Çocuklu Hayat

Çocuklu Hayat

9 Kasım 2016 Çarşamba

Onur'un Kreş Günlüğü - 1 -

Onur'un bakıcılardan yana şansı gülmediği gibi kreşten yana da pek şansı yaver gitmedi. Zorla alıştırmaya çalıştığım kreş maalesef ki kapandı. Öğretmenine ve ortama kısmen alışmıştı. Tam da onu çok seven vicdanlı bir öğretmene rastladık aman nazar değmesin böyle gitsin inşallah dediğimiz bir sırada şaka gibi koskoca kreş aniden kapanıverdi. Neyse ki yeni bir kreş açılmıştı ki açıkta kalmadı. Eski kreşinden bir çok arkadaşı da oraya geçtiği için çok zorlanmadık. Hatta diğer kreşe giderken çözemediğim bir sebepten dolayı her gün ağlayarak veya farklı kaprislerle giderken yeni kreşe bırakırken hiç o tür sorunlarla karşılaşmadık. (aman tahtaya vurayım nazar değmesin.) 

Sınıfta iki öğretmen var. Birisi jimnastik öğretmeni ve öğretmenimiz sabahları hoplaya zıplaya teslim alıyor Onur'u :) Henüz uykusu açılmamış Onurcuk neye uğradığını şaşırıyor :)) En sevdiği arkadaşı Cemil Tuna, öyle çok seviyor ki arkadaşını, akşamları evde atıştırmalık bişeyler yerken abisinin hakkının yanında bu da Cemil Tuna'nın diye ekliyor. 

Genel olarak kreşin eğitiminden, ilgisinden, temizlik ve yemeklerinden memnunum. Sadece zor geçirdiğimiz 3 yaşın ardından 4 yaşı da çok kolay atlatamayacağımızı belirtmek isterim. Karakter olarak abisiyle Onur hiç mi hiç benzemiyorlar. İkinci çocukta işi biraz daha kolaylarmıyız nasıl olsa tecrübe kazandık diye düşünenlere duyurulur aman aman durum hiç de öyle olmuyormuş. Onur ev kurallarına uymamada oldukça kararlı. Bu aralar abisiyle sürekli zıtlaşıyorlar. Her konuda bir tartışma çıkıyor. Bu aralar en ufak bişeyi sorun haline getirmede üstüne yok. 

Kolay değil küçücük yaşta evinden ailesinden ayrı bir yerde günde 10 saat kalıyor. Yazarken bile utanıyorum 10 saat onun yaşında bir çocuk için çok fazla evet biliyorum ama elimden bişey gelmez çalışma saatlerimiz maalesef ki çok uzun ve o saate kadar kreşten başka onu bırakabileceğim hiç bir yer yok. İşi bırakayım desem 16 yıldır çalışıyorum emeğime yazık olacak. Bir yandan çoğu gitti azı kaldı diyerek kendimi telkin ederken diğer taraftan onun en güzel zamanlarının da geçip gittiğini farkına varmanın burukluğunu yaşıyorum. Küçücük bedeni akşama kadar yoruluyor olacak ki onu almaya gittiğimizde yorgun olduğunu hissediyorum. İşten 18.00'de çıkıyoruz ve her ne kadar saatleri almasak da onu almaya gittiğimizde hava kararmış ve bütün arkadaşları gitmiş oluyor. Allah'tan onu bekleyen nöbetçi öğretmenlerin çocukları oluyor da onlarla oynuyor. (Kendi içini rahatlatmaya çalışan üzgün anne tesellisi) Babasıyla birlikte almaya gidiyoruz. Bana afra tafra yapıyor, git, gelme, bakma bana diyor. İçim acıyor üzülüyorum bana bu şekilde davranmasına değil onun bu davranışlarının altında yatan nedenlere :(( Terkedilmişlik hissi mi? Annem beni sevmiyor mu? En son alınmanın siniri mi? Bu davranışını görmezden gelince beş dakika içinde kendisi bir sohbet konusu buluyor ve bana laf atıyor. Dikkatini dağıtarak o konu hakkında hiç konuşmuyoruz. Neden böyle davranıyorsun gibi sorgulamalara girmeden sonunda mutlu mesut eve giriyoruz. 

Hiç iyi gelmiyor bu kış ayları bana. Daha şimdiden baharın gelmesini, yeniden enerji dolmayı, kuşların cıvıldamasını, ağaçların çiçek açmasını, çocukların neşeyle çimlerde koşmasını, en azından hava kararmadan Onur'u okulundan alabilmeyi düşlüyorum. 

Tüm düşlerinizin gerçek olması dileğimle sevgiler Ülkü ♥♥♥
Devamını Oku »

28 Ekim 2016 Cuma

Görgü ve Nezaket Kuralları


Hepinizin de bildiği gibi eğitimin ilk basamağı ailedir. Eğitim ailede başlar. Ebeveynler olarak bizler çocuğumuzu en iyi şekilde yetiştirmek için çabalıyoruz. Herhangi bir kuralı öğretmek için belki de defalarca söylüyoruz. Çocuk yetiştirmek fazlasıyla emek ve sabır istiyor. Ama toplum önüne çıktığınızda işte bu benim çocuğum bunu ben yetiştirdim diyebilmek için, yüzünüzün de kara çıkmasını engellemek için bıkmadan usanmadan görgü kurallarını anlatıp, ta ki onlarda davranışa dönüşene kadar uğraşacağız.

Hani çocuğumuza aman çocuğum burnunu koluna silme peçete kullan deriz de hiç çekinmeden toplum içinde hunharca burnunu koluna siler ya işte bir annenin bittiği andır o an :)) Aaa çocuğum kaç kere dedim sana peçete kullan diye bir diyolog mahçup bir anne tavrıyla devam eder. Çocuklarımıza öğretmemiz gereken ev içi ve dış yaşam görgü kuralları diye ikiye ayıracak olursak ve biraz toparlayacak olursak şu şekilde özetleyebiliriz. 


Ev İçi Görgü Kuralları : 
Çocuğum!
* Bir şey isterken "lütfen" demeyi ve aldıktan sonra "teşekkür" etmeyi unutma.
* Ağzında yiyecek varken konuşma, yemek yerken ağzını şapırdatma.
* Hapşırırken, esnerken ve öksürürken ağzını kapatmayı unutma.
* Evimize gelen misafiri içtenlikle  karşıla ve kibar davran.
* Başkalarının yanında burnunu karıştırma.
* Burnunu çekme, peçete kullan.
* Yemek yerken masada oyuncak, tablet, telefon gibi ilgisiz eşyaları bulundurma.
* Büyükler konuşurken sözlerini kesme. Söyleyeceğin çok önemliyse önce "Afedersiniz" deyip konuşmak için izin iste.

Dış Yaşam Görgü Kuralları : 
Aman ha çocuğum,
* Sokakta yürürken birisine çarparsan "Affedersiniz" deyip özür dile.
* Senden fiziksel olarak farklı olan arkadaşlarınla asla alay etme ve onlara lakap takma.
* Çevrendeki insanlarla yardımlaşmayı bil. Birinden yardım almak veya birine yardım etmek çok güzel duygulardır.
* Çöpleri çöp kutusuna at. Gittiğin bir yerde asla arkanda çöp bırakma, çevreyi her zaman temiz tut.
* Çevrende olup bitenlere ve doğaya karşı her zaman duyarlı ol.
* "Nasılsın?" diye sorulduğunda aynı şekilde "İyiyim.Siz nasılsınız?" diye cevap ver.
* Sevmediğin, hoşlanmadığın ne varsa ulu orta söyleme. Her doğru her yerde söylenmez.
* Toplum içinde ve toplu taşıma araçlarında yüksek sesle konuşma.
* Büyüklerine karşı her zaman saygılı ol ve oturmaları için yer ver.


Az ve öz olarak bir çocuğa 3-4 yaşından itibaren bunları öğretmemiz gerekir. Canı istedi mi özür dilemeyi de biliyorlar, lütfen demeyi de... Yani aman daha küçük demeyin onları hafife almayın.

Esas önemli konu davranışlarımızla onlara iyi birer örnek olmalı, onların bizi sürekli izlediği unutmamalıyız. Ağzımızdan çıkan kelimeleri bile ince eleyip sık dokuyarak kullanmalıyız.

Sözün özü "ne ekerseniz onu biçersiniz..."
Devamını Oku »

7 Ekim 2016 Cuma

Kaliteli Zaman : Hem Çocuğa Hem Anneye


kaliteli zaman geçirme ile ilgili görsel sonucu

Koşturmayla başladığım günü dingin bir akşamla sonlandırmak en keyif aldığım konu. 6 buçuk gibi evde olan bir anne olarak yemek hazırlama ve toplama işinden sonra saat oluyor 8 - 8 buçuk. Bir taraftan Görkem'in ödevlerine bakıp diğer taraftan günün kritiğini yapıyoruz. Ne yapmış, ne öğrenmiş, günü nasıl geçmiş, kazandığı ödüllerin heyecanını paylaşmanın ardından saat 9 buçuk oluyor. 10'da yatakta olmazsa uykusunu alamıyor. Hafta içi onun benimle geçireceği saatlerde ben işte olduğum için maalesef bizde durum bu. Onur da akşama kadar kreşte olunca ben abisinin ödevlerine bakarken sıkılan taraf o oluyor. Onunla da babası ilgilense iyi tabi. Hangi baba akşama kadar çalışıp eşi söylemeden çocuklarla boğuşmanın dışında vakit geçirir bilemiyorum. Rahat vermeyip çemkirme moduna geçersem "çocukla ilgilenmiyorsun da ben nasıl yetişeyim de, yazık değil mi bu çocuğa diğeriyle ödevlere bakıyoruz bi oyun kurun da oynayın" tarzda bir serzenişten sonra 1-2 gün devam edip, diğer günler için güncelleme gerektiriyor. Ahh ahhh işte cennetin neden anaların ayakları altında olduğunu ispatlayan durum "analar çeker yükü"...

Hafta sonuna gelecek olursak anne bir taraftan ev işlerine yetişeyim derken, diğer taraftan çocuklarla zaman geçirmeye vakit ayırmak zorundadır. Peki bu anne dediğimiz varlığın kendi ihtiyaçları, ruhu yok mudur? Ya da ne biliyim yapmaktan zevk aldığı şeyler... Yahu anne olduysak ölelim mi yani? (Aslında bu yazı kitap okurken ara ara hissettiğim suçluluk duygusundan beslenerek ortaya çıkmıştır.) Çocuklar televizyon seyrederken ya da oyun oynarken ben de kitap okuyayım diyorum. İçimden bişeyler dürtüyor beni çocuklarla oyna, yaratıcı bişeyler çıkar ortaya, sen bir annesin onlar televizyon seyrederken senin bunu yapman doğru mu? Ha sürekli de televizyon seyrettikleri yok bu arada.

Belki de ilk çocuğumda kendimi çok hırpaladığım ve şu anda da bunu yapmadığım için hissettiğim bir duygu. İşten geldikten sonra aklına gelmedik etkinlikleri yapıp sürekli çocukla ilgilendiğim için şu an çocuklarla sanki hiç ilgilenmiyormuş gibi hissediyorum. Tek çocukla ilgilenmek kısmen daha kolay. Çocuklar arasındaki yaş farkı arttıkça hoşlandıkları oyunlarda farklılaşıyor. Her ikisiyle de ortak vakit geçiremeyince ayrı ayrı zaman ayırmak gerekiyor. Tüm gün çalışan bir annenin zaten kısıtlı olan vaktini bölmek demek annenin bitmesi demek. E bu kadıncağız bir de kendine vakit ayırayım derse mecburen uykudan feragat edecek.

Terzi kendi söküğünü dikemezmiş hesabıyla çok iyi bildiğim bazı konularda annelik duygusu öne geçip zihnimi bulandırıyor. Konuyu şöyle bir toparlayacak olursak; çocuklar anne - babalarının kendi dünyalarına aktif katılımına ihtiyaç duyarlar. Esasında birlikte geçirilen zamanı sadece oyunla kısıtlamak yanlış olur. Çocuğu dinlemek, anlamak, ihtiyaçlarını, sevinçlerini, üzüntülerini, kızgınlıklarını, kaygılarını anlamaya yönelik geçirilen zamandan bahsediyorum. Çocuk  kendisi için önemli olan herşeye anne-babasının da aynı ilgi ile katılımını bekler. İşte bu alışverişi sağlayarak geçirdiğimiz zamandır kaliteli olan.

Ebeveynin oyun oynaması, oyunun bir parçası olması veya oyuna aracılık edebilmesi çok önemlidir. Oyun hem çocuğun ihtiyacını karşılayan, hem de anne-babanın çocuğu yakından tanımasını ve takip etmesini sağlayan bir aktivite olduğundan kendinizi vererek oyun oynarsanız vaktin daha çabuk geçtiğini göreceksiniz. Çok değil yarım saatlik onlar için ayrılmış bir zaman hem onların kendilerini özel ve önemli hissetmelerine yardımcı olacak ve ruhlarını doyuracak hem de anne vicdan azabından kurtulacaktır. Böylece çocuk annenin bütün zamanının da ona ait olmadığını daha rahat anlayacaktır. Çocukların kendi başına oyun kurmalarını desteklemeli ve fırsat vermeliyiz çünkü bu onların hayal dünyasını beslemek adına önemli  bir adımdır. 

Annenin kaliteli zamanı mı? Başlıkta yazıyor mu? Yok öyle bir zaman dağılın :)) 
Devamını Oku »

23 Eylül 2016 Cuma

Tutsak Güneş - Ayşe Kulin

Kapağının beni aylardır ittiği ama hep okumak istediğim "Tutsak Güneş" i tatil kitabı olarak seçmiştim. Süper bir seçim yapmışım, öyle zevk alarak okudum ki asansör beklerken, akşamları çocuklar mini kulüpteyken telefonun ışığında bile okudum. Varın akıcılığını heyecanını siz düşünün. İlk kez Ayşe Kulin okuyorum lakin kesinlikle son olmayacak. 

İlk etapta distopik gibi görünen ama sonrasında normal akıcılıkta devam eden kitap, Ramanis Cumhuriyetinde geçiyor. İnsanların özgürlüklerinin kısıtlandığı Ramanis'te, katı yasalara göre sınıflara ayrılan halk yoğun denetim ve gözetim altında yaşamaktadır. Ülke din ulemaları ve polisler ordusundan oluşan bir demir yumrukla yönetilmektedir. Aslında teknolojik açıdan sanki geleceğimizi yansıtıyor. İnsanların kollarına taktıkları saatler çok kullanışlı bütün bilgileri orada mevcut ve herkes aramalarını sadece kendi kimlik numarasıyla kendi saatlerinden yapabiliyor. 

Hafif spoiler içerir...
Merkezin izin vermediği bilgilere ulaşmak ve belirtilen kitaplar dışında kitap okumak kesinlikle yasak. 3 çocuk doğuramayan kadının değersiz sayıldığı hatta bunun boşanma sebebi sayıldığı, kılık kıyafette başlık takmanın ve kapalı giysiler giymenin  zorunlu olduğu, aile reisi olarak erkeğin kabul edildiği erkek egemen bir toplumda yaşayan Profesör Yuna uzun zamandır uyuma problemi yaşıyor ve uyuma seanslarına gidiyor. Hayatında hatırlayamadığı bazı kesitlerin zamanla su yüzüne çıktığı bu terapilerde Yuna'yı büyük sürprizler bekliyordu. 

Toplum, merkeze bağlı olanlar ve muhalifler olarak ikiye ayrılıyor. Kantonda yaşayanlar merkeze göre daha esnek yönetildiği için bazı bilgilere ulaşmak orada daha kolay olduğu için Yuna kantona bir arkadaşının yanına gider. Orada lise yıllarından beri ona aşık olan Tamur ile karşılaşır ve beklenmedik ama yoğun duygularla aşık olurlar. Yuna'nın merkezin istihbarat biriminde olan oğlu Regan, dinlenme olasılığına karşı (evdeki televizyonlardan kollarındaki saatlerden dinlenebilme) annesi ile ıssız bir parkta buluşarak Tamur'un muhaliflerden olduğunu ve kesinlikle görüşmemesini söyler. Daha sonra Yuna annesinin de muhalifler grubunda olduğunu ve aktif  görevde bulunduğunu öğrenir. Annesinin merkeze ait gizli bilgilere sahip olduğunu öğrenen Yuna da muhaliflere yardımcı olur. 

Özgür yaşama taraftarı olan muhaliflerin mücadelesini, planların ve icatların birbiriyle yarıştığı, Yuna'nın geçmişte hatırlayamadığı olayların birer birer gün yüzüne çıktığı son zamanlarda soluksuz okuduğum en iyi eserlerden bir tanesiydi.

Keyifli okumalar, iyi hafta sonları... 
Devamını Oku »

22 Eylül 2016 Perşembe

Hayat Telaşesi İçinde Küçük Bir İç Dökme

Kapalı bir günden herkese merhaba.....

Okulların açılmasıyla daha da hareketlenen sabah evden çıkma şenliklerine hoşgeldiniz efenim :) 
Yaz boyu zaten her ikisi de aynı yaz okulunda olduğu için giderken çok sorun yaşamamıştık. Ne olduysa bu hafta Görkem'in kendi okuluna gitmesiyle oldu. 3,5 yaşında olan bir çocuğu 3 yaş mı yoksa 4 yaş sendromuna mı dahil ederiz bilemedim. Huysuzlukta son noktadayız bir tek onu biliyorum!

Çok eskilere gitmeden dün sabahtan başlayacak olursak kapris+sendromlara önce çantasına evdeki hamuru koymak istedi okulda yok diye. Ardından boya kalemlerini koymak istedi. Okulda hamur da var boya da diyorum. Yok okuldaki boyalar bozuk diye evdekileri götürdü. Artık boya nasıl bozuk oluyorsa :)) Görkem şort giymiş bende giyeceğim diye tam kapıdan çıkmak üzereyken sorun çıkarmasa şaşıracaktım gerçekten kelimelerin kifayetsiz sabrın sınırsız olmak zorunda olduğu bu durumdan sıyrılmak için ben dahil tüm annelere güç ver Allah'ım.... 

Bu sabah herşey yolunda evden çıktık (evden çıkma safhasına gelebilmek bile sevindirici bi aşama tabi) asansördeyiz. Görkem'in tişörtünü gördü bende ondan giyecektim e sen onu dün giymiştin kirletmişsin okulda diyorum yok laftan anlamıyor. Karga tulumba tıktık bunu arabaya  çocuk kilidini icat edenden Allah razı olsun :)

Görkem'i okuluna bıraktık. Tam tişört olayını unutup susmuştu ki bu seferde bende onun okuluna gideceğim diye bağırarak ağlamaya başladı. Ağlaya ağlaya zaten kısa mesafede olan okula vardık. Sağolsun imdadımıza öğretmeni yetişti ama yine kucaklayarak bağıra çağıra bırakmak zorunda kaldık okula :(  E be çocuğum bu kaprisler bir an önce bitse de normal insanlar gibi biz de işimize gelsek olmaz mı? 

Aslında bir aşama katettik gibi görünüyor. Önceden yok yere kendi ile ilgili bi sorun çıkarıyordu. Şimdi Görkem ile kendini kıyaslıyor :)) aman ne aşamaa... Bir çocuğun kardeşinin olması güzel olduğu kadar zor da... Hele aynı cinsiyetten iki çocuk olunca birbirlerini rakip hissediyorlar bunu dezavantaj olarak değerlendirecek olursak, birlikte keyifle oyun kurup ortak şeylerden hoşlanmalarını da avantaj olarak değerlendirebiliriz.  Böyle böyle onlar büyüyecek hayat hepimiz için akıp gidecek, ve bizler de yaşlanacağız... 

Aynı duyguları paylaşan tüm anne-babalara çokça sabır dilerken, sağlıklı evlatlar verdiği için Allah'a da binlerce kez şükrediyorum. 

Çok şükür bin şükür.... 
Devamını Oku »

9 Eylül 2016 Cuma

Tatilden Dönüp Tekrar Tatile Gidenler El Kaldırsın :)

Yaz geldi havalar ısındı. Tatile ne zaman gitsek aman şimdi çok sıcak hele bi sıcaklar geçsin. Azıcık hava serinlesin derken, ağustos sonunda tatile gidersen tatil dönüşü de sen gelmeden eylül gelmiş olur. İşte koca bir yaz tatilini daha bitirdik. Geçen hafta çalışma hayatına kısa bir mola vererek akdeniz bölgesine indikten sonra, evden ve işten kısa süreliğine ayrılmak iyi geldi hepimize. 
Bol bol havuza giren denizin hırçın dalgalarından hoşlanmayanlar, yorulunca gölgede biraz tabletle sıkı fıkı oldular. Aman bu bünyelere herşeyin fazlası zarar aa dostlar tatilin bile fazlası sıkıyormuş. Ya da tek otelde bir hafta fazla diyelim. Seneye başka bir tatil anlayışı ile yaklaşacağım kesin. 
Tatil demek bazı yasakların kalkması, kafana göre yiyip içme, esneklik demek olduğundan kuralsız kaidesiz bir hafta iyi geldi tabi bizimkilere :)
Onur her zamanki gibi tatilde inadından vazgeçmediği için keçilerini de getirdi tabi yanında. Yer yer onun keçilerle benimkiler kavga etse de genel olarak onlarla geçirdiğimiz dolu dolu zaman serum etkisi yaptı bize :)
Eee Antalya'ya kadar gelmişken Expo 2016'ya da gitmesek olmazdı. Hava çok sıcak olduğu için gezmek için akşam saatlerini tercih ettik. Yerleştiği alan o kadar geniş ki sıcakta yürüyerek gezmek işgenceye dönüşeceğinden, elektrikli motorsikletle gezme işini daha da keyifli hale getirdik :) Bir saat içinde bütün alanı keşfettik ;)






























Bahçedeki çimlerden yapılmış hayvan ve insan figürlerine bayıldık. Çok hoş görünüyorlardı. Diğer taraftan farklı ülkelere ait olan evleri, onlara ait olan yöresel eşyaların sergilendiği alanlar çok ilgimizi çekmediğinden oraları pek fazla gezmedik. Çocuk bilim merkezi bizim gittiğimiz saatte kapanmıştı. Görkem çok meraklıdır bilime ama bu sefer kısmet olmadı.  Hızlı bir şekilde geniş çaplı gezi oldu bizimkisi. Ama Antalya'da yaşayan ve gitmeyenlere internet adresinden etkinlik takvimini incelemelerini, kısa bir bilgi edindikten sonra planlı bir şekilde gezmelerini ve en 4-5 saatinizi oraya ayırmalarını tavsiye edebilirim. Bizim gittiğimiz gün Öykü Gürman ve Davutgüloğlu'nun konserleri vardı. Ünlü sanatçıların her gün konser verdiği Expo'da konser günlerine de bir göz atın derim.
Keşke iş durumumuz izin verseydi de bayramı da tatile bağlasaydık harika olacaktı. Neyse buna da şükür deyip, izin dönüşü bir haftalık çalışmadan sonra ee 1 hafta babaanne ziyareti yapıp dönelim en iyisi. 

Şimdiden herkese sevdikleriyle mutlu bayramlar...
Devamını Oku »