Çocuklu Hayat

Çocuklu Hayat

24 Kasım 2016 Perşembe

Çocuktuk Bizler...

Önemli günlerde nedense hep çocukluğum aklıma geliyor. Bizler de mi yaşlanıyoruz ne! Yaşlılar gibi sürekli anılardan bahsetmeye başladım :) Ben çocukken önemli günleri hep çok ciddiye alırdım. Öğretmenler, anneler, babalar günü, doğum günü olsun çok önemser hazırlıklarına haftalar öncesinden başlar, planlar yapar sürprizler ayarlardım. Kızlar mı çok önem veriyor böyle şeylere, ne de olsa duyarlı ve hassas bir yapıya sahibiz yaradılış itibariyle. Sınıfımızdaki hiç bir erkeğin öyle aman bugün şu özel gün bi hazırlık yapayım dediğine şahit olmadım :))

Malum iki gündür teog tatili var okullarda tam da öğretmenler gününe denk geldi. Görkem'e sordum. Öğretmenler gününde ne alacaksın, öğretmenine ne yapacaksın diye. Niye önceden söylemedin falan dedi. Ee oğlum herşeyi televizyondaki reklamlardan öğreniyorsun da bunu mu görmedin dedim. Tık yok. Sonra gömlek alalım, ayakkabı alalım, çanta alalım falan dedi. Ben yanaşmadım tabi. El emeği göz nuru bişeyler de yapabilirsin dedim. Neyse öylece üstü kapandı konunun. Açıkçası öğretmenine birşey alıp da gönderesim yok. Neden? Benim öğretmenim değil ki Görkem düşünsün bunu öyle değil mi ama? Bize birileri hatırlatmazdı ki... Kendimiz önemserdik böyle günleri.

Öğretmeniyle aramızda hiç bir sorun yok. Yanlış anlaşılmasın. Hatta çok takdir ettiğim bir öğretmen hakkıyla mesleğini yapan ender öğretmenlerdendir kendisi. Görkem'in yerine iki yıldır ben düşünüp bişeyler alıyordum. Tecrübesizliğime verin. Küçük o daha düşünemez diye aklımdan geçirip bu şekilde davranıyordum. Ama bu yıl görüyorum ki bir çok şeyi düşünüp pek de güzel akıl ediyor. Kafama dank etti. Artık kendisi düşünsün bazı şeyleri, onun için önemli olan kişileri olayları, günleri önemsesin istiyorum. Duyarlı ve hassas olsun istiyorum. Ben anneyim isterim de isterim :)) Bu istemenin arkası gelmez dostlar :)))

Hayatta her zaman birileri onun yerine düşünecek değil ya. Bunları öğrensin. Sorumluluk sahibi bir birey olarak yetişsin. Özel günlere değer versin. (Şimdi kaynana moduna bağlıycam lütfen alıcılarınızın ayarıyla oynamayın!) Ee fena mı olur ilerde bir gün evlendiğinde evlilik yıl dönümünü, eşinin, çocuklarının, anne-babasının doğum günlerini hatırlasa sürprizler hazırlasa. Kim istemez böyle hassas bir eş veya çocuğu öyle değil mi ama? Çocuk ailede ne görürse yaşam tecrübesi olarak biriktirir ve onu yansıtır. O kadar kızıyorum ki çevremdeki erkeklere o neymiş eskiden öyle bir gün mü varmışmış. Aman siz bu yontulmamış odun ruhunuzla devam edin. Lakin iki erkek annesi olarak ben çocuklarımı o orman hayatına dahil edemeyeceğim. Allah bana ömür verdiği sürece bir annenin bir eşin hep el üstünde tutulması gerektiğini öğreteceğim. Kadınlara saygıyı, şefkati ve hassasiyeti öğreteceğim onlara...

Bozulmaya yüz tutmuş bu toplum sizin, benim gibi düşünen bilinçli ve duyarlı annelerin yetiştirdiği evlatlar sayesinde kurtulacak... Geleceğimiz, evlatlarımız; evlatlarımız umudumuz olsun...

Bu arada yazımı okuyan tüm öğretmenlerin de günü kutlu olsun ♥♥♥

Devamını Oku »

18 Kasım 2016 Cuma

İlk Ergenlik Belirtilerini Musmutlu Geçirelim mi?

Çocuk yetiştirirken ya biz bu çocukların üstüne çok gidiyoruz ya da onlar bizim yoğun ilgimizden faydalanmaya çalışıyor diye düşünmeye başladım. Tamam evladım sizi çok iyi anlıyorum anne-babanız çalışıyor ilgiye sevgiye ihtiyacınız var. Ama sevgi kelebeği de olamayız ki. Şimdi bu serzenişim kime tabi ki de büyük evlat Görkem'e. Hiç bir annenin evlatlarının arasında seçim yapabileceğine inanmıyorum ben, yapmamalı da!!! Her ikisi de benim can parçam lakin Görkem bu aralar o kadar hassas ki duygusal açıdan ön ergenlik belirtileri olabilir mi diye düşünmeye başladım. Ama daha çok erken değil mi? 9 yaşı bitiriyor artık. Çok hassaslaştı. En çok sevdiğim yönü içinde yaşadığı duygularını dışa vurması. Mesela geçen akşam yatmadan önce (genelde bu duygusallıklar yatmadan önce nüksediyor. Onur beyler uyumayıp Görkem'e haydi yatağa diyince evlat canım bağlıyor duygusala...Gözyaşları sel olurkene vuruyor duyguların ifadesi diline :))) Neyse konumuza dönecek olursak. Yatmadan önce demiştim değil mi? Evet işte yatma hazırlıkları bitti. Yanıma geldi. 
Görkem: Annee ben Onur'u çok kıskanıyorum. Onu sevdiğiniz gibi beni sevmiyorsunuz. Babam hep Onur'un tarafını tutuyor. Beni de sevin, bana da sarılın, benimle sohbet edin.
Ben: Kuzucum ben senle de çok fazla ilgileniyorum. Ama işten çok geç geliyoruz ikinize de ortak zaman ayırmaya çalışıyorum. (Yine çalışma saatleri) Seni de çok seviyorum. Sarılıyorum konuşuyoruz.
Görkem: Ama ben çok üzülüyorum. (İçli içli ağlıyor) Babam da benimle ilgilensin. 
Ben: Annecim baban seninle de oynuyor, yemeğe gidiyorsunuz, maç yapıyorsunuz. Ama Onur'u aldığı gibi seni omzuna alıp gezdiremez çünkü bunun için büyüdün ama küçükken sana da aynısını yapardı inan bana...
Görkem: Amaaaa ben kendimi çok mutsuz hissediyorum. (Sürekli ağlıyor.)
Herşeye alınıyor, herşeye ağlıyor. Tek sebebi kıskançlık mı? Zalim ön ergenliğin de rolü var mı bilemedim :S Onun herşeye ağlaması sinirlerimi bozuyor. 

Aşağıdaki maddeler bizim için henüz erken. Bizim durumumuz hakkında araştırma yaparken rastladım. Kısmen benzediği noktalar da var. Bazen saçma saçma şeyler yapıyor ve bu davranışlarını beğenmemi bekliyor. Bazen ben çocuğum deyip çocuk gibi davranıyor. Bazen de yetişkin gibi davranıp yetişkinler gibi sohbet etmek istiyor. Oyyy oyyy ilk sinyalerine bakılacak olursa zor geçeceğe benzer bu zamanlar :( 

Mutlu bir ilk ergenlik için yapmamız gerekenleri ufacık bir gözden geçirecek olursak;

1-Onları Yürekten Sevin : 
Onlarla ilgili her şeyi sevin, sinir bozucu olanları bile. Yaptıkları ve yapmak istedikleri şeyler için onları sevin. Onları ne kadar sevdiğinizi sözcüklerinizle ve davranışlarınızla belli edin. Önemsiz gibi görünen bu ayrıntılar aslında büyülü bir süreci oluşturur. Bunları izlemek, bir elmasın oluşumunu izlemek gibidir. Bütün o kusurlar gün geçtikçe ortadan kaybolur ve sonunda ortaya sorumluluk sahibi, ciddi bir yetişkin çıkar. Ergen çocuğunuz harika bir eş ve baba ya da harika bir eş ve anne olur. Böylesine muhteşem bir gelişime tanıklık etmek ayrıcalıktır.Ergen çocuklarınızı ayrıcalıklarınız olarak görün, taşımak zorunda olduğunuz yükler olarak değil. Onlar hayal edebileceğinizden çok daha çabuk kavrar ve sezerler. Onlara karşı hissettiklerinizi saklayamazsınız. Bu yüzden onları sadece sevin.

2-Dinleyin ve Dikkatinizi Verin : 
Okuldan eve geldiklerinde, o gün yaptıklarını size anlatırlarken onlarla geçireceğiniz kısacık ve çok değerli bir zamanınız var. Onları gördüğünüze sevinin. Cep telefonunuzu bir kenara bırakın. Bu zaman dilimini akşam yemeğini hazırlayarak ya da telefon görüşmeleri yaparak harcamayın. Onların gözlerinin içine bakın ve anlattıklarını dinleyin. Anlattıkları zaferler, sizin zaferleriniz olsun. Empatik olun. Yine de, kendileri istemediği sürece onlara tavsiyeler vermeyin, nutuk çekmeyin. Sadece dinleyin. Böylece kendilerini önemli ve değerli hissederler. Hepimizin kendimizi böyle hissetmeye ihtiyacı vardır.

3-"Hayır" dediğinizden daha fazla "Evet" deyin : 
Dünya onlara hep hayır diyecek. Hayatları boyunca, “yeterince iyi değilsin” ve “bunu yapamazsın” dalgalarıyla boğuşacakları fırtınalı bir denizde yüzecekler. Hiçbir şey yapamasam bile, elimden geldiği sürece, onların hayatında tam tersini söyleyen ses olmak istiyorum. Sınırlı olmadıklarını ve yeterince sıkı çalışırlarsa her şeyi yapabilecekleri inancını vermek istiyorum onlara. Hayatlarındaki “Evet” ve “Yapabilirsin” ifadesi olmak istiyorum. Her gün evimden kendilerini yenilmez hissederek çıkmalarını istiyorum.

4-Sık sık hayır deyin : 
Çocuğunuzun mutsuz olacağı ya da zarar göreceği deneyimler ve durumlar karşısında hayır demeniz gerekir. Bir ebeveyn gibi davranın. Hem fiziksel hem de ruhsal açıdan güvende olmalarını sağlayacak kurallar koyun. Bunu söylemeye gerek bile olmadığını düşünebilirsiniz ama şaşırtıcı sayıda ebeveynin böyle kurallar koymadığını biliyoruz.

5-Onları besleyin, hem de çok :
Sadece kendi çocuklarınız için değil, çocuklarınızın arkadaşları için de yiyecekleriniz hazır olsun. Bu çocukların bedenleri inanılmaz bir hızla büyüyüp gelişiyor ve bu yüzden de enerjiye ihtiyaç duyuyorlar. Çoğu bunu işlenmiş şekerli ve hidrojenize ya da bunlara benzer şeylerle karşılamayı tercih ediyor. Çocuğunuzun arkadaşları, evinizin lezzetli atıştırmalıklarla dolu olduğunu bilirse, sizin evde vakit geçirmek için ona yalvaracaklardır. Böylece hem çocuğunuzun arkadaşlarını tanımış olursunuz hem de çocuğunuz gözünüzün önünde olur.

6-Ufak Şeyleri Dert Etmeyin :
 Evde bir ergen varsa salonun ortasına bırakılıvermiş bir sırt çantası görmeniz çok doğaldır. Ya da kirli çamaşırlar yatak odasının dört bir yanına dağılmış olabilir. Ağzınızı açıp onlara bağırmak yerine önce kendinizi onların yerine koyun. Öncelikle, o gün kendilerini nasıl hissettiklerini anlamaya çalışın. Belki o gün kendilerini yenilgiye uğramış hissediyorlardır, bir an olsun rahatlamaya ve size bundan söz etmeye ihtiyaçları vardır. Dağınıklığı bir tarafa bırakıp, kocaman, terli çocuğunuza sımsıkı sarılın. Onun dünyası hakkında konuşun. Neler yaptığını, neler yapmak istediğini, hayallerini öğrenin. Ancak ondan sonra etrafı toplamasını isteyin ondan.

7-Sonra geri çekilin ve sihrin işe yaramasını izleyin : 
Eğer bırakırsanız bu muhteşem yaratıklar size yüreklerini açarlar ve sizi hayal dahi edemeyeceğiniz kadar büyük bir coşkuyla severler. Ergenler, etraflarına mutluluk saçan parlak, becerikli ve güçlü ruhlardır. Komik ve zekidirler. Düşünceli ve duyarlıdırlar. Bizim onlara bayılmamızı isterler. Onlara bayılmamıza ihtiyaç duyarlar. Çok derinden severler ve başkalarının duygularını güçlü bir şekilde hissederler. Kaynak
İşte böyle dostlar anne - babaların yürek yükleri hiç bitmiyor. 3 - 4 - 5 yaş sendromları derken kapıda ön ergenlik beliriyor. Aman o da neymiş anlaşırız bu ergenlikle derken ergenliğin babası gelecek. Sonra bitmek bilmeyen sınav stresleri geliyor. Çocuklar çocukluğunu yaşayamadan ana-babalarda onlara doyamadan bi bakmışsınız koca adam olmuşlar. Allah hepimize onların her dönemini doyasıya yaşayacağımız sağlıklı günler göstersin.

♥ ♥ ♥ Mutlu hafta sonlarınız olsun ♥ ♥ ♥
Devamını Oku »

9 Kasım 2016 Çarşamba

Onur'un Kreş Günlüğü - 1 -

Onur'un bakıcılardan yana şansı gülmediği gibi kreşten yana da pek şansı yaver gitmedi. Zorla alıştırmaya çalıştığım kreş maalesef ki kapandı. Öğretmenine ve ortama kısmen alışmıştı. Tam da onu çok seven vicdanlı bir öğretmene rastladık aman nazar değmesin böyle gitsin inşallah dediğimiz bir sırada şaka gibi koskoca kreş aniden kapanıverdi. Neyse ki yeni bir kreş açılmıştı ki açıkta kalmadı. Eski kreşinden bir çok arkadaşı da oraya geçtiği için çok zorlanmadık. Hatta diğer kreşe giderken çözemediğim bir sebepten dolayı her gün ağlayarak veya farklı kaprislerle giderken yeni kreşe bırakırken hiç o tür sorunlarla karşılaşmadık. (aman tahtaya vurayım nazar değmesin.) 

Sınıfta iki öğretmen var. Birisi jimnastik öğretmeni ve öğretmenimiz sabahları hoplaya zıplaya teslim alıyor Onur'u :) Henüz uykusu açılmamış Onurcuk neye uğradığını şaşırıyor :)) En sevdiği arkadaşı Cemil Tuna, öyle çok seviyor ki arkadaşını, akşamları evde atıştırmalık bişeyler yerken abisinin hakkının yanında bu da Cemil Tuna'nın diye ekliyor. 

Genel olarak kreşin eğitiminden, ilgisinden, temizlik ve yemeklerinden memnunum. Sadece zor geçirdiğimiz 3 yaşın ardından 4 yaşı da çok kolay atlatamayacağımızı belirtmek isterim. Karakter olarak abisiyle Onur hiç mi hiç benzemiyorlar. İkinci çocukta işi biraz daha kolaylarmıyız nasıl olsa tecrübe kazandık diye düşünenlere duyurulur aman aman durum hiç de öyle olmuyormuş. Onur ev kurallarına uymamada oldukça kararlı. Bu aralar abisiyle sürekli zıtlaşıyorlar. Her konuda bir tartışma çıkıyor. Bu aralar en ufak bişeyi sorun haline getirmede üstüne yok. 

Kolay değil küçücük yaşta evinden ailesinden ayrı bir yerde günde 10 saat kalıyor. Yazarken bile utanıyorum 10 saat onun yaşında bir çocuk için çok fazla evet biliyorum ama elimden bişey gelmez çalışma saatlerimiz maalesef ki çok uzun ve o saate kadar kreşten başka onu bırakabileceğim hiç bir yer yok. İşi bırakayım desem 16 yıldır çalışıyorum emeğime yazık olacak. Bir yandan çoğu gitti azı kaldı diyerek kendimi telkin ederken diğer taraftan onun en güzel zamanlarının da geçip gittiğini farkına varmanın burukluğunu yaşıyorum. Küçücük bedeni akşama kadar yoruluyor olacak ki onu almaya gittiğimizde yorgun olduğunu hissediyorum. İşten 18.00'de çıkıyoruz ve her ne kadar saatleri almasak da onu almaya gittiğimizde hava kararmış ve bütün arkadaşları gitmiş oluyor. Allah'tan onu bekleyen nöbetçi öğretmenlerin çocukları oluyor da onlarla oynuyor. (Kendi içini rahatlatmaya çalışan üzgün anne tesellisi) Babasıyla birlikte almaya gidiyoruz. Bana afra tafra yapıyor, git, gelme, bakma bana diyor. İçim acıyor üzülüyorum bana bu şekilde davranmasına değil onun bu davranışlarının altında yatan nedenlere :(( Terkedilmişlik hissi mi? Annem beni sevmiyor mu? En son alınmanın siniri mi? Bu davranışını görmezden gelince beş dakika içinde kendisi bir sohbet konusu buluyor ve bana laf atıyor. Dikkatini dağıtarak o konu hakkında hiç konuşmuyoruz. Neden böyle davranıyorsun gibi sorgulamalara girmeden sonunda mutlu mesut eve giriyoruz. 

Hiç iyi gelmiyor bu kış ayları bana. Daha şimdiden baharın gelmesini, yeniden enerji dolmayı, kuşların cıvıldamasını, ağaçların çiçek açmasını, çocukların neşeyle çimlerde koşmasını, en azından hava kararmadan Onur'u okulundan alabilmeyi düşlüyorum. 

Tüm düşlerinizin gerçek olması dileğimle sevgiler Ülkü ♥♥♥
Devamını Oku »

28 Ekim 2016 Cuma

Görgü ve Nezaket Kuralları


Hepinizin de bildiği gibi eğitimin ilk basamağı ailedir. Eğitim ailede başlar. Ebeveynler olarak bizler çocuğumuzu en iyi şekilde yetiştirmek için çabalıyoruz. Herhangi bir kuralı öğretmek için belki de defalarca söylüyoruz. Çocuk yetiştirmek fazlasıyla emek ve sabır istiyor. Ama toplum önüne çıktığınızda işte bu benim çocuğum bunu ben yetiştirdim diyebilmek için, yüzünüzün de kara çıkmasını engellemek için bıkmadan usanmadan görgü kurallarını anlatıp, ta ki onlarda davranışa dönüşene kadar uğraşacağız.

Hani çocuğumuza aman çocuğum burnunu koluna silme peçete kullan deriz de hiç çekinmeden toplum içinde hunharca burnunu koluna siler ya işte bir annenin bittiği andır o an :)) Aaa çocuğum kaç kere dedim sana peçete kullan diye bir diyolog mahçup bir anne tavrıyla devam eder. Çocuklarımıza öğretmemiz gereken ev içi ve dış yaşam görgü kuralları diye ikiye ayıracak olursak ve biraz toparlayacak olursak şu şekilde özetleyebiliriz. 


Ev İçi Görgü Kuralları : 
Çocuğum!
* Bir şey isterken "lütfen" demeyi ve aldıktan sonra "teşekkür" etmeyi unutma.
* Ağzında yiyecek varken konuşma, yemek yerken ağzını şapırdatma.
* Hapşırırken, esnerken ve öksürürken ağzını kapatmayı unutma.
* Evimize gelen misafiri içtenlikle  karşıla ve kibar davran.
* Başkalarının yanında burnunu karıştırma.
* Burnunu çekme, peçete kullan.
* Yemek yerken masada oyuncak, tablet, telefon gibi ilgisiz eşyaları bulundurma.
* Büyükler konuşurken sözlerini kesme. Söyleyeceğin çok önemliyse önce "Afedersiniz" deyip konuşmak için izin iste.

Dış Yaşam Görgü Kuralları : 
Aman ha çocuğum,
* Sokakta yürürken birisine çarparsan "Affedersiniz" deyip özür dile.
* Senden fiziksel olarak farklı olan arkadaşlarınla asla alay etme ve onlara lakap takma.
* Çevrendeki insanlarla yardımlaşmayı bil. Birinden yardım almak veya birine yardım etmek çok güzel duygulardır.
* Çöpleri çöp kutusuna at. Gittiğin bir yerde asla arkanda çöp bırakma, çevreyi her zaman temiz tut.
* Çevrende olup bitenlere ve doğaya karşı her zaman duyarlı ol.
* "Nasılsın?" diye sorulduğunda aynı şekilde "İyiyim.Siz nasılsınız?" diye cevap ver.
* Sevmediğin, hoşlanmadığın ne varsa ulu orta söyleme. Her doğru her yerde söylenmez.
* Toplum içinde ve toplu taşıma araçlarında yüksek sesle konuşma.
* Büyüklerine karşı her zaman saygılı ol ve oturmaları için yer ver.


Az ve öz olarak bir çocuğa 3-4 yaşından itibaren bunları öğretmemiz gerekir. Canı istedi mi özür dilemeyi de biliyorlar, lütfen demeyi de... Yani aman daha küçük demeyin onları hafife almayın.

Esas önemli konu davranışlarımızla onlara iyi birer örnek olmalı, onların bizi sürekli izlediği unutmamalıyız. Ağzımızdan çıkan kelimeleri bile ince eleyip sık dokuyarak kullanmalıyız.

Sözün özü "ne ekerseniz onu biçersiniz..."
Devamını Oku »

7 Ekim 2016 Cuma

Kaliteli Zaman : Hem Çocuğa Hem Anneye


kaliteli zaman geçirme ile ilgili görsel sonucu

Koşturmayla başladığım günü dingin bir akşamla sonlandırmak en keyif aldığım konu. 6 buçuk gibi evde olan bir anne olarak yemek hazırlama ve toplama işinden sonra saat oluyor 8 - 8 buçuk. Bir taraftan Görkem'in ödevlerine bakıp diğer taraftan günün kritiğini yapıyoruz. Ne yapmış, ne öğrenmiş, günü nasıl geçmiş, kazandığı ödüllerin heyecanını paylaşmanın ardından saat 9 buçuk oluyor. 10'da yatakta olmazsa uykusunu alamıyor. Hafta içi onun benimle geçireceği saatlerde ben işte olduğum için maalesef bizde durum bu. Onur da akşama kadar kreşte olunca ben abisinin ödevlerine bakarken sıkılan taraf o oluyor. Onunla da babası ilgilense iyi tabi. Hangi baba akşama kadar çalışıp eşi söylemeden çocuklarla boğuşmanın dışında vakit geçirir bilemiyorum. Rahat vermeyip çemkirme moduna geçersem "çocukla ilgilenmiyorsun da ben nasıl yetişeyim de, yazık değil mi bu çocuğa diğeriyle ödevlere bakıyoruz bi oyun kurun da oynayın" tarzda bir serzenişten sonra 1-2 gün devam edip, diğer günler için güncelleme gerektiriyor. Ahh ahhh işte cennetin neden anaların ayakları altında olduğunu ispatlayan durum "analar çeker yükü"...

Hafta sonuna gelecek olursak anne bir taraftan ev işlerine yetişeyim derken, diğer taraftan çocuklarla zaman geçirmeye vakit ayırmak zorundadır. Peki bu anne dediğimiz varlığın kendi ihtiyaçları, ruhu yok mudur? Ya da ne biliyim yapmaktan zevk aldığı şeyler... Yahu anne olduysak ölelim mi yani? (Aslında bu yazı kitap okurken ara ara hissettiğim suçluluk duygusundan beslenerek ortaya çıkmıştır.) Çocuklar televizyon seyrederken ya da oyun oynarken ben de kitap okuyayım diyorum. İçimden bişeyler dürtüyor beni çocuklarla oyna, yaratıcı bişeyler çıkar ortaya, sen bir annesin onlar televizyon seyrederken senin bunu yapman doğru mu? Ha sürekli de televizyon seyrettikleri yok bu arada.

Belki de ilk çocuğumda kendimi çok hırpaladığım ve şu anda da bunu yapmadığım için hissettiğim bir duygu. İşten geldikten sonra aklına gelmedik etkinlikleri yapıp sürekli çocukla ilgilendiğim için şu an çocuklarla sanki hiç ilgilenmiyormuş gibi hissediyorum. Tek çocukla ilgilenmek kısmen daha kolay. Çocuklar arasındaki yaş farkı arttıkça hoşlandıkları oyunlarda farklılaşıyor. Her ikisiyle de ortak vakit geçiremeyince ayrı ayrı zaman ayırmak gerekiyor. Tüm gün çalışan bir annenin zaten kısıtlı olan vaktini bölmek demek annenin bitmesi demek. E bu kadıncağız bir de kendine vakit ayırayım derse mecburen uykudan feragat edecek.

Terzi kendi söküğünü dikemezmiş hesabıyla çok iyi bildiğim bazı konularda annelik duygusu öne geçip zihnimi bulandırıyor. Konuyu şöyle bir toparlayacak olursak; çocuklar anne - babalarının kendi dünyalarına aktif katılımına ihtiyaç duyarlar. Esasında birlikte geçirilen zamanı sadece oyunla kısıtlamak yanlış olur. Çocuğu dinlemek, anlamak, ihtiyaçlarını, sevinçlerini, üzüntülerini, kızgınlıklarını, kaygılarını anlamaya yönelik geçirilen zamandan bahsediyorum. Çocuk  kendisi için önemli olan herşeye anne-babasının da aynı ilgi ile katılımını bekler. İşte bu alışverişi sağlayarak geçirdiğimiz zamandır kaliteli olan.

Ebeveynin oyun oynaması, oyunun bir parçası olması veya oyuna aracılık edebilmesi çok önemlidir. Oyun hem çocuğun ihtiyacını karşılayan, hem de anne-babanın çocuğu yakından tanımasını ve takip etmesini sağlayan bir aktivite olduğundan kendinizi vererek oyun oynarsanız vaktin daha çabuk geçtiğini göreceksiniz. Çok değil yarım saatlik onlar için ayrılmış bir zaman hem onların kendilerini özel ve önemli hissetmelerine yardımcı olacak ve ruhlarını doyuracak hem de anne vicdan azabından kurtulacaktır. Böylece çocuk annenin bütün zamanının da ona ait olmadığını daha rahat anlayacaktır. Çocukların kendi başına oyun kurmalarını desteklemeli ve fırsat vermeliyiz çünkü bu onların hayal dünyasını beslemek adına önemli  bir adımdır. 

Annenin kaliteli zamanı mı? Başlıkta yazıyor mu? Yok öyle bir zaman dağılın :)) 
Devamını Oku »

23 Eylül 2016 Cuma

Tutsak Güneş - Ayşe Kulin

Kapağının beni aylardır ittiği ama hep okumak istediğim "Tutsak Güneş" i tatil kitabı olarak seçmiştim. Süper bir seçim yapmışım, öyle zevk alarak okudum ki asansör beklerken, akşamları çocuklar mini kulüpteyken telefonun ışığında bile okudum. Varın akıcılığını heyecanını siz düşünün. İlk kez Ayşe Kulin okuyorum lakin kesinlikle son olmayacak. 

İlk etapta distopik gibi görünen ama sonrasında normal akıcılıkta devam eden kitap, Ramanis Cumhuriyetinde geçiyor. İnsanların özgürlüklerinin kısıtlandığı Ramanis'te, katı yasalara göre sınıflara ayrılan halk yoğun denetim ve gözetim altında yaşamaktadır. Ülke din ulemaları ve polisler ordusundan oluşan bir demir yumrukla yönetilmektedir. Aslında teknolojik açıdan sanki geleceğimizi yansıtıyor. İnsanların kollarına taktıkları saatler çok kullanışlı bütün bilgileri orada mevcut ve herkes aramalarını sadece kendi kimlik numarasıyla kendi saatlerinden yapabiliyor. 

Hafif spoiler içerir...
Merkezin izin vermediği bilgilere ulaşmak ve belirtilen kitaplar dışında kitap okumak kesinlikle yasak. 3 çocuk doğuramayan kadının değersiz sayıldığı hatta bunun boşanma sebebi sayıldığı, kılık kıyafette başlık takmanın ve kapalı giysiler giymenin  zorunlu olduğu, aile reisi olarak erkeğin kabul edildiği erkek egemen bir toplumda yaşayan Profesör Yuna uzun zamandır uyuma problemi yaşıyor ve uyuma seanslarına gidiyor. Hayatında hatırlayamadığı bazı kesitlerin zamanla su yüzüne çıktığı bu terapilerde Yuna'yı büyük sürprizler bekliyordu. 

Toplum, merkeze bağlı olanlar ve muhalifler olarak ikiye ayrılıyor. Kantonda yaşayanlar merkeze göre daha esnek yönetildiği için bazı bilgilere ulaşmak orada daha kolay olduğu için Yuna kantona bir arkadaşının yanına gider. Orada lise yıllarından beri ona aşık olan Tamur ile karşılaşır ve beklenmedik ama yoğun duygularla aşık olurlar. Yuna'nın merkezin istihbarat biriminde olan oğlu Regan, dinlenme olasılığına karşı (evdeki televizyonlardan kollarındaki saatlerden dinlenebilme) annesi ile ıssız bir parkta buluşarak Tamur'un muhaliflerden olduğunu ve kesinlikle görüşmemesini söyler. Daha sonra Yuna annesinin de muhalifler grubunda olduğunu ve aktif  görevde bulunduğunu öğrenir. Annesinin merkeze ait gizli bilgilere sahip olduğunu öğrenen Yuna da muhaliflere yardımcı olur. 

Özgür yaşama taraftarı olan muhaliflerin mücadelesini, planların ve icatların birbiriyle yarıştığı, Yuna'nın geçmişte hatırlayamadığı olayların birer birer gün yüzüne çıktığı son zamanlarda soluksuz okuduğum en iyi eserlerden bir tanesiydi.

Keyifli okumalar, iyi hafta sonları... 
Devamını Oku »