Onur'un bakıcılardan yana şansı gülmediği gibi kreşten yana da pek şansı yaver gitmedi. Zorla alıştırmaya çalıştığım kreş maalesef ki kapandı. Öğretmenine ve ortama kısmen alışmıştı. Tam da onu çok seven vicdanlı bir öğretmene rastladık aman nazar değmesin böyle gitsin inşallah dediğimiz bir sırada şaka gibi koskoca kreş aniden kapanıverdi. Neyse ki yeni bir kreş açılmıştı ki açıkta kalmadı. Eski kreşinden bir çok arkadaşı da oraya geçtiği için çok zorlanmadık. Hatta diğer kreşe giderken çözemediğim bir sebepten dolayı her gün ağlayarak veya farklı kaprislerle giderken yeni kreşe bırakırken hiç o tür sorunlarla karşılaşmadık. (aman tahtaya vurayım nazar değmesin.)
Sınıfta iki öğretmen var. Birisi jimnastik öğretmeni ve öğretmenimiz sabahları hoplaya zıplaya teslim alıyor Onur'u :) Henüz uykusu açılmamış Onurcuk neye uğradığını şaşırıyor :)) En sevdiği arkadaşı Cemil Tuna, öyle çok seviyor ki arkadaşını, akşamları evde atıştırmalık bişeyler yerken abisinin hakkının yanında bu da Cemil Tuna'nın diye ekliyor.
Genel olarak kreşin eğitiminden, ilgisinden, temizlik ve yemeklerinden memnunum. Sadece zor geçirdiğimiz 3 yaşın ardından 4 yaşı da çok kolay atlatamayacağımızı belirtmek isterim. Karakter olarak abisiyle Onur hiç mi hiç benzemiyorlar. İkinci çocukta işi biraz daha kolaylarmıyız nasıl olsa tecrübe kazandık diye düşünenlere duyurulur aman aman durum hiç de öyle olmuyormuş. Onur ev kurallarına uymamada oldukça kararlı. Bu aralar abisiyle sürekli zıtlaşıyorlar. Her konuda bir tartışma çıkıyor. Bu aralar en ufak bişeyi sorun haline getirmede üstüne yok.
Kolay değil küçücük yaşta evinden ailesinden ayrı bir yerde günde 10 saat kalıyor. Yazarken bile utanıyorum 10 saat onun yaşında bir çocuk için çok fazla evet biliyorum ama elimden bişey gelmez çalışma saatlerimiz maalesef ki çok uzun ve o saate kadar kreşten başka onu bırakabileceğim hiç bir yer yok. İşi bırakayım desem 16 yıldır çalışıyorum emeğime yazık olacak. Bir yandan çoğu gitti azı kaldı diyerek kendimi telkin ederken diğer taraftan onun en güzel zamanlarının da geçip gittiğini farkına varmanın burukluğunu yaşıyorum. Küçücük bedeni akşama kadar yoruluyor olacak ki onu almaya gittiğimizde yorgun olduğunu hissediyorum. İşten 18.00'de çıkıyoruz ve her ne kadar saatleri almasak da onu almaya gittiğimizde hava kararmış ve bütün arkadaşları gitmiş oluyor. Allah'tan onu bekleyen nöbetçi öğretmenlerin çocukları oluyor da onlarla oynuyor. (Kendi içini rahatlatmaya çalışan üzgün anne tesellisi) Babasıyla birlikte almaya gidiyoruz. Bana afra tafra yapıyor, git, gelme, bakma bana diyor. İçim acıyor üzülüyorum bana bu şekilde davranmasına değil onun bu davranışlarının altında yatan nedenlere :(( Terkedilmişlik hissi mi? Annem beni sevmiyor mu? En son alınmanın siniri mi? Bu davranışını görmezden gelince beş dakika içinde kendisi bir sohbet konusu buluyor ve bana laf atıyor. Dikkatini dağıtarak o konu hakkında hiç konuşmuyoruz. Neden böyle davranıyorsun gibi sorgulamalara girmeden sonunda mutlu mesut eve giriyoruz.
Hiç iyi gelmiyor bu kış ayları bana. Daha şimdiden baharın gelmesini, yeniden enerji dolmayı, kuşların cıvıldamasını, ağaçların çiçek açmasını, çocukların neşeyle çimlerde koşmasını, en azından hava kararmadan Onur'u okulundan alabilmeyi düşlüyorum.
Tüm düşlerinizin gerçek olması dileğimle sevgiler Ülkü ♥♥♥




