaplar zaten vazgeçilmezlerimiz arasında. Çok küçük yaşlarından beri sürekli kitaplarla büyüttüm. Hem düzgün cümle kurmalarına, hem akıcı konuşmalarına hem de hayal dünyalarına inanılmaz katkısı olan kitaplar zaten çok sıkı dostlarımız :) 

Düzgün cümle kurmaya başladıkları andan itibaren hayal dünyalarına geliştirmeye yardımcı oyunları oynamaya başlamıştık. Hayal dünyalarını desteklemek maksatlı benim bir kaç uyguladığım oyun vardı. Birincisi; Geniş betimlemelere baş vurarak, çocuğu masalın içine alacak şekilde hareketli ve canlı bir masal uyduruyorum. Ve bazı kavramları onun tamamlamasını sağlıyordum. Örneğin, "güzel bir bahar günüymüş. Küçük kaplumbağacık çevresini keşfetmeyi çok severmiş. Günlerden bir gün yine gezmeye çıkmış. Çöp bidonunun yanından geçerken bir de ne görmüş? (Burayı çocuk tamamlıyor) diyelim ki kedi dedi. Kedi ne renkmiş?Yine çocuk cevaplıyor. Kedicik çok acıkmış çöp bidonundan yiyecek bişeyler arıyormuş. Bidonun rengi ne renkmiş? (yine çocuk tamamlıyor) kırmızı dediğini var sayarak, kedicik kırmızı  çöpten yiyecek bişeyler ararken, küçük kamplumbağa yoluna devam etmiş. Masalın sonuna doğru kaplumbağa annesine rastlamış. Anneciğim nerdeydin demiş? Annesi ona ne cevap vermiş diye çocuğa sorarak masalı gidişata göre uzatıp bitirebiliriz. Çocuklar bayılıyor bu yönteme her iki oğlum da çok keyif alırdı. 

Bir diğeri de şu şekilde; oyunun kurucusu çocuk, oyuncaklar olmadan hayali bi şekilde oyuna başlıyoruz. Yine de çeşitli materyallerden faydalanmak serbest. Oyunun nerede geçtiği, benim rolümün ne olduğuna, ne iş yaptığıma, amacımızın ne olduğuna, nereye gittiğimize o karar veriyor ve ben ona göre davranıyorum. İşte çocukların arayıp da bulamadığı bir fırsat :) ebeveyn yönetimi :)) Aslında daha vardı. Şu an sadece bu ikisi geldi aklıma. Umarım siz de keyifle oynarsınız bu oyunları.

Benimkilerin her ikisi de erkek olunca evcilik kavramı bize çok uzak. Ama bu demek değil ki hayal kurmadan oynuyorlar. Erkeklerin hayalleri genelde izledikleri çizgi filmlerin kahramanlarıyla özdeşleşiyor. Onlar da o kadar güzel oynuyorlar ki. Bakıyorum ben mutfakta yemek pişirirken uzay aracı olmuş bunlar uçuyorlar mutfağın içinde. Bi bakıyorum ben hulk oldum diye geziyor Onur bende Hulk'un annesiyim o zaman diye aşlık ediyorum :) Bi bakıyorum legolardan silah yapmışlar gizlenip düşmanlara karşı ateş ediyorlar. Aslında silahla oyun oynamalarına karşıyım o yüzden hiç oyuncak silahları yok. Yaradılışında var erkeklerin silahla oynamak neyi bulsalar silah yapıyorlar :))) Hareketli oyunlar zaten hep var. Evimiz çoğu zaman savaş alanını aratmıyor. Aman sağlıkları yerinde olsun da o savaşlar bir gün bitecek nasıl olsa ;)
Onur, Görkem gibi bir abisi olduğu için çok şanslı bir çocuk. Görkem'in hayal dünyası çok geniştir. Olmadık materyallerden farklı oyunlar kurar, şaşırır kalırsın. Çocukların psikolojisi de günden güne farklılık gösterebiliyor. Bazen o kadar sıkılıyorlar ki bazen de çılgınca oyun oynuyorlar. Kimi zaman odalarında kamp kuruyorlar. İki yastık arasına bir örtü oldu sana bir çadır, bir de anneden içine yiyecek bişeyler alınca değme keyiflerine. Işığı söndürüp gece bile yapıyorlar. Kurtlar iniyor dağdan o kadar yani :)) En çok sevdiğim şey onlar beni farketmeden doyasıya onları izlemek. Zaman geçiyor, onlar büyüyor ve ben onları keyifle izlerken bu süreyi sindire sindire geçiriyorum. 

Çocuklarınızla kocamaaaan hayaller kurduğunuz mutlu günleriniz bol olsun...
Sevgilerimle Ülkü... 
Devamını Oku »

22 Şubat 2017 Çarşamba

Bloğumun 2. Yıl Çekilişine Hoşgeldiniz

  

                                 

    

6 Şubat 2015 bloğumun ilk yayın tarihi 2 yılı devirdik hep birlikte. Maşallah diyelim 😊 2 yıl önce açtığım bloğum çok kıymetli benim için; anılar biriktiriyorum burada sevgiyle, emekle... An geliyor içimi döküyorum, an geliyor sinirlendiğim konuları paylaşıyorum, en çok da evlat canları büyütüyorum burada. Veee kitaplar olmazsa olmaz tabiki de yazmaktan en keyif aldığım konulardan... Bende bıraktıklarını buraya yazmaktan, aa sahi bu kitap neyden bahsediyordu diye düşündüğümde açıp kendi yorumumu okumaktan son derece keyifli benim için. Bunların yanında birçok da blog dostluğu edindik. Bazılarınızı yolda görsem sanki yıllardır arkadaşmış gibi merhaba deyip sarılasım gelir. O derece yani :) 

Bu seneki çekiliş hediyelerim 2 yetişkin 2 ilkokul çağı ve 2 okul öncesi kitabından oluşuyor. İstedim ki çekilişi kim kazanırsa ailesinden her bireye hitap edecek kitaplar bulunsun ve kargoyu açınca herkes mutlu olsun istedim. Kazanan şanslı takipçime bunların yanında küçük minik süprizlerim de olacak tabiki de ;)

   Çekilişe katılma şartlarına gelince;
* Bloğumun izleyiciler kısmında takipçisi olmak 1 hak, 
  (Zaten takipteyseniz yorum bırakarak mail adresinizi yazmanız yeterli olacak)
* Google hesabından (G+) takipçim olmak ve paylaşmak +1 hak,
* İnstagramdan takipçim olmak +1 hak, instagram hesabınızdan paylaşmak +1 hak,
* Resimli bir şekilde bloğunuzda paylaşmak +3 hak sağlayacak. 

* Paylaşım linklerini ve mail adreslerinizi yorumlarınızda belirtmenizi önemle rica ediyorum. 

Hiç bir kitap kapağı açılıp okunmamıştır.
Çekiliş bloglarının katılımı kabul edilmeyecektir. 
Kargo ücreti bana aittir.
Yurt dışına gönderim yoktur. 
Çekiliş sonucunda kazananı yine bloğumda paylaşarak duyuracağım. 
Çekilişe katılım 12 Mart saat 24.00'de son bulacaktır. 

Şansı bol olan kazansın :)
Devamını Oku »

2 Şubat 2017 Perşembe

Kofi Veya Bağışlama Sanatı - Oliver Bantle

Kofi'ye cuma öğle arası başlayıp hafta sonu evde bitirdim. En son Momo'ya bu kadar büyük bir heyecanla başlayıp tatmin olmuş bir şekilde vedalaşmıştım. İşte Kofi'yle tanışmamız da bu şekilde oldu. Arkadaş çevremden aldığım olumlu yorumlar neticesinde tabiri caiz ise ağzımın suyu aktı okumak için 😂

Kofi çok öfkeli bir gergedandır. Öyle ki yüzüne ışık saçan aya, rüzgara, bulutlara ve çevresindeki bütün hayvanlara öfke duyar. Ta ki, bir gün büyük babası gelip, birlikte denize gitmelerini önerinceye kadar hayatını öfke içinde sürdürmeye devam eder. 

Kitabın büyük bir bölümü Kofi ve büyük babasının denize ulaşmak için yaptıkları yolculuk boyunca geçen diyaloglarından oluşuyor. Yol boyunca büyük babası Kofi'ye hayat tecrübelerinden, kayıplarından ve kazandıklarından bahsediyor. Bunu da öyle bir incelikle yapıyor ki etkilenmemek mümkün değil. Kofi çocuk kitabı görünümünde bir kişisel gelişim kitabı bence. İçinde öyle cümleler var ki içinde kocaman hayat dersleri barındırıyor. Değme kişisel gelişim kitaplarında bulunamayacak bilgilerle dolu olan bu kitaptan tekrar tekrar okumaya değer bulduğum bazı yerleri paylaşmak istiyorum. 

Kofi büyük babasına doğru yola nasıl ulaşacaklarını soruyor. Büyük babası  da şu şekilde cevap veriyor. "Deniz harika birşeydir. Bütün yollar ona çıkar. Doğru yoldan söz ediyoruz. En hızlı gidilebilecek olandan değil. En doğru yol kendi yolundur." 
Bu sohbete bağlı diyolog daha çok hoşuma gitti.
Kofi : İlk akla gelen her zaman doğru mudur?
Büyük babası : Çoğunlukla.
Kofi : Neden?
Büyük babası: Yürekten geldiği için. Yüreğin senin için neyin doğru olduğunu hemen bilir. Beyinden çok daha çabuk.  
Sonrasında diyolog uzayıp gidiyor. Lakin sözün özü diyor ki büyük babası "yüreğinin kararlarını beyninin bozmasına izin verme!" ve hemen ekliyor. 
* "Düşünceler, yüreğin yolunu açmak için vardır. Yönü tayin etmek için değil."

Bazı kararları alırken yüreğinin sesini dinlemede fayda var. Çünkü benim de hayat tecrübelerime dayanarak yaşadıklarımdan çıkardığım dersin sonucunda bu çıkıyor. Mantıklı kararlar almak için, evet enine boyuna düşünmemiz gerekiyor. Amma lakin işte bir de o düşünceleri yüreğimizin tasdik etmesi gerekiyor. İşte esas doğru yol o oluyor bence...

"Eğer akıllıysan değiştirebileceğin şeyler üzerinde yoğunlaşırsın. Üzerinde etkide bulunulamayacak şeylere karşı savaşmak zahmetli bir iştir." 

An oluyor da bazen debelenip duruyor insan elinden hiç bir şey gelmeyen konularda. Çok doğru söylemiş Kofi'nin büyük babası değil mi? Oysa öz kontrolümüzde bulunan bazı durumlar var onları değiştirmek dururken neden boşa kürek çekelim.

Gençlik yıllarımda oldukça asabi ve kaprisli bir kişilik olduğumdan kendime de koca koca paylar çıkardım çocuk kitabı görünümündeki büyükler için bu ders kitabından 😉 O zamanlar her ergen gibi bende nasihatlerden hoşlanmazdım. 😊 İşte Kofi de bundan çokça şikayetçi... Lakin büyük babası bu konularda oldukça usta olduğundan etkili bir cümle kuruyor ona. "Büyük öğretmen ben değilim, hayatın ta kendisi. Ben olsa olsa sana onu nasıl dinleyeceğini gösterebilirim." Kofi'nin davranışlarına dikkat etmesinin ve düzeltmeye çalışmasının altında büyük babasının seçtiği sakin ve olgun cümleler yatıyor. İşte biz de çocuklarımızı yetiştirirken bu hassas noktalara dikkat edersek daha ılımlı ve sakin bireyler yetiştirebiliriz.

Büyük babanın özlü sözleri :
* "Abartı, yalanın küçük kardeşidir."

Hiç bu şekilde düşünmemiştim. Sen çok yaşa büyük baba 😊 Görkem büyüdü artık karşımıza alıp, yetişkin gibi konuşuyoruz onunla çok da güzel anlıyor. İyiyi kötüyü, doruyu yanlışı anlatırken kullanılacak tam çocukların seviyesine uygun bir cümle tuttum bunu. Sizde tutarsanız buyurun buradan alın 😉

* "Öfke tükenmez ve senin içinde kalır. Senin bedenini ve yüreğini zehirler."

Bizim atalarımız da ne demiş keskin sirke küpüne zarar. Öfkelendiğiniz zaman sizde de olmaz mı? Ben bazen köpürüp yok olup gideceğim zannediyorum sinirimden. O yüzden psikologlar öfkelendiğimizde bulunduğumuz yeri değiştirmemizi, bizi sinirlendiren şeyden uzaklaşmamızı öneriyor. Öfke kontrolüne dair öyle güzel anlatıyor ki büyük baba Meru, kitap adeta akıp gidiyor.

*" Bağışlamak, kendi yüreğini incitmekten vazgeçmek demektir."

Öyle ya insan birilerini affetmediği sürece, hep hafızasında taze kalıyor yaşadıkları. Kini daha da büyüyor ne zaman bu konular açılsa kin bürüyor zihnini acılar, çevreliyor etrafını. Ve her seferinde yüreği yine yeniden inciniyor. 

Çokça kendimle yüzleşmemi sağlayan bu kitabı bana tavsiye eden canım Esra'ya (2balık) çok çok teşekkür ederim. Okumak için geç kaldığım bir çocuk kitabıymış gerçekten. Kesinlikle okumalısınız. Hiç pişman olmayacaksınız derim ben...

Bizim evin öfkeli Kofi'si 😃
Şu resimde görülen küçük afacana kaç kere dedim. Onur bak kitabıma dökeceksin diye dinlemedi beni, öfkeli küçük Kofi 😊 Kitap okurken beni izliyordu. Ağzına doldurduğu limonlu sodanın elini yanağına bastırınca kitabıma boşalacağını düşünemedi 😃Kendisi de anlamadı ne olduğunu gerçekten de yanlışlıkla olmuştu. Suçluluk psikolojisiyle hemen arızaya bağladı ama Allah'tan çabuk atlattık da keyifle okumaya devam ettim. Varol evlat! Sen çok yaşa emi! ❤ 


İşte böyle dostlar, ben Kofi'yi okurken hem eğlendim, hem düşündüm, hem de ebeveynlik adına önemli notlar aldım... 
Herkese keyifli okumalar... 
Devamını Oku »

27 Ocak 2017 Cuma

Bazen Bahar - Melisa Kesmez

Selam canım blog!  😊 Oyy ne kadar da özlemişim sana hitap etmeyi 😉 

Hayat telaşesi içinde yuvarlanırken 2 çocukluysan hele bir de tüm gün çalışıyorsan, üstüne bir de iş yerinde sorumlulukların çok işler de yığılmış ise katmerli bir yoğunluk söz konusu ee bu kadar işin arasında kitap okumaya zaman ararken seni ihmal ettiğim doğrudur 😊

Efendim gidiyorum geliyorum bizden haberler şöyle böyle deyip deyip gidiyorum blogdan. Totem yaptım bu sefer öyle yapmayacağım 😊 Kısaca toparlayacak olursam halimizi. Kış ayları benim için inanılmaz yoğun geçiyor. Mevsim itibariyle de güneşe hasret kalınca genel olarak mutsuz oluyorum. Malumunuz 15 tatil karneler alındı. Görkem beyin bir dönem boyunca azimle çalışmalarının sonucu tatmin edici 😊 Biz yine köle usulü çalışmaya devam ederken, Onur kreş hayatına devam ediyor. Görkem için ek kuvvet birliği olarak babaanneyi çağırdık. Evde kitap saatleri yapıp, çılgınca oyun oynuyorlar. Şükürler olsun ki herkesin keyfi yerinde. 

Kitap okumaya bile fırsat bulamıyorum desem yalan olmaz sanırım. İki arada bi derede yemeğin pişmesini beklerken, sütlaç yaparken ya da kısa kısa öğle paydoslarında okuduğum kadarıyla bir kaç çocuk kitabı (pazartesi-salı gibi onları da yazmayı planlıyorum) ve uzun süredir merak ettiğim Melisa Kesmez'in "Bazen Bahar" kitabı ile tanışma fırsatı buldum."Aslında Atları Bağlayın, Geceyi Burada Geçireceğiz" kitabı ile tanınan ve çokça ses getiren kitabını alacaktım sonra adından fazlaca etkilenmiş olacağım ki bahara hasret kaldığımız günlerde bunu tercih ettim. 

Arka kapakta şöyle der; arzuları, korkuları, sevinçleri, kırgınlıkları, umutları; yazları, kışları ve baharlarıyla bir çocuk, bir kadın, bir kuşak, Kesmez'in üslubunu korurken derinleşen incelikli anlatısıyla sesine kavuşuyor. Ağır anneanne yorganlarının, muzun en önemli yenilik olduğu yılbaşı gecelerimizin, sevgiliye yazılan  gönderilmemiş mektupların, değişen şehirlerin ve özlenen çocukluk bahçelerinin, iç sızlatan dostlukların, yarım kalmışlıkların, yeniden başlangıçların; bizi biz yapan değerli ayrıntıların arasından tohumlanan hikayeler.

Hani bazı kitapların arka kapaklarını okursun içinde yazanla hiç alakası yoktur. Bunda aldatmaca yok tam da yazıldığı gibi bir içeriğe sahip. Kısa kısa hikayelerle zaman zaman gülümseyip, kimi zamanda çocukluğuma götürdü beni. İnsan yaş aldıkça ne de çok özlüyor çocukluğunu değil mi? 😢

Melisa Sönmez'in benzetme ve betimlemelerine hayran kaldım.❤ Kitaptaki bazı hikayelerden kısacık notlar aldım. Bakın sizde hak vereceksiniz. Şöyle diyor çocuk olmakla ilgili; çocuk olmak bilmediğinin üzerinden atlamak, bildiğinle yetinmek, elindeki azıcık da olsa ondan bir hikaye yazmaktı. Evdeki bütün terliklerin uç uca dizip halının çizgilerinde yürüterek, kocaman caddeler inşa etmekti mesela, pisipisi otlarından tencere tencere yemek pişirip yalandan ziyafetler vermekti ev ahalisine. "Bir dünya kurmak için bit kadar şeylerin yetebildiğine inanmaktı." 

Boşanmanın karı koca arasındaki hastalığa bir tedavi şekli olarak asla önerilmediği. "Allah korusun"larla haneden uzak tutulduğu yıllardı. Kocasıyla bin yıldır evli olmakla övünen, bir erkek tarafından sevilmemekten orta yaşı geçer geçmez kuruyup ihtiyarlayan kadınların "çocuğunuz var kızım" öğüdüyle her sürtüşmede ertelenen uzak bir ihtimaldi boşanmak. Kol kırılır yen içinde kalırdı. 

Çocukluğumda hissettiğim tüm duygulara ince ince dokunan, kısa ve öz bir kitaptı. Akşamları göz kapaklarımla mücadele içindeyken okunabilecek kısacık dinlendirici bu kitabı okumaktan çok keyif aldım. Sizde aman bu aralar yorucu kitaplar okumaya dermanım yok. İnce ve akıcı kkitaplardan yanaysanız okuyun derim 😉

İyi hafta sonlarınız olsun. 
Sevgiyle kalın, hoşgörüyü de yanınızdan eksik etmeyin. 💛💛💛
Devamını Oku »

22 Aralık 2016 Perşembe

Bizden Haberler

umut ile ilgili görsel sonucu
Ülkemizin içinde bulunduğu durum ortada zaten anlatmaya gerek yok hepimiz acıyı derinden yaşıyoruz. Hal böyleyken ruh halimizin çok iyi olduğu söylenemez. Gündelik telaşlarımız içinde evlatlarımızı en iyi şekilde yetiştirmeye çalışırken, ufacık hastalandığında bile gözünün içine bakan biz anneler için durum daha da vahim. Geleceğe dair umutlarımızla oynanan şu günlerde malesef ki hayata kaldığım yerden devam edemiyorum. Hiç bir şey olmamış gibi yapamıyorum. Acının üstüne bir acı bir acı daha tam toparlanıyoruz derken bir yenisi daha. İki erkek annesi olarak evlatlarımı nasıl bir gelecek beklediğini düşündükçe yaşama sevincim tükeniyor, geleceğe dair umutlarımı yitiriyorum. Koca bir yılı geride bırakırken bütün kötülüklerin bu yılda öylece kalmasını diliyorum. 

Bu moral bozukluğuyla hayata devam etmeye çalışırken, 3-4 gündür evdeyim. Onur hem bronşit hem de zatüriye olmuş. Annelik görevimin yanında ek iş olarak hasta bakıcılığa terfi etmiş durumdayım. Neredeyse nefes alamaz halde doktora götürmüştük. Şükürler olsun bugün biraz daha iyi. Zaten kış gelince hastalıklar bizim eve uğramasa şaşıracağım. Teker teker de gelmiyor. Birisi hastalanıyorsa diğeri de hastalanıyor. Şu anda ikisi birden hasta öksürmekte birbirleriyle yarışıyorlar adeta :((

Dışarıda kar yağmaya devam ederken kar kalınlığı 30cm olmuş. Okullar tatil... Hayat durmuş gibi... Ben nasıl kışın doğdum bilmiyorum. Kar yağınca hele de bu kadar çok yağınca içim daralıyor. Lapa lapa yağışını izlerken, aklıma salep takılıyor. Evet evet salep içeyim derken diyette olduğum aklıma geliyor. 3 haftada 3,5 kilo hiç fena değil, öyle diyetisyene falan gitmedim. Telefonuma kalori takip programı yükledim. Yıllar önce yine bu şekilde 2 ayda 4 kilo vermiştim. Diyet yapmakta bir kaç püf nokta var. Nefsine hakim olabilmek, günlük kalori değerini aşmamak ve süreklilik arz etmesi. İlgilenen arkadaşlara programı şiddetle tavsiye ederim. ''Fatsecret'' programın ismi yazılımını çok beğendim. Çok güzel geliştirilmiş. Bütün ihtiyaçlarımı karşılıyor. Kilo almak veya vermek ya da kiloyu korumak için geliştirilen programda günlük alınması gereken kalori değerlerinin yanında, egzersiz günlüğü mevcut. Alınması gereken karbonhidrat, protein ve yağ değerleri bile hesaplanıyor. Bi göz atın derim ;)

Elimde uzun süredir sürünen George Orwell'in 1984'ü hala bitmedi. Hep aksilikler üst üste geldi. Hasta bakıcılığın yanında bir de kitap okursam bundan iyisi can sağlığı...Yılı bitirmemize sayılı günler kala elimde kalan kitaplarımı bitirebilmeyi hedeflerken, Allah'tan bir mani gelmezse tüm yıl boyunca okuduğum kitaplarla ilgili bir post da yazarsam benden iyisi yok... 

E sağlıcakla kalın o zaman... 
Devamını Oku »