Çocuklu Hayat

Çocuklu Hayat

27 Ekim 2015 Salı

Trambolin Kazaları

trambolin ile ilgili görsel sonucu

Alışveriş merkezlerinin bahçesinde, parklarda, sıkça gördüğümüz trambolinde zıplamak çocuklar için son derece keyifli, enerjilerini atmak için birebir bir aktivite. Zıplamayı sevmeyen çocuk yoktur sanırım. Bizde her anne baba gibi aman çocuk keyif alıyor ne güzel zıplıyor diye izin veriyorduk.

Bundan 3 yıl önce yine güzel bir sonbahar gününde babasıyla tramboline gitmişlerdi. Babasının söylediğine göre normal zıplamış ama zıpladığı yerden kalkamamıştı. Bacağı anında şişmeye başlamış. Eşim hemen hastaneye götürmüş. Ben işteydim ve Onur'a 4 aylık hamileydim. Apar topar çıktım iş yerimden. Tanıdığımız çok iyi bir ortopedi doktoru vardı. Dar vakitte mesai bitiminde olur ya hep böyle şeyler saat 4-5 civarıydı ayrıntılı bir röntgen daha çekildi. Kaval kemiğinde çatlak tespit edildi. Hemen alçıya aldılar. Çok fazla ağrısı vardı. 4 saate bir ağrı kesici ver dedi doktorumuz. Gerçekten de ağrıdan 3-4 gün geceleri hiç uyuyamadı. 
Bakacak kimse olmayınca 3 hafta boyunca evdeydim. Hamile olduğum için kucaklayıp tuvalete de taşıyamadım. Evdeki plazma car sayesinde ihtiyacını karşılamaya götürebiliyordum. Alçı çıktıktan sonra şükürler olsun ki tam bir iyileşme sağladık. Ama o günden sonra bir daha tramboline çıkmasına izin vermedim. Çektiğimi bir Allah bir de ben bilirim. Allah esirgesin biz ucuz yırttık. Boynu da kırılıp, felç de olabilirdi. 

Doktorumuzun söylediğine göre trambolin kazaları en sık rastladıkları vakalar arasındaymış. Çocuklar dengesiz zıplayıp, kontrolsüz hareket edince ve ters hareketten dolayı kırıklar, çatlaklar, burkulmalar yaşanıyormuş. Çok riskli nasıl oldu da bindirdiniz diyince. Kendimi çocuğuyla ilgilenmeyen cahil anneler gibi hissettim. Başa gelmeyince bilinmiyor oysa uzaktan çok masum görünüyordu. 
Yıllardır zıplıyor hep giriyor bişey olmadı diye düşünmeyin.  Aman çocuklarınızı trambolinden uzak tutun. Sonrası çok fena... O ağrıdan ağladıkça yüreğiniz paramparça oluyor. Tecrübeyle sabit. 

Hepiniz sağlıklı günler diliyorum,...

Devamını Oku »

23 Ekim 2015 Cuma

Matilda - Roald Dahl

Matilda nerdeyse her ziyaret ettiğim blogda karşıma çıkar olmuştu. Bu kadar karşıma çıkması bir tesadüf değil mutlaka bende okumalıyım diyip, 3-4 tane çocuk kitabıyla birlikte sipariş verdim. Gelir gelmez başlayamasam da aklım hep ondaydı. Elimdeki kitabı da bırakamadım. Ben öyle aynı anda   3-4 kitap okuyanlardan değilim. Olamam da...İlk başladığım kitaba haksızlık etmişim gibi hissediyorum o zaman. Tam adapte olamıyorum. Zaten okuyacak vakti araya sıkıştırıp yaratıyorum. Aynı anda birkaçına hiç bulamam ;)

Matilda bir çocuk kitabı. Çocuk kitabı deyince aklınıza öyle masal türü birşeyler gelmesin. Ben Matilda'yı çok sevdim. Çocuk dünyasına inip oralarda dolaşırken hatta anne babasına çok kızdım. Nerde bu devirde onun gibi çocuk kıymetini bilselerdi keşkelerle kendime şaşırarak okudum. 
Çizimleri oldukça sade ama anlatıma uygun. Ben okurken Onur elimden alıp resimlerine baktı. Hadi anlat diyordu. Bir tane Matilda varmış okumayı çok severmiş. Annesi babası da ona çok kızarmış diye başlıyordum. O bile çok sevdi Matilda'yı. 
Çocuk kitapları okumak bana ne katıyor? Onların dünyasına inip bazı davranışlarını daha kolay anlamlandırmama yardımcı oluyor. Görkem'in bazı şımarıklıklarına daha toleranslı davranmamı sağlıyor. Kafamdaki kalıplardan kurtulmuş oluyorum. Nasıl vardıysam artık şu yargıya çalışkan zeki çocuklar yaramaz olamaz. Ama öyle olmadığını kitaplar bile anlatıyor bana. Matilda yaşına göre çok mantıklı ve fazlasıyla zeki bir çocuk. Ama aklından yaramazlıklar geçmiyor mu? 
Hem de en yaratıcısından :) Matilda ve arkadaşlarının yaramazlıklarına da şahit olduğumuz aynı zamanda bir yetişkin gibi düşünüp öğretmeni bayan Honey ile konuşmalarına imrenilecek bir çocuk. Okuyup biraz Matilda ile empati kurun derim ben :)
Görkem içinde iyi oldu bu çocuk kitapları. Matilda ona biraz kalın gelse de diğer aldıklarıma büyük bir hevesle başladı. Onu da uyumadan önce ben okurum belki. Bu hevesi daim olsun inşallah. 
Tanıştığıma memnun oldum Roald Dahl memnun oldum Matilda ;-)
Devamını Oku »

21 Ekim 2015 Çarşamba

Çocuk ve Ölüm Kavramı

Ölüm kabullenilmesi çok zor, yıkıcı, yıpratıcı, duyguların dizginlenemediği hayatın değiştirilemez gerçeğidir. Bizler bile ölümü anlamlandıramazken çocukların bunu anlaması kabullenmesi daha da zor oluyor. İnsanlar doğar, yaşar ve ölür. Öleceğimizi bile bile hiç ölmeyecekmişiz gibi yaşamamız ne tuhaf aslında değil mi? 
çocuklarda ölüm kavramı ile ilgili görsel sonucu
www.zaman.com.tr'den alıntıdır. 
2 yıl önce babamı kaybettiğimde Görkem 5 yaşında Onur 5 aylıktı.  Ölüm acısını çok yakınını kaybederek yaşıyorsan çocuktan bunu saklamak imkansız. Ölmeden bir hafta öncesinde hastaydı babam. Hergün ziyaret ediyorduk. Görkem dedesinin hasta olduğunu biliyordu. Hastalandıktan sonra öldüğünün farkındaydı. Öldüğü gece hepimiz evde yanında kaldık. Eşim çalışıyordu çocuklara bakacak kimse yoktu. Son nefesinde babamın yanında olmak istedim. Gece  2'de kaybettik onu. Sabah olduğunda bir kalabalığa uyandı Görkem. Kendi acımı mı yaşayayım yoksa Görkem'e dedesinin öldüğünü mü anlatayım bilemedim. Duygularım karmakarışık, kalabalığın içinde kimsesizdim. Anasız-babasız kalmak; evsiz, yurtsuz, limansız kalmak gibiydi. Oğlum ölüme yabancı değildi. Çünkü o doğduğundan beri anneannesini ziyaret etmek için mezarlığa giderdik hep. Elini öpmek yerine mezarını sulamaya, koynuna sokulmak yerine mezarının üzerini temizlemeye alışmıştı. Annesinin göz yaşlarına da yabancı değildi. Ona bunu anlatmak zor olmadı. Dedeni de anneannenin yanına koyacağız. Biraz da anneannenin yanında kalması gerekiyormuş, o da kendisini yalnız hissediyormuş dedene ihtiyacı varmış dedim. 
Küçücük dünyasında ölüme de bir yer açtı. Ona göre yaşlanan insanlar ölür. Bazen anne siz öleceksiniz ya ben kardeşimi hiç yalnız bırakmayacağım der. Yok oğlum biz daha ölmeyeceğiz dediğimde hani bir gün yaşlanacaksınız da öleceksiniz ya işte o zamandan bahsediyorum diye ekler kuzum :(

Çocuklarda soyut kavramların tam olarak algılanması 10 yaşından sonra başladığı için somut örnekler vererek, somut ifadelerle anlatmak gerekiyor. Ölen kişinin artık nefes almadığını, bizim gibi yemek yemediğini, yürüyüp konuşamadığı ve artık bundan sonra öldüğü için bunları yapamayacağına dair net ve açık örnekler verilebilir. Ölüm kavramının yaşlara göre algılanması şu şekilde tanımlanmış.

2 yaşından önce çocuklar ölüme ilişkin kavramları anlayamazlar. Ölüme ilişkin tek fark ettikleri şey artık yakınlarının çevrelerinde olmadığı ve onları göremedikleridir. Ölüm uzun süreli bir ayrılık ya da yolculuk gibidir. Kaybedilen yakın çocuğun ebeveynlerinden biri ise ölen kişinin koku, ses gibi alışkın oldukları özelliklerine özlem duyabilirler. Bu yaş döneminde de söz konusu kişinin ölmüş olduğunun çocuğa söylenmesi gerekmektedir.

4-5 yaş döneminde ise ölüm halen geri dönüşü mümkün olan bir süreçtir. Zihinsel gelişimleri ile birlikte ölüm onlara korkutucu olarak gelse de halen hayal güçlerinin etkisiyle ölüme engel olunabileceğini ve üstesinden gelinebileceğini düşünürler.

6-7 yaşlarına geldiklerinde ölümün yaşamın sonu olduğunu ve geri dönüşün mümkün olmadığını kavramaya başlarlar. Genellikle kendi yakınlarının başına gelmeyeceği hasta ve yaşlı kişilerin başına gelebileceğini düşünürler.

10 yaşından sonra çocuklar ölüm kavramını daha net algılamaya başlarlar. Ölümün yaşamın sonu olduğu, herkesin başına gelebileceğini ve geri dönüşünün olmadığını bilirler. 

Çocuğa duygusal destek vermenin yanı sıra fiziksel destek de (sarılmak, öpmek, kucaklamak, ellerini tutmak gibi…) sağlanmalıdır.

Çocuğun ağlamaması, üzülmemesi söylenmemeli, duygularını ifade etmekte sıkıntı yaşadıkları durumlarda resim yapma, ölen kişiye mektup yazma, oyun oynama, spor yapma gibi etkinliklerle dışa vurması sağlanabilir.

Ölen kişinin yüzünü görmesi çocuk için oldukça travmatik olacağından ölen kişinin yüzünü göstermekten kaçınılmalıdır. Kaynak: www.merakedencocuk.com


Keşke dedesinin hastalandıktan sonra öldüğünü bilmeseydi oğlum. Çünkü bu onda derin izler bıraktı. Migren hastası olduğum için bir kaç ay önce çok şiddetli baş ağrısıyla birlikte mide bulantısından dolayı hastanelik oldum. Beni öyle görünce anne nolur ölme diye çok ağladı. O ağladı ben ağladım. Allah'tan öyle çok hasta olan birisi değilim. Yoksa Görkem bundan çok etkileniyor. Çok hassas konular bunlar, onlarda derin izler bırakmaması için lütfen dikkat edelim. 
Allah sevdiklerimizin acısıyla sınamasın, bizleri de çocuklarımıza bağışlasın inşallah... 
Devamını Oku »

20 Ekim 2015 Salı

Hayvan Sevgisi

Evde hayvan beslemek çocuklara koşulsuz sevgi ve sorumluluğun olumlu şeklini vermek için son derece önemli. Kendilerinden küçük oldukları için mi yoksa kendileri gibi canlı kıpır kıpır oldukları için mi bilmem ama tüm çocuklar doğuştan hayvan sevgisiyle doğuyor sanki.
Yüksek ihtimalle  bende o hayvan sevgisiyle doğmuştum. Keşke o kocaman kedinin kuyruğunu çekmeseymişim ve o da benim elimi ısırmasaymış :( O gün bugündür kedilerden aklım çıkar ha uzakta dursun bakışalım ama yaklaşmasın hele hele sakın ha oturduğum sandalyenin falan altına gelmesin basarım çığlığı. Bendeki bu korkuyu anlatmak için ayrı bir yazı gerekli sanırım. Biz daha güzel şeylerden sevgiden hayvan sevgisinden bahsedelim.  
Bütün çocuklar gibi Görkem ile Onur da kedilere bayılıyor. Kucaklarına alıp sevgi yumağı oluyorlar. Fotoğraf bile çekemiyorum onlar öyleyken. Ama ben korkuyorum diye de çocuklarımın da korkmasını hayvanlardan uzak durmasını istemiyorum. Sevmelerine engel de olmuyorum. Sevdikten sonra ellerinin temizliğine özen göstersinler yeter. 
 
2 yıl öncesine ait bir fotoğraf bu. 4 yıl önce ablam Görkem'e doğum günü hediyesi olarak almıştı bu kaplumbağayı. 2 yıl öncesine kadar eline alıp gezdiriyordu. Küçük olduğu için tırnakları falan da yoktu. Ama şimdi kocaman bir ağzı var ne yapacağını kestiremediğimiz için eline almıyor artık. Çocuklara bir başka canlıya karşı sorumlu olmanın verdiği duygu çok başka. Hayvanların beslenme sorumluluğu onlara verildiğinde büyük bir ciddiyetle bunu yerine getiriyor ve kendilerinin önemli olduğu düşünmelerine olumlu katkı sağlamış oluyoruz. Kendilerine olan saygı ve özgüvenleri artıyor. 
Hafta sonu kaplumbağamızı güneşlendirdik. Onun için iki kardeş büyük bir hevesle legolardan bahçe yaptı. Gelgelelim bizim kaplumbağa büyümüş kasları gelişmiş, lego duvarından aşağı atlayınca bizimkiler daha yükseğini yapmak için kolları sıvadı. Yok kaplumbağa atladı, yok kabuk değiştirdi derken keyifli 2-3 saat geçirdiler. Kim demiş kaplumbağalar yavaş diye. Balkonda cirit attı bizimki resmen :))
  

Aslında bizimkilere kalsa köpek alacaklar ama bana göre değil evde tüylü hayvan beslemek benim bünye kabul etmez. 2 çocuğun arkasını zor topluyorum ben bir de hayvanımız olursa ortalarda gezen evi dağıtan ben raydan çıkarım heralde. En iyisi biz böyle sessiz sedasız kaplumbağamızla mutlu mesut içimizdeki hayvan sevgisini koruyalım... 
Hayvanları sevmeyi, korumayı onların yaşam haklarına saygılı olmayı çocuklarımıza aşılayalım. 
Devamını Oku »

12 Ekim 2015 Pazartesi

Çocuklarda Diş Sağlığı

diş ile ilgili görsel sonucu

Beyaz inciler çoğu zaman çıkarken anne-babalara kök söktürür. Çıkmak için bu kadar çaba harcayan onlar değilmiş gibi sinsi sinsi çürümeye başlayan dişlerin sağlığını korumak başlı başına bir sorun. Peki neden? Şöyle ki Görkem'i ilk diş kontrolüne 1 yaşında götürdüm. Her gün düzenli fırçalama olanağım olmasa da diş temizliğine önem verdim hep. İlk dişler çıktığı andan itibaren anne sütü bile olsa gece beslenmesinin diş çürüklerine neden olduğunu sonradan öğrendim. Hoş önceden öğrensem pek birşey değişmeyecekti. 7 aylık bir çocuk sabaha kadar aç duramaz. Anne sütü verdikten sonra ağzının içini gazlı bezle temizlemek gerekiyormuş. Onu yapınca çocuk uyanacak zaten uyku başlı başına bir sorun. Derken bu temizlik işi yılan hikayesine dönecekti.
Onur'un sağolsun abisi sayesinde yemediği şeker, çikolata kalmadı. Görkem 3 yaşına kadar çikolatayla hiç tanışmamıştı. Bayramlarda tutulan çikolatayı oyuncak sanıyordu, o kadar yani :) Dişleri çıktığından bu yana yatmadan önce düzenli olarak muhakkak fırçalar. Bu kadar baktığımız halde ilk dolgusunu 5 yaşında yaptırdık. Şu anda 3 tane dolgusu var. Bir de nur topu gibi yaratığa dönüşmüş çürümüş bir azı dişinin çekilip yerine yer tutucu yapılması gerekiyor, diğer dişlerinin sırasının bozulmaması içinmiş. Dişlerin hem yapısında hem de sağlığında ailenin genetik yapısının önemi çok büyükmüş. İsterseniz kendinizi parçalayın benim gibi... Nafile... Aman nasılsa genlere bağlıymış diye hepten koyumu verelim. Yok biz yine de elimizden gelenin en iyisini yapalım...
Görkem 5 yaşındayken diş hekimliği fakültesi
Düşük oranda floroid içeren çocuk diş macunları kullanalım.
6 ayda bir muhakkak dişlerini hekime kontrol ettirelim. 
Erken yaşta çürüklerin tespit edilip, süt dişi nasıl olsa düşecek dolgu yaptırmaya ne gerek var diye düşünmeyin. Örneğin köpek dişi gibi geç düşen süt dişlerinin düşmesi 12 yaşı bulduğu için erken yaşlarda çürükleri tespit edip dolgu yaptırmak büyük önem arz ediyor.

Küçük çocuklarda diş fırçalamak çoğu zaman sorun olabiliyor. Diş temizliği için Xylitol içerikli sakızlar, öneriliyor. Kutularının üzerinde Ksilitol yazan sakızları tercih edebiliriz. (Xylitol yapay tatlandırıcı olup, sükroz ve benzeri şekerlerden farklıdır. Bu sayede bakteriler bunu fermante ederek diş çürümesine neden olmaz. Bazı araştırmalarda xylitol'ün plak oluşumunu engellediği görülmüş.) Bunun için Vivident, First, chew gibi sakızları kullanarak, dişlerini fırçalatmayan çocuklarınkini hiç yoktan iyidir diyerek bu şekilde temizleyebiliriz. 

Amaaan bizimkisi kendisi fırçalıyor diye düşünmeyin. Arka dişlere tam ulaşamadıkları için onların çürümesi daha erken gerçekleşiyor. Evet her gün yatma faslının uzamasına da sebep oluyor bu durum ama sağlıklı beslenme ve büyümeleri için şart. 

Geçenlerde diş doktorumuzdan tesadüfen öğrendiğim bir bilgiyi de eklemek istiyorum. Oldu ki kalıcı dişlerinizden birisi bir kaza sonucu yerinden çıktı. Hemen çıkan dişi kökü ile birlikte varsa süt yoksa suyun içine koyup en yakın diş hekimliği fakültesine başvurun. Bu dişleri ameliyatla yerine dikiyorlarmış. Eskisi kadar sağlam oluyormuş merak etmeyin. Bu bilgide burda dursun ee yazıda artık son bulsun :)) Ayyy çok manidar oldu ;)

Aman dişlerinize iyi bakın... 
Devamını Oku »

9 Ekim 2015 Cuma

Öksüzler Treni - Christina Baker Klina

Okuyacağım kitapları alırken eskisi gibi kitapçıya gitme şansım olmadığı için malesef internetteki kitap sitelerini gezerek alabiliyorum. Oysa üniversitedeyken meşhur rampalı çarşıya gidip, kitapçıları gezerdim. Tek tek elime alıp sayfalarına dokunurdum. Kokusunu çekerdim içime...Küçük dükkanlara gelen yazarlara kitaplarını imzalatmak için sırada beklerdik. Ne keyifliydi o yıllarda kitap okumak. İmzalatılan kitaplar büyük bir heyecanla bitirilirdi. Hey gidi günler heyyy..
Şimdilerde kitapçı gezecek vaktim malesef yok. Bu nedenle genellikle takip ettiğim bloglardaki kitap kurdu arkadaşlarımın okudukları arasından ve güzel yorumlarından faydalanıyorum. Bazen de toplu kitapların fotoğraflarını koydukları instagram hesaplarından dikkatimi çekenleri araştırıp kitapla duygusal bir kurarsam alıyorum :)) Bu kitabı da 2-3 ay kadar önce sevgili arkadaşım Filiz'in instagram hesabında toplu aldığı kitapların arasında görmüştüm. Aha dedim öksüzler buram buram dram kokuyor kitabın isminde deyip incelemiştim. İlgimi çekince yanına bir kaç tane daha kitap arkadaşı ekleyerek, hemen sipariş vermiştim. 
Kitabın isminin bende uyandırdıkları ile konusu arasındaki fark oldukça farklıydı. Nasıl düz bir mantıksa artık benimkisi :)) Kafamda kurduğum konu: Sokak çocukları var. Kalacak yerleri yok trende ordan oraya gidiyorlar, trende yaşanılanların anlatıldığı olaylar falan diye düşünmüştüm. Amma lakin pek alakası yokmuş. Bu kadar çeneden sonra kitaptan bahsedeyim biraz ;)

1929 yılında sosyal hizmetlerin başlattığı bir uygulama olan; Amerika'nın farklı eyaletlerindeki istasyonlarda durarak içindeki onlarca ailesiz çocuğa ev ve aile bulmak için  hareket eden öksüzler treninde bulunan baş karakter İrlandalı Niamh'ın verildiği ailelerde başından anlatıldığı, öksüzler trenindeki arkadaşı Dutch ile yıllar sonra sürpriz karşılaşmanın hayatlarını nasıl etkilediğinin akıcı bir dille anlatıldığı, oldukça sürükleyici bu kitabı okumanızı tavsiye ederim. Çok keyifle okuduğum keşke bitmeseydi, iyiki de okudum dediğim kitaplardan birisi oldu benim için. 

Keyifli okumalar dilerim... 
Devamını Oku »

7 Ekim 2015 Çarşamba

ÇOCUĞUNUZU ŞİFREYLE KORUYUN !


çocuk istismarı ile ilgili görsel sonucu

Anasınıfından ilkokula geçişte hem ailelerin hem de çocukların okula adaptasyonu zaman alıyor. Yani en azından benim için öyle oldu. 3 yıl anaokul eğitiminden sonra Görkem'in geçen yıl 1. sınıfa başlamasıyla bende tedirginlikler başladı. Geldi mi gitti mi? Sürekli bakıcıyı arıyordum. Sık aralıklarla tembihliyordum Görkem'i "Servisle gidip geliyorsun ama bugün seni ben götüreceğim yok babanın arkadaşıyım yok annenin arkadaşıyım diyen hiç kimseye inanma. Seni sadece servis getirip götürecek. Aman oğlum yabancılarla konuşma, sana birşeyler verirlerse yeme, büyük abiler senden birşeyler isteyip seni yapman için zorlarlarsa hemen öğretmenine söyle ve muhakkak benim haberim olsun" diyerek belki de çocuğu yıldırdım. İlkokulda tenefüs saatlerinde öğretmen denetimi olmadan serbestçe bahçede dolaşıyorlar. Okul kapısından kimin girip çıktığı belli değil. Tamam bahçede nöbetçi öğretmenler var. Ama çoğu çevresinde bir sürü öğrenciyle konuşarak tenefüsü geçiriyor. 
Dışarısı tehlikelerle dolu hele büyük şehirlerde çocuklarımızın güvenliğini sağlamak, kötü niyetli insanlardan korumak için herkes kendine göre bir yöntem geliştiriyor. Bunlardan biri de belki çoğunuzun da rastladığı, benim geçen sene sosyal medyadan gördüğüm yurt dışında yaşanan bir olay şu şekilde gerçekleşiyor.
"Yabancı bir adam okul çıkışında 7-8 yaşlarında bir çocuğa seni annene götüreceğim bugün seni benim almamı söyledi. Ben annenin arkadaşıyım diyor. Çocuk hayır benim haberim yok gelemem deyince adam ısrar ediyor. Eğer beni almaya geldiysen annem mutlaka sana şifreyi söylemiştir deyince adam afallıyor. Ve çocuk avazının yettiği kadar bağırmaya başlayınca adam kaçıyor."
Bunu orada görür görmez Görkem'e anlattım. Zaten bu konularda çok hassastır. Ben veya baban dışında kim seni almaya gelecek olursa bu şifreyi mutlaka sana söyleyecek dedik. Hemen aramızda bir şifre cümlesi belirledik. Ve avazı çıktığı kadar bağırarak imdat çağırma provaları yaptık. Hatta şehir dışından gelen babaannesi bir kaç defa onu okula almaya gittiğinde ona şifreyi söyleyerek alması gerektiğini söyledik ki tatbik etsin diye. Güvenli bir şekilde bir başkasının onu nasıl götürebileceğini görsün istedik. 
Okulların yeni açıldığı şu günlerde belki sizlerde kullanmak istersiniz diye paylaşmak istedim. Allah tüm çocukları kötü niyetli insanlardan korusun...         
Devamını Oku »

6 Ekim 2015 Salı

BUGÜNLERDE BİZ...



Okulların açılmasıyla zaten temposu az olan hayatımıza biraz daha tempo kattık. Sabahları 6 buçukta kargalarla randevusu olan Onur'la birlikte mecburen uyanıyoruz. "Kalanlık, Omu kokuoo" diye beni de zorla yataktan kaldırıyor. Rüyamızda gördüğümüz oyuncaklarla başlıyoruz oynamaya :) 

Bir yandan kahvaltı hazırlarken bir yandan da Görkem'i uyandırmaya çabalıyorum. Erken yatmasına rağmen sabahları kalkması 10 dakikayı buluyor. Diğer yandan Onur'un hergün farklı nedenlere bağladığı asabiyetiyle uğraşırken saat nasıl 8 oluyor anlamıyorum. Bakıcımız geliyor. Yedireceklerini, içireceklerini, okuldan gelince Görkem'in yapacaklarını anlatıyorum. Görkem bakıcının sözünü hiç dinlemiyor. Ya da o dinlettiremiyor mu desek acaba? Neyse o konulara hiç girmeyelim. Kahvaltı hazırlıyorum birinin suyu diğerinin kaprisi derken kahvaltımı yapmadan üstümü nasıl giyinip de evden çıkıyorum anlamıyorum. Eskiden işe gelince dinlendiğim sorumluluğu az bir işim vardı. Şimdilerde görev aynı sorumluluk  fazla olunca iş yerinde de pestilim çıkıyor. Geçtiğimiz hafta bir de kitap kaplama derdimiz vardı. Hangi devirdeyiz yahu bulun şuna da bi çare artık :) 

Çok becerikliymiş de pazularını öpüyor :))

Daha önceki bakıcımız yemeğimizi yapıyordu. Şimdiki bakıcımız da yemek yapma konusunda kendisine pek güvenmiyor. Eşim de dahil olmak üzere çocuklar herkesin yemeğini beğenmiyor. Bende çok ısrar etmedim artık ille de o yapsın yiyeceksiniz diye. Vefakar cefakar Türk kadını rollerine bürünüp :)) analar çeker yükü diyerekten iş çıkışı mutfağın yolları göründü yine bana. Yemek pişerken biraz çocuklarla oynuyoruz. Yemek pişti yedik derken saat 8-8.30 falan oluyor. Okulların açılmasıyla Görkem'in ödevleri oluyor haliyle. Dersleri mi tekrar etsek. Sohbet mi etsek ufaklıkla mı oynasam derken 5-6 parçaya bölünüyorum. Okuldan gelince 1 saat dinlenmesini ve sonrasında ödevlerini yapmasını planladık. Bana sadece akşam kontrolleri kalacak inşallah. Şimdilik öyle planladık bakalım ne kadar başarılı olacağız.  Öykü masal türü kitaplar pek ilgisini çekmiyor.  Yatmadan önce 1-2 sayfa hayvanlarla ilgili bir dergimiz var onu okuyor. 

Bana gelecek olursak nerdeyse 1 aydır elimde olan oldukça sürükleyici aslında bir oturuşta bitirilecek bir kitabı bitirememenin vicdan azabıyla kendime farklı kitap okuma saatleri oluşturmaya başladım. Yatmadan önce pek kitap okumazdım uyku haliyle son sayfalarını hatırlamıyorum diye lakin şu şartlar altında daha uygun zaman yok denecek kadar az. Öğle paydosunda arkadaşlarla sohbet ediyorduk. Ama baktım ki evde hafta içi kitap okuyacak çok fazla zaman bulamıyorum, kitabımı okuyamayınca mutsuz oluyorum. Artık öğle paydoslarını kendime ayırdım. Sürünen kitabımı bugün bitirdim.

Bugünlerde takip ettiğim birkaç çocuk kitabı sever blogger arkadaşım sayesinde içimde çılgınca çocuk kitabı okuma isteği var. Heyecan içerisinde kargo yolu gözlemekteyim. 

İstemediğiniz kadar çok kitabınız olsun emi :)
Devamını Oku »