Çocuklu Hayat

Çocuklu Hayat

27 Ocak 2017 Cuma

Bazen Bahar - Melisa Kesmez

Selam canım blog!  😊 Oyy ne kadar da özlemişim sana hitap etmeyi 😉 

Hayat telaşesi içinde yuvarlanırken 2 çocukluysan hele bir de tüm gün çalışıyorsan, üstüne bir de iş yerinde sorumlulukların çok işler de yığılmış ise katmerli bir yoğunluk söz konusu ee bu kadar işin arasında kitap okumaya zaman ararken seni ihmal ettiğim doğrudur 😊

Efendim gidiyorum geliyorum bizden haberler şöyle böyle deyip deyip gidiyorum blogdan. Totem yaptım bu sefer öyle yapmayacağım 😊 Kısaca toparlayacak olursam halimizi. Kış ayları benim için inanılmaz yoğun geçiyor. Mevsim itibariyle de güneşe hasret kalınca genel olarak mutsuz oluyorum. Malumunuz 15 tatil karneler alındı. Görkem beyin bir dönem boyunca azimle çalışmalarının sonucu tatmin edici 😊 Biz yine köle usulü çalışmaya devam ederken, Onur kreş hayatına devam ediyor. Görkem için ek kuvvet birliği olarak babaanneyi çağırdık. Evde kitap saatleri yapıp, çılgınca oyun oynuyorlar. Şükürler olsun ki herkesin keyfi yerinde. 

Kitap okumaya bile fırsat bulamıyorum desem yalan olmaz sanırım. İki arada bi derede yemeğin pişmesini beklerken, sütlaç yaparken ya da kısa kısa öğle paydoslarında okuduğum kadarıyla bir kaç çocuk kitabı (pazartesi-salı gibi onları da yazmayı planlıyorum) ve uzun süredir merak ettiğim Melisa Kesmez'in "Bazen Bahar" kitabı ile tanışma fırsatı buldum."Aslında Atları Bağlayın, Geceyi Burada Geçireceğiz" kitabı ile tanınan ve çokça ses getiren kitabını alacaktım sonra adından fazlaca etkilenmiş olacağım ki bahara hasret kaldığımız günlerde bunu tercih ettim. 

Arka kapakta şöyle der; arzuları, korkuları, sevinçleri, kırgınlıkları, umutları; yazları, kışları ve baharlarıyla bir çocuk, bir kadın, bir kuşak, Kesmez'in üslubunu korurken derinleşen incelikli anlatısıyla sesine kavuşuyor. Ağır anneanne yorganlarının, muzun en önemli yenilik olduğu yılbaşı gecelerimizin, sevgiliye yazılan  gönderilmemiş mektupların, değişen şehirlerin ve özlenen çocukluk bahçelerinin, iç sızlatan dostlukların, yarım kalmışlıkların, yeniden başlangıçların; bizi biz yapan değerli ayrıntıların arasından tohumlanan hikayeler.

Hani bazı kitapların arka kapaklarını okursun içinde yazanla hiç alakası yoktur. Bunda aldatmaca yok tam da yazıldığı gibi bir içeriğe sahip. Kısa kısa hikayelerle zaman zaman gülümseyip, kimi zamanda çocukluğuma götürdü beni. İnsan yaş aldıkça ne de çok özlüyor çocukluğunu değil mi? 😢

Melisa Sönmez'in benzetme ve betimlemelerine hayran kaldım.❤ Kitaptaki bazı hikayelerden kısacık notlar aldım. Bakın sizde hak vereceksiniz. Şöyle diyor çocuk olmakla ilgili; çocuk olmak bilmediğinin üzerinden atlamak, bildiğinle yetinmek, elindeki azıcık da olsa ondan bir hikaye yazmaktı. Evdeki bütün terliklerin uç uca dizip halının çizgilerinde yürüterek, kocaman caddeler inşa etmekti mesela, pisipisi otlarından tencere tencere yemek pişirip yalandan ziyafetler vermekti ev ahalisine. "Bir dünya kurmak için bit kadar şeylerin yetebildiğine inanmaktı." 

Boşanmanın karı koca arasındaki hastalığa bir tedavi şekli olarak asla önerilmediği. "Allah korusun"larla haneden uzak tutulduğu yıllardı. Kocasıyla bin yıldır evli olmakla övünen, bir erkek tarafından sevilmemekten orta yaşı geçer geçmez kuruyup ihtiyarlayan kadınların "çocuğunuz var kızım" öğüdüyle her sürtüşmede ertelenen uzak bir ihtimaldi boşanmak. Kol kırılır yen içinde kalırdı. 

Çocukluğumda hissettiğim tüm duygulara ince ince dokunan, kısa ve öz bir kitaptı. Akşamları göz kapaklarımla mücadele içindeyken okunabilecek kısacık dinlendirici bu kitabı okumaktan çok keyif aldım. Sizde aman bu aralar yorucu kitaplar okumaya dermanım yok. İnce ve akıcı kkitaplardan yanaysanız okuyun derim 😉

İyi hafta sonlarınız olsun. 
Sevgiyle kalın, hoşgörüyü de yanınızdan eksik etmeyin. 💛💛💛
Devamını Oku »

22 Aralık 2016 Perşembe

Bizden Haberler

umut ile ilgili görsel sonucu
Ülkemizin içinde bulunduğu durum ortada zaten anlatmaya gerek yok hepimiz acıyı derinden yaşıyoruz. Hal böyleyken ruh halimizin çok iyi olduğu söylenemez. Gündelik telaşlarımız içinde evlatlarımızı en iyi şekilde yetiştirmeye çalışırken, ufacık hastalandığında bile gözünün içine bakan biz anneler için durum daha da vahim. Geleceğe dair umutlarımızla oynanan şu günlerde malesef ki hayata kaldığım yerden devam edemiyorum. Hiç bir şey olmamış gibi yapamıyorum. Acının üstüne bir acı bir acı daha tam toparlanıyoruz derken bir yenisi daha. İki erkek annesi olarak evlatlarımı nasıl bir gelecek beklediğini düşündükçe yaşama sevincim tükeniyor, geleceğe dair umutlarımı yitiriyorum. Koca bir yılı geride bırakırken bütün kötülüklerin bu yılda öylece kalmasını diliyorum. 

Bu moral bozukluğuyla hayata devam etmeye çalışırken, 3-4 gündür evdeyim. Onur hem bronşit hem de zatüriye olmuş. Annelik görevimin yanında ek iş olarak hasta bakıcılığa terfi etmiş durumdayım. Neredeyse nefes alamaz halde doktora götürmüştük. Şükürler olsun bugün biraz daha iyi. Zaten kış gelince hastalıklar bizim eve uğramasa şaşıracağım. Teker teker de gelmiyor. Birisi hastalanıyorsa diğeri de hastalanıyor. Şu anda ikisi birden hasta öksürmekte birbirleriyle yarışıyorlar adeta :((

Dışarıda kar yağmaya devam ederken kar kalınlığı 30cm olmuş. Okullar tatil... Hayat durmuş gibi... Ben nasıl kışın doğdum bilmiyorum. Kar yağınca hele de bu kadar çok yağınca içim daralıyor. Lapa lapa yağışını izlerken, aklıma salep takılıyor. Evet evet salep içeyim derken diyette olduğum aklıma geliyor. 3 haftada 3,5 kilo hiç fena değil, öyle diyetisyene falan gitmedim. Telefonuma kalori takip programı yükledim. Yıllar önce yine bu şekilde 2 ayda 4 kilo vermiştim. Diyet yapmakta bir kaç püf nokta var. Nefsine hakim olabilmek, günlük kalori değerini aşmamak ve süreklilik arz etmesi. İlgilenen arkadaşlara programı şiddetle tavsiye ederim. ''Fatsecret'' programın ismi yazılımını çok beğendim. Çok güzel geliştirilmiş. Bütün ihtiyaçlarımı karşılıyor. Kilo almak veya vermek ya da kiloyu korumak için geliştirilen programda günlük alınması gereken kalori değerlerinin yanında, egzersiz günlüğü mevcut. Alınması gereken karbonhidrat, protein ve yağ değerleri bile hesaplanıyor. Bi göz atın derim ;)

Elimde uzun süredir sürünen George Orwell'in 1984'ü hala bitmedi. Hep aksilikler üst üste geldi. Hasta bakıcılığın yanında bir de kitap okursam bundan iyisi can sağlığı...Yılı bitirmemize sayılı günler kala elimde kalan kitaplarımı bitirebilmeyi hedeflerken, Allah'tan bir mani gelmezse tüm yıl boyunca okuduğum kitaplarla ilgili bir post da yazarsam benden iyisi yok... 

E sağlıcakla kalın o zaman... 
Devamını Oku »

9 Aralık 2016 Cuma

Anne Özlemi...

anne ve evlat ile ilgili görsel sonucu
Bu sabah bloglarda gezinirken Dilek Eren arkadaşımın yazısı gözüme çarptı. Blog hayatıma başladım başlayalı sürekli takip ettiklerimdendir. Anneciğini kaybetmiş. Yüreğinde yaşadığı tüm acıları bloğuna dökmüş. Anne konusu bende öyle hassas ki. 18 yaşımdaydım annemi kaybettiğimde, yüreğimin yarısı parçalanıp onunla birlikte gitti sandım. Böyle bir acının tarifi yok ki anlatayım sizlere. Yıllar yıllar oldu yaram tam kabuk bağlar gibi oluyor, ufacık bir kıvılcımda tekrar alev alıyor işte.

Düşünüyorum da bazen annesi olanlara "annesizlik" çok mu basit geliyor. Annesini kaybetmiş birisinin yanında siz siz olun annelerinizle olan anılarınızdan bahsetmeyin, annenizle kucaklaşıp, nispet yaparcasına sevgi kelebeği olmayın tabi karşınızdaki arkadaşınızı önemsiyorsanız. Yaşınız kaç olursa olsun, isterseniz bir düzine çocuğunuz olsun, annenin yeri bir başka her zaman her anında ihtiyaç duyuyorsun. Hele ki en önemli günlerinde bir yanın hep yarım kalıyorsa içine taş gibi bişey oturuyor. Annem ne üniversiteyi kazandığımı, ne çalışmaya başladığımı, ne evlendiğimi ne de çocuklarımı görebildi. Üniversiteden mezun olurken kepimi atarken "bak anne emeklerin boşa gitmedi" demeyi, çalışma hayatıma başlıyorum "işlerin rastgelsin" duasını almayı, gelinliğimle baba ocağından çıkarken "hakkını helal et annem" demeyi, doğuma giderken sımsıkı elini tutup, "dua et annem" demeyi her şeyden çok isterdim... 

İçimde koca bir boşlukla ben anne oldum. Ona olan hasretimi evlatlarımı bağrıma basarak dindirmeye çalıştım. Bölük pörçük anılar var hafızamda onunla ilgili. En çok dizine yattığımı ve şefkatle saçlarımı okşadığını hatırlıyorum. Pamuk gibi yumuşacık elleri vardı annemin. Onun elleri saçlarımda gezerken sanki dünyanın tüm kötülüklerine kalkan oluyor gibi hisseder, yumuşacık dizlerinde huzur içinde yatardım. İşte şimdi ne zaman Görkem gelip anne seninle vakit geçirmek istiyorum dese (onun vakitten kastettiği sarmaş dolaş olmak) dizime yatırır saçlarını okşarım. Sonra gözlerime yaş yüreğime acı dolar... 

Evlatlarımla olan ilişkimde hep annemi hatırlıyorum. Bazen geceleri korkup yanıma gelir Görkem, anne çok korkunç bir rüya gördüm diye. Ya ben onun yatağına giderim ya da onu yanıma alırım tıpkı annemin bana yaptığı gibi sımsıkı sarılır "korkma ben yanındayım rahat rahat uyu, ben varken kimse sana zarar veremez" derim. Çocuklarım bana anneliğimi yaşatırken bir taraftan da boğazımda koca koca düğümlere sebep oluyor. Bazen yastığımı koklayıp "Ohh ne güzel kokuyor, mis gibi anne kokusu" diyen Görkem'mimi ve küçük olduğu için henüz yüreği duygusal cümlelere açılmamış Onur'umu veren Allah'ıma sonsuz şükürler olsun. Annesizliğimi "anne" ünvanıyla avutmama izin veren yaradanıma çok şükür. 

Annelerinizin kıymetini bilin, onların gönlünü hoş tutun, sakın ha kalplerini kırmayın. Unutmayın anneniz arkanızda görünmeyen koca bir dağ. Dikkat edin o dağ yıkılmasın. Yazıma her zaman kullandığım bir sözle son vereyim "KEŞKE ANNELER ÖLÜMSÜZ OLSA".... 
Devamını Oku »

24 Kasım 2016 Perşembe

Çocuktuk Bizler...

Önemli günlerde nedense hep çocukluğum aklıma geliyor. Bizler de mi yaşlanıyoruz ne! Yaşlılar gibi sürekli anılardan bahsetmeye başladım :) Ben çocukken önemli günleri hep çok ciddiye alırdım. Öğretmenler, anneler, babalar günü, doğum günü olsun çok önemser hazırlıklarına haftalar öncesinden başlar, planlar yapar sürprizler ayarlardım. Kızlar mı çok önem veriyor böyle şeylere, ne de olsa duyarlı ve hassas bir yapıya sahibiz yaradılış itibariyle. Sınıfımızdaki hiç bir erkeğin öyle aman bugün şu özel gün bi hazırlık yapayım dediğine şahit olmadım :))

Malum iki gündür teog tatili var okullarda tam da öğretmenler gününe denk geldi. Görkem'e sordum. Öğretmenler gününde ne alacaksın, öğretmenine ne yapacaksın diye. Niye önceden söylemedin falan dedi. Ee oğlum herşeyi televizyondaki reklamlardan öğreniyorsun da bunu mu görmedin dedim. Tık yok. Sonra gömlek alalım, ayakkabı alalım, çanta alalım falan dedi. Ben yanaşmadım tabi. El emeği göz nuru bişeyler de yapabilirsin dedim. Neyse öylece üstü kapandı konunun. Açıkçası öğretmenine birşey alıp da gönderesim yok. Neden? Benim öğretmenim değil ki Görkem düşünsün bunu öyle değil mi ama? Bize birileri hatırlatmazdı ki... Kendimiz önemserdik böyle günleri.

Öğretmeniyle aramızda hiç bir sorun yok. Yanlış anlaşılmasın. Hatta çok takdir ettiğim bir öğretmen hakkıyla mesleğini yapan ender öğretmenlerdendir kendisi. Görkem'in yerine iki yıldır ben düşünüp bişeyler alıyordum. Tecrübesizliğime verin. Küçük o daha düşünemez diye aklımdan geçirip bu şekilde davranıyordum. Ama bu yıl görüyorum ki bir çok şeyi düşünüp pek de güzel akıl ediyor. Kafama dank etti. Artık kendisi düşünsün bazı şeyleri, onun için önemli olan kişileri olayları, günleri önemsesin istiyorum. Duyarlı ve hassas olsun istiyorum. Ben anneyim isterim de isterim :)) Bu istemenin arkası gelmez dostlar :)))

Hayatta her zaman birileri onun yerine düşünecek değil ya. Bunları öğrensin. Sorumluluk sahibi bir birey olarak yetişsin. Özel günlere değer versin. (Şimdi kaynana moduna bağlıycam lütfen alıcılarınızın ayarıyla oynamayın!) Ee fena mı olur ilerde bir gün evlendiğinde evlilik yıl dönümünü, eşinin, çocuklarının, anne-babasının doğum günlerini hatırlasa sürprizler hazırlasa. Kim istemez böyle hassas bir eş veya çocuğu öyle değil mi ama? Çocuk ailede ne görürse yaşam tecrübesi olarak biriktirir ve onu yansıtır. O kadar kızıyorum ki çevremdeki erkeklere o neymiş eskiden öyle bir gün mü varmışmış. Aman siz bu yontulmamış odun ruhunuzla devam edin. Lakin iki erkek annesi olarak ben çocuklarımı o orman hayatına dahil edemeyeceğim. Allah bana ömür verdiği sürece bir annenin bir eşin hep el üstünde tutulması gerektiğini öğreteceğim. Kadınlara saygıyı, şefkati ve hassasiyeti öğreteceğim onlara...

Bozulmaya yüz tutmuş bu toplum sizin, benim gibi düşünen bilinçli ve duyarlı annelerin yetiştirdiği evlatlar sayesinde kurtulacak... Geleceğimiz, evlatlarımız; evlatlarımız umudumuz olsun...

Bu arada yazımı okuyan tüm öğretmenlerin de günü kutlu olsun ♥♥♥

Devamını Oku »

18 Kasım 2016 Cuma

İlk Ergenlik Belirtilerini Musmutlu Geçirelim mi?

Çocuk yetiştirirken ya biz bu çocukların üstüne çok gidiyoruz ya da onlar bizim yoğun ilgimizden faydalanmaya çalışıyor diye düşünmeye başladım. Tamam evladım sizi çok iyi anlıyorum anne-babanız çalışıyor ilgiye sevgiye ihtiyacınız var. Ama sevgi kelebeği de olamayız ki. Şimdi bu serzenişim kime tabi ki de büyük evlat Görkem'e. Hiç bir annenin evlatlarının arasında seçim yapabileceğine inanmıyorum ben, yapmamalı da!!! Her ikisi de benim can parçam lakin Görkem bu aralar o kadar hassas ki duygusal açıdan ön ergenlik belirtileri olabilir mi diye düşünmeye başladım. Ama daha çok erken değil mi? 9 yaşı bitiriyor artık. Çok hassaslaştı. En çok sevdiğim yönü içinde yaşadığı duygularını dışa vurması. Mesela geçen akşam yatmadan önce (genelde bu duygusallıklar yatmadan önce nüksediyor. Onur beyler uyumayıp Görkem'e haydi yatağa diyince evlat canım bağlıyor duygusala...Gözyaşları sel olurkene vuruyor duyguların ifadesi diline :))) Neyse konumuza dönecek olursak. Yatmadan önce demiştim değil mi? Evet işte yatma hazırlıkları bitti. Yanıma geldi. 
Görkem: Annee ben Onur'u çok kıskanıyorum. Onu sevdiğiniz gibi beni sevmiyorsunuz. Babam hep Onur'un tarafını tutuyor. Beni de sevin, bana da sarılın, benimle sohbet edin.
Ben: Kuzucum ben senle de çok fazla ilgileniyorum. Ama işten çok geç geliyoruz ikinize de ortak zaman ayırmaya çalışıyorum. (Yine çalışma saatleri) Seni de çok seviyorum. Sarılıyorum konuşuyoruz.
Görkem: Ama ben çok üzülüyorum. (İçli içli ağlıyor) Babam da benimle ilgilensin. 
Ben: Annecim baban seninle de oynuyor, yemeğe gidiyorsunuz, maç yapıyorsunuz. Ama Onur'u aldığı gibi seni omzuna alıp gezdiremez çünkü bunun için büyüdün ama küçükken sana da aynısını yapardı inan bana...
Görkem: Amaaaa ben kendimi çok mutsuz hissediyorum. (Sürekli ağlıyor.)
Herşeye alınıyor, herşeye ağlıyor. Tek sebebi kıskançlık mı? Zalim ön ergenliğin de rolü var mı bilemedim :S Onun herşeye ağlaması sinirlerimi bozuyor. 

Aşağıdaki maddeler bizim için henüz erken. Bizim durumumuz hakkında araştırma yaparken rastladım. Kısmen benzediği noktalar da var. Bazen saçma saçma şeyler yapıyor ve bu davranışlarını beğenmemi bekliyor. Bazen ben çocuğum deyip çocuk gibi davranıyor. Bazen de yetişkin gibi davranıp yetişkinler gibi sohbet etmek istiyor. Oyyy oyyy ilk sinyalerine bakılacak olursa zor geçeceğe benzer bu zamanlar :( 

Mutlu bir ilk ergenlik için yapmamız gerekenleri ufacık bir gözden geçirecek olursak;

1-Onları Yürekten Sevin : 
Onlarla ilgili her şeyi sevin, sinir bozucu olanları bile. Yaptıkları ve yapmak istedikleri şeyler için onları sevin. Onları ne kadar sevdiğinizi sözcüklerinizle ve davranışlarınızla belli edin. Önemsiz gibi görünen bu ayrıntılar aslında büyülü bir süreci oluşturur. Bunları izlemek, bir elmasın oluşumunu izlemek gibidir. Bütün o kusurlar gün geçtikçe ortadan kaybolur ve sonunda ortaya sorumluluk sahibi, ciddi bir yetişkin çıkar. Ergen çocuğunuz harika bir eş ve baba ya da harika bir eş ve anne olur. Böylesine muhteşem bir gelişime tanıklık etmek ayrıcalıktır.Ergen çocuklarınızı ayrıcalıklarınız olarak görün, taşımak zorunda olduğunuz yükler olarak değil. Onlar hayal edebileceğinizden çok daha çabuk kavrar ve sezerler. Onlara karşı hissettiklerinizi saklayamazsınız. Bu yüzden onları sadece sevin.

2-Dinleyin ve Dikkatinizi Verin : 
Okuldan eve geldiklerinde, o gün yaptıklarını size anlatırlarken onlarla geçireceğiniz kısacık ve çok değerli bir zamanınız var. Onları gördüğünüze sevinin. Cep telefonunuzu bir kenara bırakın. Bu zaman dilimini akşam yemeğini hazırlayarak ya da telefon görüşmeleri yaparak harcamayın. Onların gözlerinin içine bakın ve anlattıklarını dinleyin. Anlattıkları zaferler, sizin zaferleriniz olsun. Empatik olun. Yine de, kendileri istemediği sürece onlara tavsiyeler vermeyin, nutuk çekmeyin. Sadece dinleyin. Böylece kendilerini önemli ve değerli hissederler. Hepimizin kendimizi böyle hissetmeye ihtiyacı vardır.

3-"Hayır" dediğinizden daha fazla "Evet" deyin : 
Dünya onlara hep hayır diyecek. Hayatları boyunca, “yeterince iyi değilsin” ve “bunu yapamazsın” dalgalarıyla boğuşacakları fırtınalı bir denizde yüzecekler. Hiçbir şey yapamasam bile, elimden geldiği sürece, onların hayatında tam tersini söyleyen ses olmak istiyorum. Sınırlı olmadıklarını ve yeterince sıkı çalışırlarsa her şeyi yapabilecekleri inancını vermek istiyorum onlara. Hayatlarındaki “Evet” ve “Yapabilirsin” ifadesi olmak istiyorum. Her gün evimden kendilerini yenilmez hissederek çıkmalarını istiyorum.

4-Sık sık hayır deyin : 
Çocuğunuzun mutsuz olacağı ya da zarar göreceği deneyimler ve durumlar karşısında hayır demeniz gerekir. Bir ebeveyn gibi davranın. Hem fiziksel hem de ruhsal açıdan güvende olmalarını sağlayacak kurallar koyun. Bunu söylemeye gerek bile olmadığını düşünebilirsiniz ama şaşırtıcı sayıda ebeveynin böyle kurallar koymadığını biliyoruz.

5-Onları besleyin, hem de çok :
Sadece kendi çocuklarınız için değil, çocuklarınızın arkadaşları için de yiyecekleriniz hazır olsun. Bu çocukların bedenleri inanılmaz bir hızla büyüyüp gelişiyor ve bu yüzden de enerjiye ihtiyaç duyuyorlar. Çoğu bunu işlenmiş şekerli ve hidrojenize ya da bunlara benzer şeylerle karşılamayı tercih ediyor. Çocuğunuzun arkadaşları, evinizin lezzetli atıştırmalıklarla dolu olduğunu bilirse, sizin evde vakit geçirmek için ona yalvaracaklardır. Böylece hem çocuğunuzun arkadaşlarını tanımış olursunuz hem de çocuğunuz gözünüzün önünde olur.

6-Ufak Şeyleri Dert Etmeyin :
 Evde bir ergen varsa salonun ortasına bırakılıvermiş bir sırt çantası görmeniz çok doğaldır. Ya da kirli çamaşırlar yatak odasının dört bir yanına dağılmış olabilir. Ağzınızı açıp onlara bağırmak yerine önce kendinizi onların yerine koyun. Öncelikle, o gün kendilerini nasıl hissettiklerini anlamaya çalışın. Belki o gün kendilerini yenilgiye uğramış hissediyorlardır, bir an olsun rahatlamaya ve size bundan söz etmeye ihtiyaçları vardır. Dağınıklığı bir tarafa bırakıp, kocaman, terli çocuğunuza sımsıkı sarılın. Onun dünyası hakkında konuşun. Neler yaptığını, neler yapmak istediğini, hayallerini öğrenin. Ancak ondan sonra etrafı toplamasını isteyin ondan.

7-Sonra geri çekilin ve sihrin işe yaramasını izleyin : 
Eğer bırakırsanız bu muhteşem yaratıklar size yüreklerini açarlar ve sizi hayal dahi edemeyeceğiniz kadar büyük bir coşkuyla severler. Ergenler, etraflarına mutluluk saçan parlak, becerikli ve güçlü ruhlardır. Komik ve zekidirler. Düşünceli ve duyarlıdırlar. Bizim onlara bayılmamızı isterler. Onlara bayılmamıza ihtiyaç duyarlar. Çok derinden severler ve başkalarının duygularını güçlü bir şekilde hissederler. Kaynak
İşte böyle dostlar anne - babaların yürek yükleri hiç bitmiyor. 3 - 4 - 5 yaş sendromları derken kapıda ön ergenlik beliriyor. Aman o da neymiş anlaşırız bu ergenlikle derken ergenliğin babası gelecek. Sonra bitmek bilmeyen sınav stresleri geliyor. Çocuklar çocukluğunu yaşayamadan ana-babalarda onlara doyamadan bi bakmışsınız koca adam olmuşlar. Allah hepimize onların her dönemini doyasıya yaşayacağımız sağlıklı günler göstersin.

♥ ♥ ♥ Mutlu hafta sonlarınız olsun ♥ ♥ ♥
Devamını Oku »

9 Kasım 2016 Çarşamba

Onur'un Kreş Günlüğü - 1 -

Onur'un bakıcılardan yana şansı gülmediği gibi kreşten yana da pek şansı yaver gitmedi. Zorla alıştırmaya çalıştığım kreş maalesef ki kapandı. Öğretmenine ve ortama kısmen alışmıştı. Tam da onu çok seven vicdanlı bir öğretmene rastladık aman nazar değmesin böyle gitsin inşallah dediğimiz bir sırada şaka gibi koskoca kreş aniden kapanıverdi. Neyse ki yeni bir kreş açılmıştı ki açıkta kalmadı. Eski kreşinden bir çok arkadaşı da oraya geçtiği için çok zorlanmadık. Hatta diğer kreşe giderken çözemediğim bir sebepten dolayı her gün ağlayarak veya farklı kaprislerle giderken yeni kreşe bırakırken hiç o tür sorunlarla karşılaşmadık. (aman tahtaya vurayım nazar değmesin.) 

Sınıfta iki öğretmen var. Birisi jimnastik öğretmeni ve öğretmenimiz sabahları hoplaya zıplaya teslim alıyor Onur'u :) Henüz uykusu açılmamış Onurcuk neye uğradığını şaşırıyor :)) En sevdiği arkadaşı Cemil Tuna, öyle çok seviyor ki arkadaşını, akşamları evde atıştırmalık bişeyler yerken abisinin hakkının yanında bu da Cemil Tuna'nın diye ekliyor. 

Genel olarak kreşin eğitiminden, ilgisinden, temizlik ve yemeklerinden memnunum. Sadece zor geçirdiğimiz 3 yaşın ardından 4 yaşı da çok kolay atlatamayacağımızı belirtmek isterim. Karakter olarak abisiyle Onur hiç mi hiç benzemiyorlar. İkinci çocukta işi biraz daha kolaylarmıyız nasıl olsa tecrübe kazandık diye düşünenlere duyurulur aman aman durum hiç de öyle olmuyormuş. Onur ev kurallarına uymamada oldukça kararlı. Bu aralar abisiyle sürekli zıtlaşıyorlar. Her konuda bir tartışma çıkıyor. Bu aralar en ufak bişeyi sorun haline getirmede üstüne yok. 

Kolay değil küçücük yaşta evinden ailesinden ayrı bir yerde günde 10 saat kalıyor. Yazarken bile utanıyorum 10 saat onun yaşında bir çocuk için çok fazla evet biliyorum ama elimden bişey gelmez çalışma saatlerimiz maalesef ki çok uzun ve o saate kadar kreşten başka onu bırakabileceğim hiç bir yer yok. İşi bırakayım desem 16 yıldır çalışıyorum emeğime yazık olacak. Bir yandan çoğu gitti azı kaldı diyerek kendimi telkin ederken diğer taraftan onun en güzel zamanlarının da geçip gittiğini farkına varmanın burukluğunu yaşıyorum. Küçücük bedeni akşama kadar yoruluyor olacak ki onu almaya gittiğimizde yorgun olduğunu hissediyorum. İşten 18.00'de çıkıyoruz ve her ne kadar saatleri almasak da onu almaya gittiğimizde hava kararmış ve bütün arkadaşları gitmiş oluyor. Allah'tan onu bekleyen nöbetçi öğretmenlerin çocukları oluyor da onlarla oynuyor. (Kendi içini rahatlatmaya çalışan üzgün anne tesellisi) Babasıyla birlikte almaya gidiyoruz. Bana afra tafra yapıyor, git, gelme, bakma bana diyor. İçim acıyor üzülüyorum bana bu şekilde davranmasına değil onun bu davranışlarının altında yatan nedenlere :(( Terkedilmişlik hissi mi? Annem beni sevmiyor mu? En son alınmanın siniri mi? Bu davranışını görmezden gelince beş dakika içinde kendisi bir sohbet konusu buluyor ve bana laf atıyor. Dikkatini dağıtarak o konu hakkında hiç konuşmuyoruz. Neden böyle davranıyorsun gibi sorgulamalara girmeden sonunda mutlu mesut eve giriyoruz. 

Hiç iyi gelmiyor bu kış ayları bana. Daha şimdiden baharın gelmesini, yeniden enerji dolmayı, kuşların cıvıldamasını, ağaçların çiçek açmasını, çocukların neşeyle çimlerde koşmasını, en azından hava kararmadan Onur'u okulundan alabilmeyi düşlüyorum. 

Tüm düşlerinizin gerçek olması dileğimle sevgiler Ülkü ♥♥♥
Devamını Oku »